Eğitim

Hayatın Anlamı Var mı? – Erol Göka Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Hayatın Anlamı Var mı? – Erol Göka Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Hayatın Anlamı Var mı? kimin eseri? Hayatın Anlamı Var mı? kitabının yazarı kimdir? Hayatın Anlamı Var mı? konusu ve anafikri nedir? Hayatın Anlamı Var mı? kitabı ne konu alıyor? Hayatın Anlamı Var mı? PDF indirme linki var mı? Hayatın Anlamı Var mı? kitabının yazarı Erol Göka kimdir? İşte Hayatın Anlamı Var mı? kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Erol Göka

Yayın Evi: Timaş Yayınları

İSBN: 9786050810660

Sayfa Sayısı: 224


Hayatın Anlamı Var mı? Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Hayatın anlamı var mı?

Varsa ne?

Erol Göka, daima olduğu benzer biçimde gene zihin açıcı bir kitapla bizi bu sorular üstünden hayata, anlama, arzuya, iradeye, teslimiyet ve mücadeleye ve elbet “iyi yaşam”ın ne olabileceğine uzanan bir fikir yolculuğuna çıkarıyor. Hayatın Anlamı Var mı? Hazır reçeteler sunmak yerine, yaşamın anlamını ararken bakılması ihtiyaç duyulan bölgeleri gösteriyor ve okura “Savaşım ve teslimiyet, hem de aynı anda!” diyor.


Hayatın Anlamı Var mı? Alıntıları – Sözleri

  • Hayatın ne işe yaradığını idrâk edebilmek için ömrün sonuna gelmek gerekmiyor. Tıpkı deniz suyunun tuzlu bulunduğunu idrak etmek için tüm denizi içmek gerekmediği benzer biçimde. Bir damla tatmak, bir süre yaşamak yetiyor. Hayatın meşakkatli bir seyahat bulunduğunu görmek için.
  • İradeden bahsederken, iç dünyamızdaki derinliği de hesaba katmamiz icap ettiğini biliyoruz.
    Ne kadar derinlere doğru yol alırsak şuur de o denli devreden çıkıyor, bilinçdışının hükümranlık alanına giriyoruz.
    Geçmiş zamandan uzaklaştıkça, kendimizi yalnızca hafızamızın insafına bırakıyoruz….
  • “Şu dünya yüzündeki yaşam, aslen bir ölümden ibarettir. Bizi korkutan ölüm de hakîkat de, hayattır.!”
  • ”Hayat” hem içinde hem haricinde olduğumuz çember; kah usul usul kah gürül gürül beraber akıp gittiğimiz fakat günün birinde bizi bir kenara atıvereceğine güvenli olduğumuz ırmak.
  • Ama insan gittiği her yere kendini de götürür, kişiliğini devamlı yanında taşır…
  • Boz bulanık bir halde, başrollerde kendimiz olan filmi seyretmişçesine görüyoruz yaşam içindeki hallerimizi.
  • “Yaşam, birbirinden bağımsız bireylerin ortak çalışması olarak görüldü mü, insanlığın ilerlemesine sınır yoktur”
  • Erich Fromm, özgürlük korkusunu işler birçok eserinde. Despotik rejimlerin var olabilmesini özgürlük korkusundan ödleri patlayanların sığınacak liman arama hissiyatlarına bağlar. Demek ki iradeyi, insanoğlunun kuralcılıkta ne kadar ileri gittiğinde değil, özgürlüğünü yönetebilme kapasitesinde arayacağız. Bu fark oldukca mühim!


Hayatın Anlamı Var mı? İncelemesi – Kişisel Yorumlar

“Yarın sabahleyin yepyeni bir dünyaya uyanacağız. Uyanacağımız dünya hakkında hiçbirimizin kati bir bilgisi yok; bireysel yaşamlarımızda bizi nelerin beklediğiyle ilgili milyonlarca olasılık var. Her ihtimale, kaderimizin önümüze açmış olduğu her kapının ardında bizi bekleyenlere karşı hazır olmak, kendi planlarımızı ortaya koymak ve yeni durumlarda bu uğurda savaşım etmek, insan olarak elimizden geleni yapmak… Yaşadığımız büyük imtihan budur.”
Kişiliğimizin huyla ilgili olmayan bölümlerinde değişim yapmak mümkün fakat bunun için de en azından belli ölçülerde iyi aile ortamında yetişmiş olmamız gerekiyor. Eğer aile ortamımız ve ebeveynimizin sağlamış olduğu bakım ve ilişkiler kişilik gelişimimize zarar verici özellikte ise psikoterapiyle olsa bile değişmemiz oldukca zorlaşıyor.
Değişimde yegâne rehberimiz irademizdir. Kişiliğimizde değişimi sağlayacak olan ne aklımız, ne arzumuzdur; onlar bizi daima yanıltabilir fakat iradenin bizi yerleştireceği etik konum sağlam olursa, davranışlarımızı bu referansa bakılırsa ayarlayabiliriz.
Viktorya sürecinin bilim ve fikir geçmişine en büyük armağanları(!) Charles Darwin, Karl Marx, Sigmund Freud’dur.
İnsan zihni hakikat yolunda modus ve aperion içinde salınmaktadır; farkına vardıklarınıza “bilinçli”, farkına varmadıklarınıza “bilinçdışı” demenizin sebebi budur.
Batı’da iradenin hâkimiyeti, Freud’la ve öteki irade düşmanları düşünürlerin etkisiyle 20. yüzyıldan itibaren son buldu. İradeye aşırı vurgu yapmaktan vazgeçip bilinçdışından, gerekseme, arzu ve istekten anlatmak iyiydi iyi olmasına fakat bizi bu kez başka bir çekince bekliyordu İnsanın verdiği kararlar üstünde tesirinin yanı sıra sorumluluğunu da ortadan kaldırmak.
İnsanın başına gelenlerin sorumlusu, sanılanın aksine arzular değil, iradesi alınmış dünyada, arzuların rehbersiz kalmasıdır.
Hayatın ne işe yaradığını algı edebilmek için ömrün sonuna gelmek gerekmiyor, tıpkı deniz suyunun tuzlu bulunduğunu idrak etmek için tüm denizi içmek gerekmediği benzer biçimde.
İnsanın benliğinin irade mevzusundaki görüşlerini iyi mi etkilediğine dair bir örnek:
Schopenhauer, Hinduizm’i, Budizm’i örnek alıp münzeviliği önerirken, Nietzsche’nin sembolü, savaşım insanı Zerdüşt’tür.
Schopenhauer’un acıdan kaçınan karamsarlığının yerini Nietzsche’de neşeli bir iyimserlik alır.
Ermişlerden Sümbül Sinan Efendi bigün dervişlerine sordu: “Şayet Cenab-ı Hak, farz edelim bu kâinatın sevk ve idaresini size vermiş olsaydı ne yapardınız?”
Beklemedikleri bu sual karşısında dervişler şaşırmakla birlikte Pîr’e yanıt vermeme nezaketsizliğinde bulunmamak için çeşitli görüşler serdettiler. Kimi “Dünyada bir tek kâfir bırakmazdım!”, kimi “Bütün kötülükleri yok ederdim!”, kimi “ İçki içenleri helak ederdim!” benzer biçimde devam edip giden cevaplar verdiler. İçlerinden bir tanesi ise yanıt vermeden susuyordu. Bu derviş Pîr’in dikkatini çekti ve ona bakarak “Evladım! Ya sen ne yapardın?”dedi.
Edebinden yüzü kızaran derviş, büyük bir mahviyet içinde şu şekilde yanıt verdi: “Efendim! Allah’ın bu kâinatı sevk ve idaresinde –hâşâ- bir noksanlık mı var ki, ben farklı bir şey yapabileyim? Kâinattaki ilahi tanzim, tasavvurların ötesinde bir kudret akışı içinde devam ederken benim, aciz, kısıtlı, mahdud akıl ve irademle ‘Bunu şöyle yapardım, bunu böyle yapardım!’ demek ne haddime dedi ve utancından gözlerini yere indird (Selma Kavurmacıoğlu)

Hayatın Anlamı Var: Kendisini “İnsanlık Hali” programı ile tanıdığım Erol Göka’nın düşüncelerine inceden merak duymaya başladım. Düşünceleri keskin fakat kendi hali nazik olan bu beyefendi kişiliğin programdaki görüşleri ve informasyon hazinesi kendisinin kitaplarını incelemem açısından bir fırsat sundu bana. Her vakit yaptığım benzer biçimde yeni tanışacağım bu yazarın ilk olarak bir tek bir kitabını temin ettim. Bu kitabı okuyup notu verip ona bakılırsa öteki kitaplarından yararlanmak amacıyla. Neyse ki Erol Göka beni yanıltmadı.
Hayatın Anlamı Var Mı? Kitaba başlamadan ilkin bu probleminin yanıtını azca oldukca biliyordum. Hayatın anlamı ile ilgili şüphelerim yoktu açıkçası. Hatta kitabı alma niyetimin başlangıcında; yaşamının feri sönmüş birini görürsem ona sıhhatli bilgilerle yaklaşmak amacı vardı. Fakat kitap beni, bu yardım etme amacından alıkoyup tamamen kendi içine çekti ve kendi düşüncelerimi izleyeceği yolu göstermeye başladı…
Yazının Devamı http://mucahitonurdiril.com.tr/hayatin-anlami-var-mi-kitap-incelemesi/ sayfamdadır. (Onur)

bir kitap yarışması için öğretmenlerin söyleyipte zorla okumaya başladığım bir kitaptı.doğal olarak ilk 20 sayfasına kadar ondan sonra merakla,anlaya anlaya ,daha heyecanla okumaya devam ettim anladım ki zorla değil merakla okunacak kitaplar içinde olmalı.psikoloji temalı olarak okuduğum en iyi kitap diyebilirim.Tabi ki yaşamın anlamını bu kitabın içinde bulmak için okumamalısınız bu kitabı yaşamın anlamının var olup olmadığı kişinin yaşamını iyi mi yaşamış olduğu ile ilgilidir. (Rustika)


Hayatın Anlamı Var mı? PDF indirme linki var mı?


Erol Göka – Hayatın Anlamı Var mı? kitabı için internette en oldukca meydana getirilen aramalardan birisi de Hayatın Anlamı Var mı? PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan bir çok kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Erol Göka Kimdir?

1959 senesinde Denizli’de hayata merhaba dedi. Ortaöğrenimini “parasız yatılı” olarak Aydın’da tamamladı. 1983’te “Tıp Doktoru”, 1989 senesinde “Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı”, İzmir’de tamamladığı askerlik görevinin arkasından 1992 senesinde “Doçent” olmaya hak kazandı. 1998’de Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Şefi oldu. 2010 yılı başında Konya Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı’na “Profesör” olarak atandı.

Psikiyatrinin birçok alanında meydana getirilen bilimsel çalışmalarda yer almasına karşın ilgisi, daha oldukca psikiyatrinin toplumsal bilimlerle ve felsefe ile kesişim noktalarında yoğunlaşmıştır. İnsanın dinamik özelliklerine ve grup-varlığına olan ilgisi onu psikodinamik yönelimli klinik uygulamalara ve grup psikoterapilerine yöneltmiştir. Bu nedenle bilimsel emek harcamaları ve klinik deneyimleri daha oldukca bu alanlardadır. Psikiyatrinin toplumsal bilimlerle ve felsefeyle olan kesişim noktalarıyla ve psikoterapilerle ilgili oldukca sayıda görüşmede konuşmacı ve hususi davetli konferansçı olmuştur. “Türkiye Günlüğü” ve “Türkiye Klinikleri Psikiyatri” dergilerinin gösterim; birçok tıp ve beşeri bilimler alanındaki derginin danışma kurullarında bulunmaktadır.

Mesleki alanda yayınlanmış kitapları içinde öne çıkanları “Psikiyatri ve Felsefe”, “Felsefe ile Psikiyatri”, “Hayatın İçinde Psikiyatri”, “Varoluşun Psikiyatrisi”dir. Psikiyatri uygulamalarının deneyimi ve felsefi ilgilerinin sonucu olarak ortaya çıkan görüşlerini “Hayata ve Aşka”, “Kadınlar, Erkekler, Âşıklar”, “Ölme” kitaplarında toplamıştır.

Büyük grupların davranışlarının dinamiklerine ve tarihsel kökenine yönelik çabasının ürünü olan “İnsan Kısım Kısım: Topluluklar, Zihniyetler, Kimlikler” adlı kitabının yanı sıra Türklerin tarih süresince değişmeyen tutumlarını anlamaya yönelik araştırmalarını “Türk Grup Davranışı” adı altında 2006 senesinde yayınlamıştır. Bilimsel ve toplumsal çevrelerin yoğun ilgisini çeken ve birçok emsalsiz görüşü barındıran bu emek verme, oldukca verimli tartışmalara niçin olmuştur ve olmaktadır. “Türk Grup Davranışı” kitabı sebebiyle Göka, Türkiye Yazarlar Birliği “2006 yılı Yılın Fikir Adamı Ödülü”ne layık görülmüştür. Erol Göka, “Türk Grup Davranışı” adı altında başlatmış olduğu ve halen devam eden çalışmalarını kitaplaştırmaktadır. “Türklerin Psikolojisi”, “Türklerde Liderlik ve Fanatizm” ve “Türk’ün Göçebe Ruhu” bunlardandır.

Mesleki alanın yanı sıra fikir dünyasını da ilgilendiren mevzularda birçok kitap yazmış; cemiyet psikolojisiyle ilgili bir otorite olarak tanınması sebebiyle görsel ve yazılı medyada gerek sunucu gerek konuşmacı olarak onlarca kere yer almış; üniversiteler, sivil cemiyet örgütleri ve resmi kurumlarca toplantılara çağrı edilmiştir. Erol Göka, 2008 senesinde, “ilmi çalışmalarıyla Türk milletinin ufkunu açan eserler ortaya koyması” dolayısıyla, “Ziya Gökalp/ Türk Ocakları İlim ve Teşvik Armağanı”na layık bulunmuştur.


Erol Göka Kitapları – Eserleri

  • Geçimsizler
  • Ölme – Ölümün ve Geride Kalanların Psikolojisi
  • Hayatın Anlamı Var mı?
  • ‘Gerçek’ İnsanın Yüzünde Yazar mı?
  • Türklerin Psikolojisi
  • Mutedil Müslümanların Günümüzdeki Düşmanları
  • Varoluşun Psikiyatrisi
  • Kadınlar, Erkekler, Aşıklar
  • Aşk Her Şeyi Affederse
  • Psikiyatri ve Felsefe
  • Türk’ün Göçebe Ruhu
  • İnternet ve Psikolojimiz
  • Yedi Düvele Karşı
  • Bilimlerin Vicdanı Psikiyatri
  • Hoşçakal
  • İnsan Kısım Kısım
  • Ilkin Söz Vardı
  • Türk Grup Davranışı
  • Yalnızlık ve Umut
  • Kalpten
  • Hasta Bedenin Ruhu
  • Buradan Bu şekilde / Hayatın Psikososyopolitiği
  • Hayata ve AŞKA…
  • Psikoloji Varoluş Maneviyat
  • Freud


Erol Göka Alıntıları – Sözleri

  • Hayatın ne işe yaradığını idrâk edebilmek için ömrün sonuna gelmek gerekmiyor. Tıpkı deniz suyunun tuzlu bulunduğunu idrak etmek için tüm denizi içmek gerekmediği benzer biçimde. Bir damla tatmak, bir süre yaşamak yetiyor. Hayatın meşakkatli bir seyahat bulunduğunu görmek için. (Hayatın Anlamı Var mı?)
  • İnsan, öncesinden anasının kucağına, bir dilin, bir geleneğin içine doğardı, şimdiki çocuklar fazladan dijital değişen teknolojinin de içine doğuyorlar. Dijitallik, adeta onların ana dili benzer biçimde, bizim içinse öğrenmeye, kekeleyerek konuşmaya çalıştığımız bir yabancı dil. (İnternet ve Psikolojimiz)
  • ” Öğrenip savaşım etmek, savaşım edip öğrenmek ve yeni bir dünya oluşturmak için çalışmak mecburiyetindeyiz. Başka çaremiz yok. ” (Mutedil Müslümanların Günümüzdeki Düşmanları)
  • Bugünkü bilimsel bilgilerimiz; insanoğlunun bilincini, bir başka bilincin istekleri doğrultusunda tamamen değiştiren, boyun eğdiren ve her koşulda itaat ettiren bir maddenin, ilacın ya da hipnoz benzer biçimde bir tekniğin olmadığını göstermektedir. (Psikiyatri ve Felsefe)
  • Bana o şekilde geliyor ki, dostluk da aşk benzer biçimde insan varoluşunun daha çocuklukta kökleşmiş temel koreografisinde sağlam bir yere haiz. Sanki rekabeti de öğrenmek zorunda kaldığımız aile ortamında kardeşlik hisleri kana kana yaşanamadığı için kalbimizde “ideal kardeşlik” için bir yer açılıyor ve hayatımızın içinde ruhları ruhlarımıza değen, ortak erdemlerde buluştuğumuz azca sayıdaki insanı o makama yerleştiriveriyoruz. (Yalnızlık ve Umut)
  • Biz de onlara demeliyiz ki “Bu yaptıklarınıza akıl değil, dizgin tutmaz hırs ve tamahın niçin oldu, aklın bu işte bir günahı yok. Siz insanı insan meydana getiren her şeyi olduğu benzer biçimde aklı da varoluşumuzun merkezindeki kalpten kopardınız, bizi ilkin Yaratıcımızdan sonrasında da ahlâk ve vicdandan, merhametten ve erdemlerden, güzellikten ve tabiattan yoksun bıraktınız!” (Kalpten)
  • Ontoanalitik terapinin temel amacı, kişinin kendisiyle, başkalarıyla ve dünyayla, etkili ve doyurucu bir ritmik kapasite içersinde yaşayabileceği açıklığı ve olanakları göstermeye çalışmaktır. (Varoluşun Psikiyatrisi)
  • Her toplumun ve kültürün yaşlılık tanımı, yaşlıya ve yaşlılığa bakışı farklıdır. Tarihte tam bir yaşlı egemenliği ile yönetilen toplumlar olduğu benzer biçimde, yaşlılarını tenha yerlerde ölüme terk eden topluluklar bile olmuştur. (Hayata ve AŞKA…)
  • Yetkin bir yaşam, sadece erdemli bir yaşam sürmekle elde edilebilir. (‘Gerçek’ İnsanın Yüzünde Yazar mı?)
  • Ibadetler, gündelik yaşamın olağan seyrine bir mola, ara vermedir. Ara veririz şu sebeple bu sayede insan olma kaderinin bizlere yüklediği gerçeklerle yüzleşme fırsatı yakalarız. Dünya hayatına yakarma esnasında bir nebze olsun ara veren, ayraç açan insan, içine batmış olduğu narsisizmden, kişilik davasından kurtulma imkânı bulur. En yüksek eşitlik haline yakarma sırasındaki kulluk bilinciyle ulaşılır. İnsan kardeşlerimizle esastan bir farkımız olmadığını algı ettikçe bu kez sahiden yükseliriz. Hayata ve insanlara bakışımız köklü bir halde değişmiş olur. (Psikoloji Varoluş Maneviyat)
  • .
    “Türk grup davranışının en belirgin özelliklerinden birisi nedir?” diye sorulsa, derhal, “gösteriş ve şatafat düşkünlüğü” diye yanıt veririm. Gerçekten de şu şekilde dikkat kesilip ülkemizdeki yaşam alanlarına baktığımızda geri bıraktırılmış bir ülkede olması ihtiyaç duyulan rasyonel davranış kalıplarıyla asla uyuşmayan, sosyopatiye ve mafiyöz oluşumlara çanak tutan bu gösteriş ve şatafat düşkünlüğünü derhal görürüz: Bin bir model arabaların doldurmuş olduğu yollarımız, giyim kuşamdaki marka merakımız, şehirlerimizin caddelerinde her insana şan olsun diye gezinen düğün alayları, sünnet merasiminden parti toplantılarına asla susmayan davul zurnalar, övünç vesilesi olan çocuklarımızı yolladığımız okullara ödenen paralar, yazlığımızın oda sayısı, köklerini ta nerelere kadar uzatmaya çalıştığımız soyumuz… Köklü bir Tasavvuf geleneğine haiz olsa da bu topraklarda mütevazılığın nişanesi olan postlar bile en lüks yaşamayı hak eden “mersedesli şeyhler” kılığına girmekte gecikmemiş.
    . (Türk Grup Davranışı)
  • Biz bir dilde tasfiye hareketine maruz kaldık. Güya öze doneceğiz derken dilin ana deposu olan gelenekle tarihle bağları acımadan sökülüp atıldı. Biroldukca durum için benzeri mısaller verilebilir fakat konumuzla bağlantılı olduğundan dolayı, geçenlerde internette dolanan tarihçi Halil İnalcık hocaya atfedilen bir sözden bahsedeyim. Hoca, “stres” kelimesinin olur olmaz yerde kullanımına isyan ediyor ve şunları söylüyordu: “Bin kelimeyle iktifa edersek zihni melekelerimiz dumura uğrar. Herkesin ağzında bir stres. İyi de stresten maksadın ne güzelim? Dert mi, gam mı, kahır mı, üzüntü mi, gussa mı, yeis mi, tasa mı, mihnet mi, elem mi, üzüntü mü, kaygı mi, kasvet mi, nedamet mi, melal mi, enduh mu, hüzün mü, hüsran mı, hicran mı, ızdırap mı, inkisar mı, kâbus mu, hafakan mı, teessüf mü, teessür mü, vehim mi, bunalım mı,matem mi, gaile mi? Söyle hangisi?” (Psikoloji Varoluş Maneviyat)
  • .
    Dünyanın en disiplinli ordularını kurabilen, evlerinde konuklarına karşı görkemli bir saygı ve alicenaplık sunabilen Türkler, kendi yalnızlıklarıyla baş başa kaldıkları ve onlardan rasyonel davranma ve başkalarının haklarına saygı bekleyen trafik düzeninde beş otomobil bir şeritte muntazam bir halde bile ilerlemeyi başaramıyorlar.
    . (Türk Grup Davranışı)
  • Erich Fromm, özgürlük korkusunu işler birçok eserinde. Despotik rejimlerin var olabilmesini özgürlük korkusundan ödleri patlayanların sığınacak liman arama hissiyatlarına bağlar. Demek ki iradeyi, insanoğlunun kuralcılıkta ne kadar ileri gittiğinde değil, özgürlüğünü yönetebilme kapasitesinde arayacağız. Bu fark oldukca mühim! (Hayatın Anlamı Var mı?)
  • Ibiza’da Orta Çağ’dan kalma bir güneş saatinin üstünde “Ultima multis”, yazar. Yani “Bugün birçok insanoğlunun son günü olacak.” (Hoşçakal)
  • Kierkegaard, umutsuzluğa ölümcül hastalık diyor. (Yalnızlık ve Umut)
  • ……..ruhsal aygıtımız da bilgili çabamızın karışamadığı bir işleyişiye haizdir. (Geçimsizler)
  • Cumhuriyet projesini şimdi daha iyi anladığımı sanıyorum. Atatürk’ün “Yurtta barış, cihanda barış” derken ve “uygarlık dersleri” benzer biçimde naif bir çabaya girişirken, aslolan olarak kara budunu artık savaşçı deposu olmaktan çıkarmayı, insanlık tarihinde mühim bir yeri olan Türklerin, bu büyük topluluğun, yalnızca savaşçılık değil bir kez de uygarlık adına söz almasını hedeflediğini görüyorum. (Türklerin Psikolojisi)
  • Bir insanoğlunun özelliklerini, güzel, çirkin, histerik, takıntılı olup olmamasını sadece âşık değilsek saptayabiliriz. Aşk, tüm bu tarz şeyleri siler, her insanın sevgilide gördüğünü âşık görmez; hepimiz için basit kabul edilen sevgili onun için herkesten farklıdır; mühim olan hakkaten bir fark olup olmaması değil, bizatihi “fark”tır. (Hayata ve AŞKA…)
  • Bir ilişki yaşandığı sırada mutlu ve olgunsanız, sanılanın aksine, bu şekilde bir ilişki kişisi vefat ettiğinde onun ölümünü kabullenmeniz daha kolay olur. (Ölme – Ölümün ve Geride Kalanların Psikolojisi)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle



[

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
düşmeyen takipçi satın al tiktok takipçi satın al Instagram takipçi hilesi instagram yabancı takipçi satın al takipçi satın al
viagra meritking meritroyalbet bahsine giriş madridbet yeni giriş paralı tombala siteleri