"Boşuna mı Okuduk?" - Tanıl Bora Kitap özeti, konusu ve incelemesi - Webhaberim
Eğitim

“Boşuna mı Okuduk?” – Tanıl Bora Kitap özeti, konusu ve incelemesi

“Boşuna mı Okuduk?” – Tanıl Bora Kitap özeti, konusu ve incelemesi

“Boşuna mı Okuduk?” kimin eseri? “Boşuna mı Okuduk?” kitabının yazarı kimdir? “Boşuna mı Okuduk?” konusu ve anafikri nedir? “Boşuna mı Okuduk?” kitabı ne konu alıyor? “Boşuna mı Okuduk?” PDF indirme linki var mı? “Boşuna mı Okuduk?” kitabının yazarı Tanıl Bora kimdir? İşte “Boşuna mı Okuduk?” kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Tanıl Bora

Yazar: Aksu Bora

Yazar: Necmi Erdoğan

Yazar: İlknur Üstün

Yayın Evi: İletişim Yayınları

İSBN: 9789750508844

Sayfa Sayısı: 312


“Boşuna mı Okuduk?” Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

“Diploma = iş” denklemi gitgide geçersizleşiyor. Genç işsizliği ve ‘okumuşların’ işsizliği, dünyada da Türkiye’de de istisnai olmaktan çıktı. Zamanımız kapitalizminde işsizliğin yapısal niteliği aşikâr hale gelirken, tahsilli, nitelikli çalışanlar doğrusu “beyaz yakalılar” da güvencesizleşme sürecinin kurbanı oluyor, imtiyazlarını kaybediyorlar. İnsanlara atfedilen ve onların kendilerine atfettikleri ‘anlamın’ iş durumuna gore belirlenegeldiği bir yaşam dünyasında, işsizlik yalnız tutumsal olmayan derin bir kriz deposudur. 

Elinizdeki araştırma, Türkiye’de beyaz yakalı işsizliğinin toplumsal-ruhsal yanına odaklanıyor. İşsizliğin bir toplumsal edinim olarak iyi mi yaşandığına ve “hissedilen işsizliğe” bakıyor. Üniversite mezunu işsizler işsizlikle iyi mi baş ediyor, hangi yöntemlerle iş arıyorlar? Ne benzer biçimde ayrımcılık mekanizmalarına tâbi kaldıklarını düşünüyorlar? Güvencesizleşen hayatta, nelere –örnek olarak aileye– ne kadar güvenebiliyorlar? İşsizlik deneyiminden duygusal olarak iyi mi etkileniyorlar? Kendilerini iyi mi ifade ediyor/edemiyorlar? İşsizlik deneyiminin orta derslik ‘değerleri’ ve ‘kimliği’ ile etkileşimi nasıldır? Beyaz yakalı işsizler, işsizlik problemininin kaynağını nerede görüyorlar? Neye, kime kızıyorlar? İşsizlik, onları ‘bir şeyleri düşünmeye’, ‘bir şeyler yapmaya’ sevk ediyor mu? 

KPSS ‘belası’, ataması yapılmayan öğretmenlerin sıkıntıları ve mücadeleleri, ‘kullan-at’ seçimi istihdamın belli başlı örneklerinden banka çalışanlarının işsizlik deneyimleri ile ilgili gözlemler de bu sorgulamaya birlikte rol alıyor. Beyaz yakalı işsizleri dinleyen ve onları konuşturan bir kitap…


“Boşuna mı Okuduk?” Alıntıları – Sözleri

  • Rifkin’e gore, işsizliği yapısallaştıran temel etken, ekonominin artık istihdam yaratmadan, tersine istihdamı azaltarak büyümesidir. Büyümenin temel etkeninin teknolojik gelişme olduğu koşullarda “üretkenlik artışı=istihdam artışı” denklemi geçerliliğini yitirmiştir.
  • Uzun süreli işi olmayan kalmak toplumsal hiyerarşide ciddi bir düzey kaybı, edinilmiş toplumsal alanlardan sıyrılma ve dışlanma benzer biçimde ciddi problemler yaratabiliyor.
  • …işsizlik ve işsizlerin işsizliği yaşama biçimleri problemi son kertede siyasal bir sorundur.


“Boşuna mı Okuduk?” İncelemesi – Kişisel Yorumlar

Türkiyedeki orta derslik -bir nevi tampon bölge olan alt ve üst sınıflar içinde – beyaz yakalı ,nitelikli işsizin bulundugu duygu durum değişikliğini, topluma ve bireye geri dönük olarak yaşattığı travmaları bir araştırma olarak bizlere aktarıyor. (Fahrettin Apak)

Özetlemek gerekirse Türkiye’de İİBF mezunu olanların yaşamış olduğu işsizlik, nitelikli olma ve kalifiyeyi kazanma sıkıntısı, hususi sektörün İİBF mezununa perspektif ve tavrı, kpss süreci benzer biçimde mevzuları ele alıp dünya üstündeki benzerleri ile kıyaslıyor, bir ışık tutmuyo elbet bundan dolayı ışık tutma yetisi yok yalnız bu yaptığınız yanlış bakın uygar toplumlar söyle yapmış diyip bari ilerde yapmayın diyor. (Savaş Ç.)


“Boşuna mı Okuduk?” PDF indirme linki var mı?


Tanıl Bora – “Boşuna mı Okuduk?” kitabı için internette en oldukça meydana getirilen aramalardan birisi de “Boşuna mı Okuduk?” PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan bir çok kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Tanıl Bora Kimdir?

1963’te Ankara’da dünyaya geldi. İstanbul Erkek Lisesi’nin arkasından 1984’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni tamamlamış oldu. 1984-87’de Yeni Gündem’de gazetecilik yapmış oldu. 1988-89’da Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’nin gösterim kurulunda yeraldı. Birikim dergisinde editörlük; Toplum ve Bilim dergisinde gösterim yönetmenliği yapmış oldu.

1988’den beri İletişim Yayınları’nda araştırma-araştırma dizisi editörlüğünü yürütmekte, üç aylık toplumsal bilimler dergisiToplum ve Bilim dergisinin gösterim yönetmeninliğini yapmakta, Birikim dergisinde yazmaktadır. Ek olarak, Radikal Gazetesi’nde haftalık futbol yazıları yazmaktadır.


Tanıl Bora Kitapları – Eserleri

  • Cereyanlar
  • Türkiye’nin Linç Rejimi
  • Zamanın Kelimeleri
  • Türk Sağının Üç Hali
  • Taşraya Bakmak
  • “Boşuna mı Okuduk?”
  • Kârhanede Romantizm
  • Yugoslavya
  • Devlet, Ocak, Dergâh
  • Medeniyet Kaybı
  • Hasan Âli Yücel
  • Sol, Sinizm, Pragmatizm
  • Milliyetçiliğin Kara Baharı
  • Yeni Dünya Düzeni’nin Av Sahası Bosna-Hersek
  • Takımdan Ayrı Düz Koşu
  • Tren Bir Hayattır
  • Devlet ve Kuzgun
  • Sayfiye
  • Çizgi Açığı
  • Ankara Rüzgarı / Gençlerbirliği Tarihi
  • Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi
  • İnşaat Ya Resulullah


Tanıl Bora Alıntıları – Sözleri

  • Çelişkiler keskinleşsin diye
    Bu şekilde mi geçsin ömrüm (Sol, Sinizm, Pragmatizm)
  • …işsizlik ve işsizlerin işsizliği yaşama biçimleri problemi son kertede siyasal bir sorundur. (“Boşuna mı Okuduk?”)
  • “Havasından mıdır suyundan mıdır pek kim bilir bura insanlarının direnme sürdürmede üstüne yoktur alimallah. Büyük bir olasılıkla dikkafalılıkta birinciliği asla hiç kimseye kaptırmayız. Politika yapması ihtiyaç duyulan birinci adamlarımızda bu alışkanlık sıkça görülmektedir. Bu güzelim ülkenin Arap saçına dönüştürülmesinde ve burada yaşayan millet ile azınlıkların nerede ise birbirlerine girmesinde direnme denilen faktörün aslan oranı geçmiştir”
    Şerafettin Ömer
    Tan (Priştine), 22 Haziran 1991 (Yugoslavya)
  • “Zaten ayrıca hümanist sıfatı, popüler dilde ‘iyi niyetli, naif, saf’ İn eş anlamlısına dönüşmüştür(1970lerde)-galiba hala da öyledir.” (Cereyanlar)
  • Demiryolcuların emek verme koşullarında ise hiçbir değişim olmamıştı. Eskiden yabancı şirketlerde iyi mi çalışılıyorsa devlet şirketinde de aynı yorucu emek verme değişmeden devam ediyordu. Makinist ve ateşçiler yazın sıcağında kazan karşısında terlerken kışın ayazında açık markizlerde üşüyor, gardıfren denilen vagon memurları daracık kabinlerde vazife hayata geçirmeye çalışıyor, makascçılar ve manevracılar her türlü hava koşulunda hâlâ ağır maaks topuzlarıyla kumanda edilen makasları yönetiyor, özetle yetersiz insan gücü ve teknolojik gerilik ile savaşım ediliyordu. Şüphesiz zorluklar demiryolcunun alnına yazılmıştı. (Tren Bir Hayattır)
  • Ezcümle, parti-devlet eliti içinde, ‘ayakla-
    rın baş olmasını’ istemeyenlerin hoşnutsuzluğu barizdir. (Hasan Âli Yücel)
  • Türkiye kapitalizminin ve modernleşmesinin malum “lümpen karakteri, Türkiye toplumunda bu krizin bilhassa ağır yaşanmasına yol açıyor. Her şeyden ilkin, kitleselleşen ve geleneksel koruma- kollama mekanizmalarını da yitiren büyük bir yoksulluk var. Bunun ötesinde, toplumsal ve ekonomik pers-pektifsizlik, “kıymet” kaybı büyüyor. Dünyayı ve kendini açıklamaya, anlamlandırmaya dönük ezberler bozuluyor. (Medeniyet Kaybı)
  • Sinizm terimi felsefi düzlemde, suni ihtiyaçlardan arınarak gerçek erdeme erişmeyi korumak için çaba sarfeden çileci bir Aristotelesçi okulun yaşam görüşünü tanımlıyor. (Sol, Sinizm, Pragmatizm)
  • Rifkin’e gore, işsizliği yapısallaştıran temel etken, ekonominin artık istihdam yaratmadan, tersine istihdamı azaltarak büyümesidir. Büyümenin temel etkeninin teknolojik gelişme olduğu koşullarda “üretkenlik artışı=istihdam artışı” denklemi geçerliliğini yitirmiştir. (“Boşuna mı Okuduk?”)
  • ‘Nisan, ayların en zalimi’ T.S. Eliot’ın ünlü dizesini tüm bahara teşmil etmeli. Baharın zalim yüzünü unutmamalı. Ahir kışın ve peşin yazın gafil avlayışını, faniliği hatırlatan nisan yağmurunu, polen alerjisini falan kastediyor değilim. İlkbahar provokatiftir ve yalnız pozitif yönde anlamda değildir onun tahriki. Şımarık kışkırtısıyla peydahladığı umutlara hudutlarını gösterir derhal. İnfilak eden arzularla aczler arasındaki gerilmiş ipte bir cambazdır ilkbahar. Ergenin kendini evinde hissettiği mevsimdir – ve erişkinlik birazcık da evden gitmek istemektir. Şüphesiz ilkbahar bununla birlikte bu güzel havada okula gitmek zorunda olmanın saçmalığı anlamına gelir. (Çizgi Açığı)
  • Iranlı yazar Macit Rahnema, kendisini yoksulluk davasına adamış bir eylemci-uzmanin su sözünü aktariyor: ” Birşeyler paylaşacağınız kimse kalmadığı süre yoksulsunuz anlamına gelir.” Uzmanın anlattığı bir izah olmaktan öte, Kuzey Kanadalı Kizilderillilerin yoksulluğu, yoksulluklarini iyi mi algıladıklarını ve tanımladıklarını dile getiriyor bu söz (Sol, Sinizm, Pragmatizm)
  • Zaten, linç sözcüğünün refakatinde linç hukuku kavramıyla birlikte zuhur etmiş olması, bizi irkiltmeli. Kavramın adından türetildiği söylenen -farklı kaynaklara göre- dört kişiden üçü yargıçtır aslına bakarsanız. 1493’te İrlanda’nın Galway nahiyesinde katliam zanlısı oğlunu mahkûm ettikten sonrasında evinin penceresinden sarkıtarak bizzat asan, gaddarlığıyla meşhur yargıç James Lynch… Amerikan bağımsızlık cenginde gerek İngiltere’ye sadık kalan “düşmanları” gerekse her adi kabahat zanlısını mahkemeye çıkarmadan, çoğunlukla kırbaçlatarak, cezalandırtan yargıç Charles Lynch… 16. yüzyıl sonlarında Kuzey Carolina’da muhteşem sertliğiyle nam salmış bir yargıç, John Lynch… Linçin isim babası adaylarından yargıç olmayan, yalnızca William Lynch: 18. yüzyıl sonu/19. yüzyıl başlarında Pittsylvania kentinde bir haydut çetesini bizzat cezalandırmak suretiyle milis örgütleyen bir adam… (Türkiye’nin Linç Rejimi)
  • İllirya, Arnavutların ataları olduğu savlanan bir kadim Cenup Avrupa ırkının ülkesinin adıydı. (Yugoslavya)
  • Kelime, 13 Mayıs 2014’te Soma’da 301 madencinin vefat etmesiyle sonuçlanan korkulu “kaza”nın arkasından, Başbakan -o süre öyleydi- Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleriyle ünlü oldu: “Arkadaşlar doğrusu biz bir kere bu tür ocaklarında, kömür ocaklarında bu olanları, lütfen buralarda bu vakalar asla olmaz diye yorumlamayalım. Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir vaka vardır. Bunun yapısında fıtratında bunlar var.” (Zamanın Kelimeleri)
  • “Devlette bir uzuv olabilmek için şuurlu bir surette onun hareketlerile ilgili olmak, ona tam bir sadakatle yardım etmek, onun inkışaf ve terakkisi­ne çalışmak lazımdır. Asiler, mücrimler ve alâkasızlar da devletin tebaasıdırlar, fakat azası değildirler.” (Türk Sağının Üç Hali)
  • Lyonlu dokumacılar Bourgneuf, Saint-Jean, Saint Georges ve Croix-Rousse mahallelerinde yoğunlaşmışlardı. Dar yollar, karanlık ve uzun avlular, sağlıksız, rutubetli ve ağır bir hava, harabeleri çağrıştıran eski binalar, loş lamba ışıklarının aydınlattığı perdesiz evler bu mahallenin başlıca görüntüsüydü. Lamartine’in “Avrupalı parya kabilesi” olarak adlandırdığı işçi yığınları, bu kirli ve hastalıkların kol gezdirilmiş olduğu yerlerde yaşamlarını sürdürürken, işi olmayan kaldıklarında yollarda şarkı söyleyerek dileniyorlardı. Lyonlu işçilerin sefalete karşı buldukları bu “çözüm”, sonraki yıllarda yaygınlaşarak sokak şarkıcılığının kaynağını teşkil edecekti. (Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi)
  • 19.yüzyılda Türkiye’de demiryolu büyük oranda II.Abdülhamid’in nüfus politikasının bir parçası olarak vazife yapmıştır. Bu kapsamda demiryollarının etrafına değişik etnik kökende göçmenler yerleştirilmiştir. Bunlar çoğu zaman istasyonun karşı kıyısında yerleştirilmiştir… Bu planlama süreci kapsamında göçmen yerleşimlerine padişahların adları verilmiştir. Demiryollarının çevresinde adı Hamidiye, Mecidiye, Mahmudiye olan sayısız göçmen yerleşimi bulunmaktadır. (Tren Bir Hayattır)
  • Prens Sabahattin’in ifadesiyle: ”En büyük düşmanımız direkt doğruya kendimiziz.” (Cereyanlar)
  • Önsöz – Ömer Laçiner
    Millet, kapitalizmle beraber ortaya çıkan, fakat onun direkt, özdeş mantıklı ürünü olmayan bir toplumsallık çerçevesidir. (Yugoslavya)
  • İnsan ölçüsünde mütevazı binalar tercihi, beşeri ebedilik yanılsamasına karşı fanilik bilincinin ifadesidir. (İnşaat Ya Resulullah)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle



[

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Instagram takipçi hilesi instagram yabancı takipçi satın al takipçi satın al
meritking meritroyalbet bahsine giriş madridbet yeni giriş paralı tombala siteleri