Genel

Şanlıurfa ili hakkında bilgi

Şanlıurfa, Güneydoğu Anadolu bölgesinin Orta Fırat bölümünde yer edinen Türkiye’nin bir ili ve en kalabalık dokuzuncu şehridir. Şanlıurfa; doğudan Mardin, kuzeydoğudan Diyarbakır, kuzeyden Adıyaman, doğudan Gaziantep illeri, güneyden ise Suriye sınırıyla çevrilidir. Şanlıurfa yüzölçümü 18.584 km², alan kodu 0414’tür. Şanlıurfa nüfusu 2020 yılına bakılırsa 2.115.256’dir. Denizden yükseliği 518 metredir. Peygamberler şehri, Peygamberler diyârı olarak tanınan ve ilk çağların kültür merkezi olan Urfa, târihî bir şehirdir. Şanlıurfa İlçeleri; Merkez, Akçakale, Birecik, Bozova, Ceylanpınar, Halfeti, Harran, Hilvan, Siverek, Suruç ve Virankent’dir.

Şanlıurfa ilinde Güneydoğu Anadolu bölgesinin kara iklimi egemendir. Kışlar olduça soğuk ve devamlı, yazlar fazlaca sıcak ve kurak geçer. Fazla olmayan yağışlar Karakaya Baraj gölü, Atatürk Baraj gölü yardımıyla artmaya adım atmıştır. Yer yer çalı kümelerine, su boylarında da seyrek kavaklara rastlanılmakdadır. Kış aylarında yeşillenen düzlükler yaz sıcaklarının başlamasıyla derhal bozkıra döner,otsu bitkiler kurur. Urfa ili Türkiye`nin orman bakımından en yoksul ilidir. İl sınırları içinde belli başlı orman yoktur.

Şanlıurfa Tarihi

Peygamberler şehri diye anılan Urfa’nın 8000 yıl öncesine kadar uzanan varlıklı bir târihi vardır. Hatta hazret-i Âdem ile Havva’nın bir süre Urfa’da kalmış olduğu rivâyet edilir. Böylece Urfa ilk yerleşim merkezlerinden biridir. Kuruluşundan bu yana Urfa, yüzlerce efsâne ve hikâyeye mevzu olmuştur.

Urfa bağrında kurulan dünyânın ilk üniversitesi olarak malum Harran Üniversitesi ile ilk çağların kültür merkezi olmuştur. Urfa her köşesinde ve her taşın altında (târihi yaratı) efsâne yatan Efsâneler şehridir. Urfa Sümerler ve eski Babillilerin nüfûzu altında kalmıştır. Anadolu’da ilk siyâsî birliği kuran Hitit İmparatorluğu bu bölgeyi sınırları içine almıştır. Medler Babilleri yenice bu bölge ve Bâbil topraklarını Medler ele geçirdiler. Medlerin yerine geçen Persler bu bölgedeki hâkimiyetlerini devam ettirdiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, İran Pers Devletini yenerek ortadan kaldırınca bu bölgeyi Makedonya İmparatorluğu topraklarına katmıştır. Makedonya Kralı İskender ölünce, imparatorluk komutanları içinde paylaşıldı. Bölge, Asya İmparatorluğu Salevkosların payına düştü.

Hurrilerin yaşadıkları Murri-Mitanni Devleti bu bölgede kuruldu. M.S. 1. asırda Romalılar bölgeye erişmişlerse de Urfa şehri Roma ile Patlar ve bunların yerine geçen Sasaniler içinde mücâdele mevzusu oldu. Pat ve Sasaniler bölgeyi daha fazlaca ellerinde tuttular. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu bölününce, Fırat ve Torosların ötesi olan Doğu Anadolu kısmı tüm Anadolu şeklinde Doğu Roma (Bizans)nın payına düştü ve bu bölge Bizans ile İran içinde jeopolitik mücâdele mevzusu oldu. Bizans devrinde Urfa’ya Edessa dendi ve bu şehirde Arâmi kültürü ve Sâmiler egemen oldu. Abbâsîler devrindeyse Urfa ve Harran, iki önemli yerleşim ve kültür merkeziydi.

1086 senesinde Selçuklu Türkleri bölgeyi Emir Bozan Bey emrindeki Türk ordusuyla Bizans’tan alarak fethetti. Birinci Haçlı Seferinde Urfa, Lâtinlerin eline geçti. Burada bir Haçlı Devleti kuruldu. 1098-1146 yılları aralığında 48 yıl içinde Fransız asıllı 4 kont, Haçlı Devletini idâre etti. Zengilerin başkumandanlığındaki Türk orduları bu kontları yenerek tutsak aldılar ve nihâyet Nûreddîn Zengi Urfa’yı geri alarak kontluğa (Haçlı Devletine) son verdi. Akkoyunlular ve Karakoyunlular Mısır-Suriye Türk Memlûk Devletine tâbi olarak bu bölgeyi ele geçirdiler.

Yavuz Sultan Selim Han 1516 senesinde Urfa ve civârını Osmanlı Devleti sınırları içine kattı. Urfa, Osmanlı Devrinde 8 sancaklı ‘Rakka’ beylerbeyliğinin (eyâletinin) fazlaca defâ merkezi oldu. Osmanlı Devrinde ‘Ruhâ’ yada ‘Urfa’ ismiyle anıldı. Kânûnî Sultan Süleymân Han Irakeyn Seferine giderken iki gün Urfa’da kaldı. Urfalı meşhurların sonuna Ruhâvî, Rehâvî yada Urfalı lakabı eklenmiştir. Şâir Nâbi Urfalıdır.

Tanzimattan sonrasında Urfa, Halep vilâyetinin (eyâletinin) 5 sancağından (vilâyetinden) birine merkez oldu. Sancağın 5 kazâsı bulunuyordu. Bilâhare Halep’ten ayrılarak müstakil sancak oldu.

Birinci Dünyâ Harbinden sonrasında 7 Mart 1919’da İngilizler tarafınca işgal edildi ve 1 Kasım 1919’da Urfa’yı Fransız işgal kuvvetlerine devrettiler. Türklere âit malları Ermenilere devretmeye başladılar. Urfalılar Fransız askerleriyle kahramanca savaşarak Urfayı düşman istilâsından kurtardılar. 11 Nisan 1920 günü duâ, tekbir, gözyaşlarıyla Urfa Kalesine Türk Bayrağı kıyâmete kadar burada kalsın duâlarıyla çekildi. Cumhûriyet Devrinde tüm sancaklar şeklinde Urfa da kendi adını taşıyan ilin merkezi oldu. 12.6.1984 senesinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen bir kânunla Urfa adı Şanlı Urfa olarak değiştirilmiştir.

Şanlıurfa Târihî Eserler ve Turistik Yerleri

Peygamberler diyarı olarak adlandırılan Şanlıurfa târih hazinesiyle dolu bir ilimizdir. Hazret-i Âdem ile hazret-i Havva’nın bir süre bu şehirde yaşamış olduğu rivâyet edilir.

Halilürrahman Câmii: (Mevlid-i Halil): Selahaddîn Eyyûbî’nin yeğeni, Melik Eşref tarafınca 1211’de yaptırılmıştır. Câminin yanında medrese odaları, hazire ve türbeler vardır. Bu câmi, Şanlıurfa ve Güneydoğunun en büyük câmisidir. 500 m2 üstünde 2 minâreli, bir büyük ve 35 ufak kubbe üstüne kurulmuştur. Selçuklu mîmârî tarzında yapılmıştır. asırda yapılmış bir havuz vardır. Bu havuz bir kanalla Ayn-i Zelihâ (Zelihâ Kaynağı) isminde olan 1500 m2 lik göle bağlanır. Nemrut isminde zâlim bir kral, İbrâhim aleyhisselâmı bir tepe üstünde kurdurduğu mancınıkla çok önemli bir odun yığını hazırlatıp ateşe attırır. Fakat Allahü teâlâ bu ateşi ânında berrak bir göl hâline getirir. Hazret-i İbrâhim ateşe atılmış olduğu ve ateşin onu yakmadığı Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerle sâbittir. Bu göl ve havuzda bulunan balıklar mukaddes sayılır ve halk tarafınca yenmez.

Ulu Câmi: Câmii Kebir Mahallesindedir. Urfa’nın en eski câmisidir. Sekiz köşeli mîmârisi ayrı bir özellik taşır. Avludaki kuyunun suyuna Îsâ aleyhisselâmın mendili batırılarak hastalara su getirilmiş olduğu rivâyet edilir. Eski aslî adı ?Kızıl Kilise? olan bu yerde daha önceleri ay ve güneş tapınakları vardı. Nemrut Sarayı diye eskiden anılırdı. Taşları kızıl renktedir. Câmi avlusunun doğu köşesinde Selâhaddîn Medresesi yer alır. Câmi avlusunun batısındaki mezarlıkta Haçlılara karşı şehit düşen yedi kumandanın kabirleriyle Mevlânâ Halîd-iBağdâdî hazretlerinin mübârek oğullarına âit tek kubbeli türbe bulunmaktadır. Hâlen saat kulesidir. Câminin içinde, 48, haricinde 15 sütun vardır.

Rizvâniye Câmii: Balıklı Gölün yanındadır. Rakka Vâlisi, Hamârizâde Ahmed Rizvare Paşa 1736’da yaptırmıştır. 30 hücreli ve 2 dershâneli medresesi vardır. Bağdat’tan kütüphânesine iki katır yükü yazma kitap getirilmiş olduğu söylenir.

Hasan Paşa Câmii (Tokdemir Câmii): Gölbaşı MahallesiyleAharbaşı Çarşısı arasındadır. Tek kubleli kısmını Tokdemir adlı bir Türk beyi, tarafındaki ana kısmı ise 1499’da Uzun Hasan adına Şeyh Yâkup yaptırmıştır. Dikdörtgen avlunun doğusunda bulunmuş olduğu tahmin edilen medrese günümüze ulaşmamıştır. Yavuz Sultan Selim Han devrinde tâmir ettirilmiştir. Daha sonraki tâmirlerle de orijinalliğini yitirmiştir.

Ak Câmi (Nîmetullah Câmii): Nîmetullah Mahallesinde olup, yapım târihi kati olarak belli değildir. Plânı Edirne’de bulunan üç şerefeli câmiye benzemektedir. Minâresi Urfa’daki minârelerin en uzunudur. Avluda mesire odaları ve türbeler vardır.

Hazret-i Eyyûb Mağarası: Eyyûb aleyhisselâmın çile çekmiş olduğu mağaradır. Dar ve karanlık bir mağara olup, 4 basamakla inilir.

Dergah (Nakşın) Mağarası: Urfa Kalesinin eteklerindedir. İbrâhim aleyhisselâmın doğduğu mağara olarak bilinir. En fazlaca ziyâret edilen yerlerdendir. Mağaranın tarafındaki kuyudan çıkan suya zemzem denilir. Suyun tadı zemzeme benzemektedir. Bu bölgede yedi mağara vardır. Bir mağarada da İbrâhim aleyhisselâmın annesinin yatmış olduğu söylenir.

Hazret-i Şuayb Mağarası: Târihî Şuayb şehrindedir. Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesinde ‘Devr-i Mesih’ denilen yere (kiliseye) seyâhatı esnâsında hazret-i Îsâ’nın geldiğini ifâde eder. Havariler burada İncil’i hazin sesle okudukları için buraya ?ruhâvî? denir.

Hayat bin Kays Harrâni Türbesi: Harran ilçesindedir. Büyük veli, âlim Hayat bin Kays el-Harrânî hazretleri medfundur. Ziyâret mahallidir.

Urfa Kalesi: Kent yakınında Dambak Tepesindedir. M.Ö. 2000 senesinde yapıltığı tahmin edilmektedir. Osmanlılar zamânında tâmir ettirilen kale, iç ve dış olmak suretiyle iki bölümden meydana gelmiştir. Dış kale dört kapılıdır. İç kale 25 burçlu ve tek kapılıdır. Kale üstünde bulunan iki taş sütunun İbrâhim aleyhisselâmın ateşe atılmasında Mancınık olarak kullanıldığı söylenir. Kalenin arkasındaki mahalleye Kırk Mağara adı verilir. Her evin bir mağarası vardır. Şehrin etrâfını çevreleyen surların Harran Kapısı, Bey Kapısına âit Mahmudoğlu Kulesiyle bâzı duvar ve burç kalıntıları günümüze kadar gelebilmiştir.

Birecik Kalesi: Birecik ilçesindedir. Kale 56 m yüksekliğindedir.

Harran Kent Harâbeleri: Şanlıurfa’nın 44 km güneyindedir. Mezopotamya’daki çeşitli medeniyetlerin izlerini taşır. Hitit, Roma ve Türk devirlerine âit fazlaca kıymetli târihi eserler ve belgeler bulunmaktadır. Dünyânın ilk üniversitesi kabul edilen Harran İslâm Üniversitesinin kalıntıları burdadır. 75 m yükseklikte olduğu sanılan ?Rasat Kulesi?nin hâlâ ayakta kalan 40 m’lik kısmı ilgi çekmektedir. Harran Ovası milletlerarası ölçülere bakılırsa dünyânın üçüncü ve Türkiye’nin birinci ve en verimli arâzisidir. Cenup Anadolu Projesiyle bu ova sulu tarıma geçerek Türkiye’de ziraat üretiminde büyük bir patlama olacaktır.

Târihçi Batlemyus’a bakılırsa, Harran’ı Sümerler M.Ö. 6000 senesinde kurmuşlardır. Harran yol mânâsına gelir. 1185’te Endülüslü Muhammed el Cübeyr Harran’ı gezdiğinde 2 üniversite, 2 hastâne, muntazam, geniş caddeler, güzel evlerden bahseder. M.Ö. 3000 senesinden M.S. 1260’ta Moğolların şehri yıkmasına kadar medeniyetlerin beşiği olan Harran’ın sırları hâlâ çözülememiştir. İncelemeler devam etmektedir.

Târihte ilk astronomi çalışmalarının başladığı yer olduğu sanılan Harran’da, kazı çalışmalarını 1952’de İngiliz Arkeolog S.Rice başlatmıştır. Bu kazılarda Bâbil Kralı Nabonid’in mezartaşı bulunmuş olup, Şanlıurfa Müzesindedir. Külâh (arı kovanı) biçimli kerpiç yapı dünyâda sâdece bu bölgede bulunmaktadır. Kale duvarlarının Anadolu, Aslanlı, Bağdat, Musul, Rakka ve Halep kapıları vardır.

Selçukluların kurduğu, Moğolların yıktığı üniversiteyi Yavuz Sultan Selim Han tekrardan inşâ ettirmiştir.

Sumatar: Şuayip şehrine giden yol üstünde bulunan bu eski kent harâbeleri Asurlulardan kalmadır. Hazret-i Şuayb’in mağarası da burdadır. Fırfırlı Kilisesi; fazlaca eski bir kilisedir. Simetrik bir yapıdır.

Nemrud Tahtı: Urfa’nın güneybatısındaki dağ silsilesi içinde sarp ve yüksek bir tepenin zirvesindeki düz kayalığa bu ad verilmiştir. Başlıca mesire bölgeleri şunlardır:

Aynızeliha Gölü: İl merkezinde olup, gölün etrafı kavak, söğüt, dut, nar ve incir ağaçlarıyla kaplıdır. Gölde yaşayan balıklar mukaddes sayıldığından yenmez. Burası Urfa’nın mühim mesire yerlerindendir.

Halilürrahman Gölü: İl merkezinde olup, gölün etrafı söğüt ve çınar ağaçlarıyla kaplıdır. Göldeki balıklar mukaddes sayıldığından yenmez. Turizm açısından mühim olduğundan çevresinde çeşitli tesisler yapılmıştır.

Karaköprü: İl merkezine 5 km mesâfede, Karaköprü Köyünün yamaçlarında güzel bir mesire yeridir. Oldukça güzel soğuk su deposu da vardır.

Direkli: İl merkezinin kuzeybatısındaki Direkli Deresi çevresi ağaçlarla kaplı bir dinlenme yeridir. Bu bölgede ek olarak büyük bir yeraltı suyu vardır. Su fazlaca tatlı olup, şifâlı olduğu söylenir.

Şanlıurfa Yüzey Şekilleri

Fazla çeşitlilik göstermeyen yeryüzü şekillerine, genel anlamda yaylalar (% 61.7) egemendir; geri kalan bölümün % 16.3’ünü ovalar % 22’sini dağlar kaplar. İli kuzeyden çevreleyen Güneydoğu Toroslar’ın orta bölümündeki yükseltiler üstünde uzanan yaylaların, güneyi geniş ovalara açılır. Yükseltisi fazla olmayan bu dağlar, Güneydoğu Toroslar’ın orta bölümünde yer edinen yükseltilerin cenup etekleridir. Yükselti güneye doğru azalır. Tektek Dağlan, Susuz Dağları, Takırtukur Dağları, Germuş Dağları, Nemrut, Şebeke ve Arat Dağları, kuzeydoğuda Karacadağ’ın uzantısı Mandal Tepesi (1.895 m, bununla beraber ilin en yüksek noktası), başlıca yükseltilerdir. Harran Ovası ile Virankent içinde yükselen Tektek Dağları, kuzey-güney doğrultusunda dalgalı düzlükler görünümünde, alçalarak Suriye sınırına kadar sokulur. En yüksek noktası 817 m olan Susuz Dağlan, Tektek Dağları’nın kuzeybatısına bir yay çizerek uzanır. Takurtukur Dağları (1.222 m), Karacadağ’ın batısında; Germuş Dağlan (800 m), Merkez İlçe kuzeyinde yükselir, Merkez ilçe güneyinde Nemrut (Tilki) Dağları’nda 800 m’yi aşmaz, Şebeke Dağlan 5750 m) Suruç İlçesi’ndedir. İl topraklarında geniş düzlükler kaplayan Urfa Yaylası, Fırat Irmağı ve Güneydoğu Toroslar içinde kalır. İlin ve ülkemizin en geniş (2.750 km2) ve verimli ovalarında birisi Hanan Ovası’ dır. 700 km2 genişliğindeki Suruç Ovası, Harran Ovası’nın batısında (dalgalı, engebeli bir yapıdadır), Virankent Ovası (1.200 km2) doğusundadır. Kuzeyde daha ufak çaplı Hilvan, Bozova ve Siverek ovalan, tepeler içinde düzlükler biçiminde yayılır. Şanlıurfa, su kaynaklan açısından varlıklı sayılmaz. En mühim ırmak Fırat’ tır. Irmak, Siverek İlçesi’ne Diyarbakır il sınırından Cenup-güneybatı doğrultusunda akar. Adıyaman-Şanlıurfa sınırını çizer, batıdan Göksu’yu alır, güneyde Birecik İlçesi batısında Suriye’ye geçer. Cülap, Cavsak, Belik, Habur sularıyla Zengeçur Çayı, diğeri sulardır. Kutsal sayılan Halulünahman Gölü (150×30 m) il merkezinde olup çevresi mesire yeridir. Aymzeliha Gölü’de ufak (50×30 m) ve mukaddes bir göldür. Her iki gölde yaşayan balıklar, mukaddes sayıldığından avlanmaz. Büyükgöl ve Küçükgöl adlanın taşıyan iki göl daha vardır.

Akçakale nerede, hangi ilimize bağlı

.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Oto Aksesuar toptan çakmak
Pusulabet Betoffice Giriş ataşehir escort pendik escort sitene canlı tv ekle bonus veren siteler deneme bonusu veren siteler