Eğitim

Hüsn ü Aşk – Şeyh Galip Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Hüsn ü Aşk – Şeyh Galip Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Hüsn ü Aşk kimin eseri? Hüsn ü Aşk kitabının yazarı kimdir? Hüsn ü Aşk konusu ve anafikri nedir? Hüsn ü Aşk kitabı ne konu alıyor? Hüsn ü Aşk PDF indirme linki var mı? Hüsn ü Aşk kitabının yazarı Şeyh Galip kimdir? İşte Hüsn ü Aşk kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Şeyh Galip

Çevirmen: Abdülbaki Gölpınarlı

Yayın Evi: İş Bankası Kültür Yayınları

İSBN: 9789754587500

Sayfa Sayısı: 464


Hüsn ü Aşk Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Klâsik edebiyatımızın ikinci büyük mesnevisi ve tüm bir dünya edebiyatının en görkemli eserlerinden önde gelen Hüsnü Aşk ne yazık ki şimdiye kadar yanlış ve noksan çevirilerin kurbanı olmuş ve bu oldukça renkli ve oldukça yönlü yaratı, hep tek yanlı ve dar bir çerçeveden değerlendirilmiştir. Sebk-i Hindî (Hint üslûbu) dediğimiz girift hayallerin, oldukça varlıklı tarihî, güzel duyu, kültürel çağrışımların hakim olduğu bir üslûpla kaleme alınan Hüsn ü Aşk’a bütüncü bir açıdan bakıldığında görülecektir ki; onda bir tek tasavvuftaki vahdet-i vücut düşüncesinin simgesel ve alegorik anlatımı yoktur. O, klâsik edebiyatın tüm meselelerine vakıf büyük bir sanatkârın, Hint üslûbunun insan düşüncesini muhayyilenin engin denizinde sonsuz derinliklere daldıran tesiri altında altı aylık müthiş bir beyin fırtınası ile değindiği, fantastik ve poetik yanının tasavvufî yanından {hiç de} geri kalmadığı bir şiir anıtıdır… Kitapta, sol sayfalarda Hüsn ü Aşk’ın bugünkü harflerle okunuşu verilmiş; sağ sayfalarda da o beyitler düzyazı diline aktarılmıştır. Beyitlerin anlaşılabilmesi için yapılması ihtiyaç duyulan açıklamalar da (454 madde hâlinde) ilgili sayfaların altlarına konulmuştur. Bu notlar ve açıklamalar ve ek olarak beyitlerin nesre çevrilişi esnasında ayraç içinde meydana getirilen ilâvelerle kitap bir nesre çevirinin boyutlarını aşmış ve artık bir “Hüsn ü Aşk şerhi” niteliğini kazanmıştır.

Yorumlar: İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Kısmı Eski Türk Edebiyatı öğretim üyesi Prof. Dr. Muhammet Nur Doğan, 16. yüzyılın büyük şairi Fuzulî’nin ölümsüz eseri Leylâ ve Mecnun’unun yayımından sonrasında şimdi de Türk edebiyatının ikinci büyük mesnevisi ve tüm dünya edebiyatının şaheserlerinden önde gelen Hüsn ü Aşk’ı neşretti.

18.yüzyılın kuvvetli şairi Şeyh Galib’in şimdiye kadar yanlış çevirilerin kurbanı olmuş ve hakkında hep tek yanlı ve noksan hükümler verilmiş bulunan Hüsn ü Aşk adlı eseri, aslen sebk-i Hindî (Hint üslûbu) dediğimiz, girift hayallerin, engin tarihî, güzel duyu ve kültürel çağrışımların egemen olduğu bir üslûpla kaleme alınmıştır ve oldukça yönlülük özelliği gösterir. Bunu bir tek vahdet-i vücut düşüncesinin alegorik ve simgesel açılımından ibaretmiş şeklinde göstermek, gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Hüsn ü Aşk, klâsik edebiyatın tüm meselelerine vâkıf dâhi bir sanatkârın, Hint üslûbunun insan düşüncesini muhayyilenin engin denizinde sonsuz derinliklere daldırtan tesiri altında altı aylık müthiş bir ruh ve beyin fırtınası ile değindiği, fantastik ve poetik yanının tasavvufî yanından {hiç de} geri kalmadığı bir şiir anıtıdır.

Prof. Dr. Muhammet Nur Doğan’ın üç yıldan fazla devam eden ve bir arkeolojik kazı titizliği ile mühim bulgulara ulaşan çabasının eseri olan bu kitapta sol sayfalarda Hüsn ü Aşk’ın bugünkü harflerle metni verilmekte; sağ sayfalarda da o sayfadaki beyitlerin nesre çevirileri ve beyit içinde değinilmesi ihtiyaç duyulan hususlar ve açıklamalar bulunmaktadır. Birbir çok haftalar ve aylar devam eden titiz araştırmaların neticesi olan notlar ve açıklamalar ile, ek olarak beyitlerin nesre çevirisi esnasında ilâve edilen ayraç içi informasyon ve ilâvelerle bu kitap bir nesre çevirinin boyutlarını aşmış ve artık bir “Hüsn ü Aşk şerhi” mahiyetini kazanmıştır. Divan edebiyatı sahasının kuvvetli adı Prof. Dr. Muhammet Nur Doğan’ın, Şeyh Galip, Hüsn ü Aşk, klâsik Türk edebiyatı, Hint üslûbu ile ilgili mühim bilgilere yer verdiği ve şimdiye kadar yayımlanmış Hüsn ü Aşk çevirilerinin eksikliklerine değindiği kapsamlı bir Önsöz’ün de yer almış olduğu “Şeyh Galib Hüsn ü Aşk- Metin, Nesre Tercüme, Notlar ve Açıklamalar” adlı büyük boy 420 sayfalık kitap Ötüken Yayınları içinde çıktı.


Hüsn ü Aşk Alıntıları – Sözleri

  • “Gelsin mi o âhlar beyâna
    Bir nebzesi sığmaz âsmâna.”
  • “…Her renge boyan da renk verme.”
    …~…
  • “Dedi ki ne derde düşdüm eyvâh
    Kendim aradım da oldum âgâh.”
  • “Sevmez mi sever mi kimse bilmez
    Ol aşama de bi haber denilmez.”
  • Bir çaresi yok belâya düşdüm
    Yek bâşıma Kerbelâ’ya düşdüm
  • “Durma sefer et diyâr-i Kalb’e.”
  • “Sabr eyle birazcık sen etme efgân
    N’eyler bakalım Hudâ-yı zî-şân.”
  • “Bir çaresi yok belâya düşdüm
    Yek bâşıma Kerbelâ’ya düşdüm.”
  • “Bîçâre gönül gamı-yle yansın
    Tek ol büt-i âteşîn inansın
    Hûn-âbe-i hecre cân boyansın
    Mahrûm gözi şerâba kansın
    Her kahrın bin Kerem gedâdır.”


Hüsn ü Aşk İncelemesi – Kişisel Yorumlar

Şeyh Galib ve Hüsnündeki Aşk: Hüsn ü Aşk
“Gayret dedi Aşk’a ey birâder
Gel yol eri yolda olmak ister”
Besmele-Hamdele-Salvele..
Merhum Şeyh Galib Hazretlerini Rahmetle yâd edelim. Hamd ile salvele getirip evvala; Hazretin ruhuna bir Fatiha armağan edelim.
Elimden geldiğince ve kalemim yettiğince, bu şaheseri terennüme ve dahi izaha yelteneceğim. Haddimiz ile güreşe tutuşuyor ve teşebbüsümüzün “çocuk aklı işte!” şefkatiyle mazur görülmesini temenni ediyoruz.
Derine inmeden, yüzeysel bir anlatı sunmaya çaba edeceğim. “Bir halk ozanına nazım ile destan yaz deseniz, bir çırpıda tamam eder ve fakat bir dilekçe yaz deseniz apışıp kalır” çıkarsamasına dayanarak söylüyorum ki; düzyazı hususundaki acziyetim zatımca malumdur. Tahammülünüzü istirham ediyorum. Şüphesiz sürc-i lisan edeceğiz, affola.
***
Kadim edebiyatımızın, asırlar süresince mazmunları ve bu mazmunlarla teşbihe sedrettiği Leyla ile Mecnun nüktesini aşındırdığı demlerdi. Divan şairleri ve halk ozanları öncelikle şiirlerinde Mecnun makamına çıkmaya çalışıyordu. Aşıkların kutbu olarak söyleniş edilen Mecnun, şairin aşkta çıkabileceği en ulvi makamdı ve bu makamın postnişini Mecnun idi. Bu yüzden şairler, Mecnun’a mürid olma yarışındaydı.
Divan Edebiyatında Mecnun;
“Hevâ-yı aşk ile Mecnûn kenâr-ı maksada erdi
Uyupakla Felâtûn gark-ı bahr-ı şaşkınlık olmışdur”
(Mecnûn, aşk arzusuyla maksadının sahiline ulaştı, fakat Eflâtûn, akla uyarak
şaşkınlık denizinde boğuldu.) / Fehîm
Yahut:
“Anınçün murg Mecnun başı üstünde mekan eyler
Ki kûy-ı Leyla hâşâkından anca âşiyan eyler”
(Kuşlar senin başlangıcında yuva yapsa şaşıracak ne var? Kays’ın başı irfan aleminin bağdaki ağaçları şeklinde değil miydi?) / Seliki
Veya:
“Aşk-ı Ferhâd ile Mecnûnu nola yâd eylesem
Kim biri şeyhim azîzim biri üstâdım benim” (Hayâli)
Halk Edebiyatında Mecnun;
“Sâfi ol altun şeklinde
Tecelli kıl gün şeklinde
Leylâ di Mecnûn şeklinde
Lâilahe illallah” (Kaygusuz Abdal)
Yahut:
“Aşıklara vardır meyli
Riyazet çekmiştir fazlaca
Ben Mecnun olam sen Leyli
Çıkak dağlara dağlara” (Köroğlu)
Veya:
Bahri şeklinde ummanları yüzdüren
Mecnûn şeklinde sahraları gezdiren
Ferhat şeklinde dağlar başım kazdıran
Biri firkat biri gurbet biri aşk (Gevheri)
Leyla ile Mecnun nüktesi vakit içre aşınmış ve ihlaller adım atmıştır. Artık divan ve halk şairleri, kendilerini Mecnun duyuru etmiştir.
Divan Şiirinde;
“Geşt-i sahrâyı kosun mihnet bucağın beklesin
Ey felek şimdengerü Mecnûn’a üstâd et beni”
(Mecnûn çöl gezintisini bıraksın, dert köşesinde beklesin. Ey felek, bundan sonrasında beni
Mecnûn’a üstad et) / Hayâli
Yahut:
“Geh ebr-veş giryan edip geh bad-veş püyan edip
Mecnun-i sergerdan edip sahralara saldın beni”
(Bazen nisan bulutu şeklinde kimi zaman (hazan) rüzgârı şeklinde (sağa sola) koşuşturarak aşkından deliye dönmüş Mecnun şeklinde beni çöllere düşürdün.) Bâki
Halk Edebiyatında:
“Dağları delmekti Ferhad’ ın demi
Şirin’i gördükçe artardı gam
Ben Mecnûn’um aldırmışım Leylâ’mı
Nice aşmadığım dağlar mı kaldı” (Aşık Halil)
Yahut:
Mecnun şeklinde daim gezerim sahra
Cihana gelmemiş böyledilâra
Kemandır kaşları ruhları hamra
Zenahdanda siyah hâle vuruldum (Silleli Süruri)
Mecnunluk postunu, aşıklık minderine çeviren şuara, bu şekilde de yetinmeyip; gayri Mecnun’u geçtiğini ve ondan daha büyük aşık bulunduğunu iddiaye yeltenir.
Divan Şiirinde:
“Demen Mecnûn’a fenn-i aşkı tekmîl etti kâmildir
Benim yanımda ol dîvane bilmez nesne câhildir”
(Mecnûn’a aşk ilmini tamamlamış oldu, olgundur, demeyin. O deli bana nazaran bir şey bilmeyen
cahildir) / Hayâli
Yahut:
“Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Âşık-ı sâdık menem Mecnûn’un sadece adı var” (Fuzuli)
Halk Edebiyatında:
“Aksine devretti devranı felek
Hep hebâya gitti çektiğim emek
Sevda çöllerinde Leylâ diyerek
Mecnun da ben şeklinde gezer mi bu şekilde” (Tokatlı Nuri)
Yahut:
“Ateşe su dedim göz gore gore,
Aklım zavallıydı duyguma gore,
Bahtına şükretti Mecnun bin kere,
Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen.” (Cemal Sâfi)
***
Hülasa edecek olursak, Leyla ile Mecnun metaforu tamamiyle bozulma olmuşken, artık yeni bir şey söylemek gerektiği durumu husule gelmiştir. Yeni bir aşk hikayesi ve bambaşka bir aşk.. Gerçi Aşık Paşa, Gülşehri’siyle birlikte; Leyla ile Mecnun hikayesine bir tanrısal aşk boyutu takviye etmiş ve böylece Leyla ile Mecnun serüvenini daha işlevsel bir hale getirmiştir. Lakin bu da gidişaata bent çekmeye kafi gelmemiştir.
“Tarz-ı selefe tekaddüm ettim/Yeni bir lisan tekellüm ettim.” diyen ve divanını hemen hemen 24 yaşlarındayken tamamlayan ve bir şiir meclisinde tutuşmuş olduğu münazara neticesinde 2041 beyitten oluşan Hüsn ü Aşk şeklinde bir soluğu, değişik dokuyu, engin derinliği ve güzel duyu zerafeti tam altı ayda yazmıştır. Hüsn ü Aşk’ı diğerlerden üstün kılan şey; yeni bir söyleyiş, duyuş ve anlayış taşımasıdır. Şeyh Galib Hüsn ü Aşk’ı sebk-i hindî üslubuyla neşretmiştir. 17. Yüzyılda edebiyatımıza giren bu üslup için özetlemek gerekirse,” bilmeceyi çağrıştıran karmaşık manzum ve anlatımlar, hayal oyunları, güçlükle anlaşılır, beklenmedik ve alışılmamış benzetmeler, bileşik bir şiir dilidir” diyebiliriz. Tercih edilişindeki en büyük sebep ise muhtemelle kuvvettir k; divan şiirinin kalıplarını kırmak yerine bu kalıplarla oynamak ustalığına yol açmasıdır. Zira mesnevi yazmanın en meşakkatli yönü, vezne riayeti sürdürebilmektir. Belki de Merhum Şeyh Galib hazret, altı ay şeklinde kısacık bir vakit diliminde bu şekilde bir baş yapıtı oluşturabilmesini bu tercihe borçludur. Lakin her ne olursa olsun.. Hüsn ü Aşk ve 6 ay… Ne denebilir ki?
***
Haydi birazcık kitaba girelim..
Karakterler:
Hüsn – Kız
Aşk – Oğlan
Mollay-ı Cünun – Mürşid
Sühan – Aracı
Gayret – Lala
Hayret: Kabile büyüğü
İsmet – Dadı
Hoşrüba – Çin Padişahının Kızı
Hüsn ve Aşk, Ben-i Muhabbet kabilesinde, aynı gecede doğan iki bebektir. Şeyh Galib, Ben-i Muhabbet kabilesi işin şunları söylemiştir; “Dert kıblesi idi, giyindikleri.. İçtikleri ise dünyayı yakan ateşti. Vadileri, gam, hüzün ve matemle dolu idi. Çadırları mahrumiyet ahının dumanı; sohbetleri, hep ney şeklinde feryat ve figan idi.. Rızkları başlarına ansızın gelen belalardı; üstlerine her an ateş yağardı. Kıvılcım taneleri ekiyorlar; paramparça kalpler biçiyorlardı. Mecnun da o kabiledendi derler. Bunlar can satar; yanış alırlardı.”
İşbu kabile toplanır ve Hüsn ile Aşk’ı, hemen hemen beşikteyken birbirine nikahlar.. Hüsn ve Aşk, Mekteb-i Edep’te beraberce Mollay-ı Cünun’un rıhle-i tedrisatında ders görür.. Dersleri ise rıza ve teslim oluştur.
Hüsn, Aşk’ın cemaline sevgi duymaya başlar. Tıpkı Züleyha şeklinde… Havz-ı Feyzde buluşur ve dolaşırlar. Bu diyarın mihmandarı olan Sühan çıkar karşılarına. Bir dizi telkinde bulunur. Neden sonrasında kabilenin en ileri geleni ve otorite sahibi olan Hayret, Hüsn ve Aşk’ı görüp, birbirlerine yaklaşmalarını ve görüşmelerini yasaklar. Böylece ilk ayrılık yaşanır…
Sühan’ın teklifiyle Hüsn, Aşk’a mektup yazmaya adım atar ve gayretin Aşk’a düştüğünü söyler. Fakat oğlumuz Aşk, “madem sen beni seviyorsun, çaba benden evvel sana düşer!” nevinden bir cevapla mukabele eder Hüsn’ün mektubuna. Ne diyeceğini bilmez vaziyette olan Hüsn’ün imdadına dadısı İsmet yetişir ve O’na; “Sakın sevgini daha çok ikrar etme. Sen kızsın, ağırbaşlı ol ve tut dilini.” şeklinde bir ihtarda bulunur. Hüsn dadısının nasihatini meblağ ve artık niyaz makamından çıkıp, naz makamına kurulur.
Sühan bu sırrı öğrenir ve Aşk’ın karşısına dikilip; “Sen de seviyorsun fakat çaba etmiyorsun! Hüsn’ün canı sana feryad ederken, sen iyi mi canını feda etmezsin?” der.
Aşk, kadim dostu ve lalası olan Gayret’in yanına varır. Lala Gayret; “Ah çekiyorsun fakat bu yetmez. Gayri yola revan olma vaktidir!” deyip, Aşk’ı harekete geçirir…
Aşk, Hüsn’ü istemek üzre kabile büyükleriyle bir araya gelir. Aşk muradını ister kabilesinden. Hüsn’ü vermedikleri takdirde ise onlarla savaşacağını beyan eder. Fakat kabilesi Aşk’a, “Söz ile değil, uğraş ve emek ile gel!” deyip; “Evvela Kalp Diyarına yola çık ve bu uğurda canını koy!” deyu, yolu işaret ederler. Bu yolculukta onu bekleyen tehlikeler çoktur. “Yılan başlı ejderhalar, cadılar, cinler, devler ve karanlık geceler..”
***
YOLCULUK
Birinci Menzil: Kuyu
Aşk kuyuya düşer ve bir dev gelip Aşk’ı hapseder. Fakat Aşk’ın imdadına Sühan yetişir… O’na üstünde İsm-i Azam yazılı tılsımdan bir İp’e tutunduğu takdirde Allah’ın kendisini koruyacağını ve yardım edeceğini söyler. Nitekim Aşk, böylece kurtulmuş olur.
İkinci Menzil: Gam Harabeleri
Aşk bu diyara vardığında yalpalar. Derin düşüncelere gark olur ve “fikir aleviyle oynar.” Bir anda çevre ona kent görünür. Halbuki bu bir büyüdür. Neden sonrasında karşısına bir cadı çıkıverir. Kendisine râm olmasını ve kendisiyle evlenmesini ister. Aşk, cadının büyüsü altındadır. Büyük bir baş dönmesiyle gel-gitler yaşar ve o esnada son bir çaba ile Allah’tan yardım ister. Allah Teala lutfeder ve aniden Sühan belirir. O’na “Hüsn”ü hatırlamasını ve adını zikretmesini uyarı eder. O an Aşk, Hüsn’ü anımsar ve adını haykırır. Bir anda cadının büyüsü tesirini kaybeder ve cadı kaybolur. Sühan Aşk’a, adı “Aşkar “olan bir doru at, “Ah” isminde bir de kılıç verir.
Üçüncü Menzil: Ateş Denizi
Lavdan bir denizin ortasında bulur kendini Aşk. Etrafında mumdan gemiler ve gemide envai çeşit devler.. Hepsi Aşk’a yönelir ve “haydi gel seni buradan geçirelim ve kurtaralım” der. Fakat Aşk, kendisine tembih edilenleri bilir ve devlerden uzak durur. Yine bir imtihanla karşı karşıyadır. Etrafındaki mahlukların hiçbirini dinlemeksizin, yine Allah Teala’ya müracaatta bulunur. O an atı Aşkar dile gelir ve “Ne düşünürsün, sür beni denize ve geçelim!” der. Böylece geçerler denizi.
Dördüncü Menzil: Çin Sahilleri
Vasıl olduğu bu yer, aden bahçelerini çağrıştıracak surette güzeldir. Yüreğine Hüsn’ün hasreti dolar ve bir şiir okur:
“Gül çağı geçti, ilkbahar geçti/Sevgili kayboldu, diyar geçti/Can kanmadı şaraba sarhoşluk geçti/Cananıma şarap sunar idim ben!”
Fakat insan devamlı müşkülle sınanmaz. İyilik ve güzellikte sınav dairesindedir.. Sühan bu kez bir papağan suretine bürünüp; “Çin Padişahı’nın kızı Hoşrüba’ya aşık olacaksın ve mihnete düşeceksin, dikkat et!” der. Fakat üç sıkıntılı diyar geçen Aşk, mağrur bir eda ile; “Heyhat! Benim Hüsn’den başkasını sevmeme olanak var mı?” diyerek, kulak asmaz Sühan’ın ihtarına. Nihayet bu şekilde de olur.. Hoşrüba’nın şiddetli güzelliği öyleki bir pençelemiştir ki Aşk’ı; Aşk, Hoşrüba’yı Hüsn sanmıştır ve art arda gitmiştir. Hoşrüba O’nu eğlence meclislerinde sarhoş etmiş ve elindeki Ah Kılıcı’nı almıştır. Aşk, körü körüne ve adım adım gider Hoşrüba’nın peşinden..
Beşinci Menzil: Zatü’s-Suver Kalesi
Hoşrüba, Aşk’ı Zatü’s-Suver Kalesi’ne hapseder ve aniden gözden kaybolur. Kalenin her sütunu bir putu andırmaktadır. Aşk, düşmüş olduğu gafleti farklıdır ve daha evvel başına ne gelmişse hepsini tekrardan yaşamaya adım atar. Geride bıraktığı dört menzili tekrardan geçer fakat nafile.. Senelerce ağlar ve nedamet getirir. Suretlere taptığını, mecaza meylettiğini, aldatıcı dünyaya tutsak olmuş bir putperest bulunduğunu kabul eder ve düşmüş olduğu bu envai gafletten Allah’ın mağfiretine sığınır. Ezeli kadehin kendisini mest etmesini niyaz eder.
Allah Teala bir kez daha Aşk’ın niyazına icabet eder ve Sühan’ı bülbül suretinde gönderir. Sühan Aşk’a, Kaleyi yakması halinde kurtulabileceğini söyler ve Aşk Zatü’s Suver Kalesini ateşe verir. Enkazın altında Ah Kılıcı ve Dua Oku çıkar ve bu tarz şeyleri kuşanır vaziyette yine yola revan olur.
Altıncı Menzil: Bitkinliğin Kemale Erişi:
Bu yolda Aşk’ı zorlayacak türlü engel vardır ve Aşk ziyadesiyle bitkin düşecektir. Fakat gayretiyle yürümeye devam edecek; yürüdükçe de içinde, aden ve cehennemin; zevk ve kederin; korku ve ümidin anlamı kalmayacaktır. Böylece çilesi kemale erecektir.
Yedinci Menzil: Kalp Kalesi’nin Sabahı
Bitkin ve sefil bir vaziyette varmış olduğu bu menzilde; Sühan bu kez bir doktor kılığında belirir ve kendisini iyi edeceğini vaad eder. Şifasının Kalp Diyarında bulunduğunu ve bu şifanın Hüsn’ün ta kendisi bulunduğunu müjdeler. Aşk almış olduğu bu muştuyla birlikte dizlerine gelen takat ile yürümeye koyulur ve Kalp Diyarına vasıl olur.. Diyardan içeri girdiğinde Hüsn’e ulaşır ve mestane düşer.. Hayret ve azad oluş iç içedir. Nitekim Hüsn, Aşk’ın ta kendisidir.
***
Bir manzumu düzyazı ile tekellüm etmek ve şiiri alet etmeksizin, kemalatın pinhan olduğu teferruatlara değinmeden yeltenmek bu işe; normal olarak vicdanı tartaklıyor. Fakat icab edeni budur. Haydi birazcık didikleme operasyonu yapalım.. Evvela Şeyh Galib’in bir Mevlevi büyüğü bulunduğunu ve dahi çilesini tamamlamış bir postnişin bulunduğunu belirtmekte yarar var. Böylece başlamış olalım..
Hüsn ve Aşk: (HA)
Tasavvufta “HA” harfi, gaybı temsil eder. Gayb oluştur ve kesretten vahdete yolculuktur. Şeyh Galib hazretleri, Hüsn ü Aşk’ta seyrü süluku anlatmıştır. Büsbütün tasavvuf yolculuğudur. “Beşeri aşkı tatmayan, İlahi aşka vasıl olması imkansız” umdesi mucibince seyr eden bir tariktir bu.
Hüsn: Maşuktur. Hüsn’ün dadısı işbu sebeple “İsmet” olarak belirleme edilmiştir. Nitekim maşuk daima günahsız olandır. Aşık’ı helak etse bile, Aşık; Maşukuna kem söz söylemez ve dahi zinhar itham etmez. Maşuk yakandır, perişan edendir ve sefil düşürendir. Aşık ise bunlara taliptir. Pervane oluşu buradan gelir. Aşk, bir Tecelli-i İlahi’dir. Kulda zuhur edebilir ve fakat kulda diretmek, imtihanın kaybedilişidir.
Aşk: Aşıktır. Aşk’ın lalası, Gayret olarak temsil edilmiştir. Aşıklık iddiası, çaba ile hüccete vasıl olur. Bal demekle ağzın tatlanmayışı buradan gelir. Aşık, maşuku uğruna savaşım ettikçe ve türlü çileğe göğüs gerdikçe aşıktır.
Sühan: “Söz, kelam” manasına gelir. Anlatıda Allah’ın inayeti ile devamlı Aşk’ın imdadına yetişen Sühan, Kur’an kavli ve Peygamber sözüyle birlikte Kamil-i Mürşid tavsiyesidir.
Hüsn ü Aşk’ta tasarım edilen yedi menzil, nefsin yedi mertebesine işaret etmektedir.
Birinci Mertebe: Nefs-i Emmare
Kötülüğü emredici nefistir. Aşk’ın kuyuya düşmesi buradan gelir. Aşk’ı hapseden Dev ise nefsin oyunlarından bir oyundur. Sühan bu menzilde Aşk’a, üstünde İsm-i Azam yazılı tılsımlı bir ip verir. İsm-i Azam, birçok tarikatin başlangıç virdidir. İp ise tesbihi temsil etmektedir. Özetle; Sühan Aşk’a, zikre sarılması icap ettiğini ve sadece bu şekilde kurtuluşa erebileceğini anlatmaktadır.
İkinci Mertebe: Nefs-i Levvame
Pişmanlık duyan nefistir. Devamlı hata işleyen ve fakat hatasından nedamet duyan nefis mertebesidir. Sühan’ın bu menzilde Aşk’a “Ah Kılıcı” vermesi, O’na bol miktarda istiğfar getirmesi icap ettiğini sembolize eder. Nitekim “Ah” deyiş, bir iç çekiştir ve pişman oluştur. Yine burada cadı; nefis hilelerini, Hüsn; niyeti ve sadakati, Aşkar ise rabıtayı temsil etmektedir.
Üçüncü Mertebe: Nefs-i Mülhime
İlham alan nefistir. Bu esin, hem Rahmani hem de Şeytani ilhamı teşkil eder. Kişi Mülhime mertebesindeyken bu iki ilhamı ayırt etmekte güçlük çeker. Bu sebeple üçüncü menzilde düşmüş olduğu ateş denizi; devlerin gemileriyle doludur. Hepsi de Aşk’a yardım etmeyi teklif eder. Bu şeytanın “sağdan yaklaşması” olarak anlatılan bir durumdur. Aşk gene Allah’a sığınır ve felaha erer.
Dördüncü Mertebe: Nefs-i Mutmainne
Huzura kavuşmuş nefistir. Aşk’ın ulaşmış olduğu dördüncü menzil, bu sebeple aden bahçelerinden bir bahçe gibidir. Fakat buradaki sınav daha çetindir. Burada Aşk, kibir ile sınanır. “Buraya kadar ulaştım! Ben ulaştım! Gayrı kurtuldum!” demekle helak olur. Tasavvuf öğretesindeki en büyük çekince aslına bakarsanız budur. Kişinin enaniyete kapılmasıyla birlikte aniden tüm mertebesini yitirmesi defaatle vakidir. Burada her şey bir sebep olabilir. İlim, şöhret, makam, suret ve ziynet.. Aşk ise bu imtihanların en şiddetli olanıyla karşılaşır…
Beşinci Mertebe: Nefs-i Raziye
Razı olan, şikayeti terk eden nefistir. Aşk hemen hemen erişmişken bu makama, sarhoştur. Cezbe halindedir ve surete kapılmıştır. Kendine vardığında ise makamı alınmıştır ve bir zindandadır. Yeniden Nefs-i Emmare’ye düşmüştür.. Düşmüş olduğu gafletin fenalığını ve kendi acizliğini kabul eder. Bu fark ediş, Allah’ın azametini ve gazabının keskinliğini öğretir Aşk’a. Şimdiye kadar Allah’ın lutuflarına razı olan Aşk, artık gadaba da razıdır. Böylelikle düşmüş olduğu zindanı nedametle küle çevirip, erişir beşinci menziline.
Altıncı Mertebe: Nefs-i Mardıyye
Allah’ın kendisinden razı olduğu nefistir… Benlikten ve varlıktan geçiştir.. Cihanı hiçe satmaktır… Yunus Emre’nin; “Cennet aden dedikleri/Birkaç köşkle birkaç Huri/İsteyene ver sen onları/Bana seni gerek seni” söylediği makamdır.. (Yeri gelmişken belirtmekte yarar var ki; Aşık Yunus’un bu şiirini, bu makama çıkmazsın ikrar etmek, kişiyi küfre kadar götürür. O şekilde ki Şeyhülislam Ebussuud Efendi; “Bu şiiri okuyanların öldürülmesi gerekir.” fetvasını vermiştir.) Aşk artık vesair imtihanlara gark olmaz. En büyük imtihanı gayretidir. Fakat bu makamdaki denge; avamın en minik günahının, makam sahibinin en büyük günahı sayılabilecek kadar hassastır. Aşk sebat eder ve bir sonraki menzile erişir.
Yedinci Mertebe: Nefs-i Kamile
Kemale ermiş ve arınmış nefistir… Gayrı Fenafillah makamıdır burası. Artık şahıs dünyadan yüz çevirmiş bir mahzundur. Bu mahzunluk, düğün gününü bekleyiştir. Düğün ise sadece ölümdür.. Ölümü bekler Rabbine kavuşmak için. Aşk’ta böyledir.. Hasretin verdiği bitkinlik ve bitkinlik ile Kalp Diyarına yönelir.
Kalp Diyarı: Bekâbillah
Hakkı bulmak, Hakk ile olmaktır. Aşk, kendi kalbine ulaştığında; artık “ben” kalmamıştır. Alem ve dahi zerreden afâka değin her şey; Allah’ın nuruyla kaplıdır. Ve bir Hadis-i Kutsi sırrı kuşatır her şeyi: “Yere göğe sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım.”
***
Nefis murakabesini, sufi tekamülünü ve seyr ü süluk’u, bir çırpıda söyleyivermek ve sığ bir surette izaha yeltenmek; normal olarak kusurdur. Zira seyr ü süluk dediğimiz seyahat, bari kırk yıl devam eden ve daima denetime tâbi tutulan bir usulün adıdır. Tasavvuf öğretisindeki her nüans, kusursuz işleyen bir saat titizliğince nizami ve kat’idir. Bu sebeple beyan etmiş olduğum şeyler; ilm’ül yakîn kubbesinin, zeminden seyredilişidir. Ehil kişilerin hoşgörüsüne sığınıyorum.
***
Telmihe ve teşbihe, erdem ve hikmete, sırra ve ayana lakin hepsinden ziyade; daima yolda olmak gerektiği bilincine doyacağınız bir yaratı var ortada. Üstelik “bizim medeniyetimizin” ürünü olan bir yaratı.
Tanzimat hengamesi ile kadr u kıymeti zayi olmuş olan Hüsn ü Aşk, öyleki inanıyorum ki; donuklaşan edebiyatımızın miftahı olabilecekken, mukallid zevatın tepinmelerinden doğan karga sesleri içinde buğulanmış ve sükuta bürünmüştür.
Bıçak sırtı şeklinde keskince inen bir darbe neticesinde, Kadim edebiyatımızla olan bağlantı ve rabıtamız büsbütün kopmuştur. Neslimiz ve nesillerimiz değil Hüsn ü Aşk’a, “Leyla vu Mecnun”a bile bigane kalmıştır.
Şiirimizin tekrardan şahlanacağı ve mukaddes bir çile uğrunda yıpranacağı günlerin ümidi ile.. (Oğuzhan Âsım Güneş)

~111° | Hüsn ü Aşk: Merhaba.
yazar/i10145 (1757-1798) İstanbullu bir Mevlevî ve Divan Edebiyatı’nın 18. yüzyıldaki son temsilcisiydi. Yeniliklere açıktı. O şekilde ki III. Selim’in getirmiş olduğu yeniliklere destek verirdi. Yani gerici değildi. Arapça ve Farsçayı oldukça iyi bilirdi fakat edebiyatta Türkçe yanlısıydı. Bazen Çağatayca yazdığı beyitleriyle bunu gösterirdi. Onunla ilgili birkaç güzel not almıştım. Aşağıdaki bağlantıdan okuma durumumun yorumlarındaki notlarıma bir göz gezdirebilirsin.
gonderi/160642682
Bir gün bir meclise giriyor. O mecliste hepimiz Nâbî’nin Hayr-âbâd adlı mesnevisini övüyor. Hatta üzerine bunun benzerinin yazılamayacağını iddia ediyorlar. Bunları duyan Şeyh Galib bunu kendisine bir sınama olarak alıyor ve işe başlıyor.
O anı Hüsn ü Aşk’ta şu şekilde ifade ediyor: gonderi/160331186
Ayrıca Nâbî’nin “Hayr-âbâd” adlı mesnevisinin aslen Şeyh Attâr’ın “Fahreddîn-i Gürganî ile pâdişâhın kölesi” adlı gerçek hayatta yaşanmış hikâyesinden çalındığını iddia ediyor. Bu yüzden çevirmenimiz yazar/i7107 bu iki eserin özetini aktarıyor.
Nâbî’nin Hayr-âbâd adlı mesnevisi: gonderi/159947387
Şeyh Attâr’ın Fahreddîn-i Gürganî ile pâdişâhın kölesi adlı hikâyesi: gonderi/159948592
Hüsn ü Aşk da Hüsn ve Aşk adlı iki gencin birbirlerine kavuşma ve bu esnada yaşadıkları zorlukları aktarıyor. Gerçekten okuması zevkli. Her ne kadar dili birazcık ağır olsa da “Açılama” kısmında çevirmenimiz Abdülbâki Gölpınarlı müthiş notlar paylaşmış. Bilhassa bu notları okurken zevk aldım.
Alt metni tasavvuf üstüne. Bir salik, seyri süluk, şu demek oluyor ki tinsel yolculuğa adım atar ve bu yolculuğunun sonunda tekliğe ulaşır. Hüsn, Aşk’tır ve Aşk da Hüsn’dür. Onlar da bunu farklıdır. Çeşitli mitolojilerden de yararlanılmış.
Bu bana 16. yüzyılda geçen kitap/kitap–7863’yı anımsattı. Bu anonim yaratı bir Divan Edebiyatı eseri değil, bir Halk Edebiyatı, hatta Âşık Edebiyatı eseriydi. Konusu özetlemek gerekirse Müslüman olan bir erkekle Hristiyan olan bir kızın birbirlerinden hoşlanması fakat dinleri değişik olduğundan kavuşmalarının engellenmesi ve adamın sırf ona ulaşmak adına kelimenin tam anlamıyla diyar diyar gezip dağları aşması.
Zaten edebiyatımız irdelendiğinde Kerem ile Aslı olsun, Mahmut ile Meryem olsun (Kerem ile Aslı’nın Azerbaycan versiyonu) boldur. Şimdi de Hüsn ve Aşk’ı tanımış oldum. Analiz ede ede okudum. Evet! Bu şeklinde eserlerin çözümleme edilmeden bir tek hissettirdiği duyguları algılayarak okunmasını tavsiye eden bilgisizlik dolu yorumları göz ardı ederek devamlı yaptığım şeklinde çözümleme ettim. Böylece eseri daha kalıcı bir halde mantığıma oturtmuş oldum.
Kerem ile Aslı da okunabilir. Ona da bence güzel bir araştırma yazmıştım.
gonderi/136967687
Keyifli okumalar! (Kaan Ata Önder)

İlk incelemenin günahı olmazmış: Kitabı okurken aklıma hep “God Is Close(Allah Yakındır) filmi geldi. Ara sıra dünyevi aşktan mı bahsediyor acaba çelişkisine düştüm fakat kitabın sonunda uhrevî aşktan bahsettiğine kendimce kanaat getirdim. Kitabın Besmele-Hamdele-Salveleyle başlaması edeplerin en güzeli. Olay mansur tarzda yazılmış. Bir hikayenin hem bu kadar uyumlu hem de bu kadar anlamlı olması şaşkınlık verici. Zavallı karakterimiz Âşk çeşitli sınavlardan geçerek sevgiliye kavuşmaya çalışıyor bundan dolayı sevgi kanıtlama gerektirir. Tam umutsuzluğa kapıldığı ve tükendiği aniden sevgiliye kavuşarak tekrardan yaşam buluyor. Hayat böyledir işte istediğin şeyi vazgeçtiğin vakit bulursun. Vazgeçtiğin anda gelir tüm güzellikler. Âşk’ın Kalp Ülkesine giderek sevgiliye kavuşmasını müminlerin ahirette Allah’ı görmesi olarak yorumladım. Son bölümde anlatıldığına gore Padişah Sultan Selim, Şeyh Galib’in dizine yatarak şiirlerini dinlermiş.. Kıskandım :(: (Meczup)


Hüsn ü Aşk PDF indirme linki var mı?


Şeyh Galip – Hüsn ü Aşk kitabı için internette en oldukça meydana getirilen aramalardan birisi de Hüsn ü Aşk PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan bir çok kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Şeyh Galip Kimdir?

Galib Mehmed Esad Dede yada tanınan kısa adıyla Şeyh Galib (1757, İstanbul – 1798, İstanbul), Türk divan edebiyatı şairi, mutasavvıf. 1757 senesinde İstanbul’da dünyaya geldi. 9 Haziran 1791 tarihinde Galata Mevlevihanesi şeyhliğine atandı. 1798’de vefat eden Galib Mehmed Esad Dede, avluda yer edinen türbeye defnedildi.Esed ve Galip mahlaslarıyla yazdığı şiirlerini biriktirerek 24 yaşlarında iken divanını meydana getirdi (1780). Sembolizm benzeri bir tarzın Türk edebiyatındaki öncüsü olmuş, birçok buluşu ve yarattığı mazmunlarla Divan Edebiyatı’nın gelişmesinde büyük bir rol oynamış olmasına karşın divan şiirinin geleneklerinden de kopmamıştır. Bugün Şeyh Galip’in şiirleri gösterdiği mükemmel sembolizm ve betimlemelerle bilhassa Batıda fazlasıyla beğeni toplamaktadır. Şeyh Galip’in eserlerinin en mühim yönlerinden birisi de tasavvufi temellere haiz olmasıdır.


Şeyh Galip Kitapları – Eserleri

  • Hüsn ü Aşk
  • Şeyh Galib Divanı
  • Ateş Denizinde Mumdan Gemiler
  • Şeyh Galib Divanından Seçmeler
  • Şeyh Galib Kitabı
  • Mevlevi Ayinleri Mecmuası
  • Hüsn-ü Aşk


Şeyh Galip Alıntıları – Sözleri

  • “Sevmez mi sever mi kimse bilmez
    Ol aşama de bi haber denilmez.” (Hüsn ü Aşk)
  • که جانیمدا ایستك وار,
    که گوکلومده نشه (Şeyh Galib Divanından Seçmeler)
  • “Gelsin mi o âhlar beyâna
    Bir nebzesi sığmaz âsmâna.” (Hüsn ü Aşk)
  • “Vardır dehan-ı dilbere şayan bir sözümüz
    Nam-ı vefayız ah-ı müsemmaya hasretiz.” (Şeyh Galib Divanı)
  • Bağlanıp zülfüne bozdum ahdi de peymânı da
    Çeşmini gördüm unuttum derdi de dermânı da (Şeyh Galib Divanı)
  • [Yarabbi, bu ne bekleyiştir; bu ne biçim zamandır ki geçmek bilmez. ] (Şeyh Galib Divanından Seçmeler)
  • ~
    Şem’ine pervâneyim pervâ ne lâzımdır bana..
    ~
    | Şeyh Gâlib (Şeyh Galib Divanından Seçmeler)
  • ” Fâriğ olmam eylesen yüzbin cefâ sevdim seni
    Bu şekilde yazmış alnıma kilk-î kazâ sevdim seni… ” (Şeyh Galib Divanından Seçmeler)
  • Belki de her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiğinin ifadesiydi bu. (Ateş Denizinde Mumdan Gemiler)
  • Unutmayın ki, bundan sonrasında da başınıza türlü haller gelecektir, o vakit Allah’ı kalbinizde anıp O’ndan yardım dileyin. (Ateş Denizinde Mumdan Gemiler)
  • al destine bir bâde derd u gamı ver bâda (Şeyh Galib Divanı)
  • “Sabr eyle birazcık sen etme efgân
    N’eyler bakalım Hudâ-yı zî-şân.” (Hüsn ü Aşk)
  • Ben ne hâcet kim diyem rûh-i revânımsın benim
    Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim (Şeyh Galib Divanından Seçmeler)
  • “Ger zî sırr-ı aşk güftârest ba’d ez hâmuşî
    Ez sühân bâlâ çi esrârest ba’d ez hâmuşî”
    Galib, üç senelik aradan sonrasında, şiire Farsça bir gazelle döner:
    “Sustuktan sonrasında söylenen sözler eğer aşkın sırlarına dairse, sözden daha yüksek ne vardır?”
    mea­linde bir matla’ ile süregelen gazel, çile sırasındaki suskunluğuna bakarak onun ar­tık şiir söyleyemeyeceğini iddia edenlerin kötü halde yanıldıklarını göstermiştir. (Şeyh Galib Kitabı)
  • “Bîçâre gönül gamı-yle yansın
    Tek ol büt-i âteşîn inansın
    Hûn-âbe-i hecre cân boyansın
    Mahrûm gözi şerâba kansın
    Her kahrın bin Kerem gedâdır.” (Hüsn-ü Aşk)
  • Tedbîrini terk eyle takdîr Hudâ’nındır
    Sen yoksun o benlikler hep vehm ü gümânındır
    Birden bire bul aşkı bu tuhfe bulanındır
    Devrân olalı devrân erbâb‐ı safânındır
    Âşıkda üzüntü neyler gam halk‐ı cihânındır
    Koyma kadehi elden söz pîr‐i mugânındır (Şeyh Galib Divanından Seçmeler)
  • Aynı şekilde, Hüsn ü Aşk’ta yer edinen “Geceye ve Kışın Şiddetine Dair/Der Ödat-ı Şeb ve Sertlik-i Şita” başlıklı kısmı, burada anımsamak gerekiyor. Bu bö­lümde, Aşk’ın Kalp diyarındaki yolculuğu esnasında, kendini ansızın içinde buldu­ğu bir kış gecesi anlatılmaktadır.
    Şeyh Galib’in kendisine mi, yoksa icad etmiş olduğu öykü kahramanı Aşk’a mı ilişkin olduğu kolay kolay kestirilemeyen geceye ve kışın ayazına ilişkin intibalara ve dolayısıyla ifadenin şiddetine dikkat etmek gerekir.
    Hafif açılarak sadeleştirilmiş şu cümlelere, beraberce göz gezdirelim isterseniz:
    “Bu karanlık ve soğuk gecede ay ışığı donmuş…
    Karanlık, bir ceylan şeklinde or­talıklarda kol geziyor.
    Karın içindeki siyahlıklar insana, gözün beyazlığı içindeki “göz bebeği”ni hatırlatıyor.
    Kar, kışla birlikte yer yüzüne inerken, gece bir zenci­nin dişleri şeklinde sırıtıyor.
    Her tarafta sıçrayıp duran kıvılcımlar ayazın sertliğinden donup kalıyorlar.
    Uzak dağlarda kaynayan sular, göklere yükselerek kar adıy­la/şeklinde tekrardan ve durmaksızın yağar da yağarlar.
    Havada uçan bir kuş bile gözükmüyor. Göklerde, bir tek tek tük ateş renkli uçuşlar göze çarpıyor.
    Bu koşul­larda eğer sabahleyin, buzdan kazıklarını güneşe çakmasa, onun ateşini de rüzgar alıp götürebilirdi.
    Şiddetli kış buzdan sütunlanyla destek olmasa, yeşil/mavi gökler bölgelere çökerdi. Ağlayan gözlerde yaşlar dahi buz tutmuş!
    Bu umarsızlık içinde insanoğlu, ölümü dahi gözlükle arar hale gelmişler.
    Daha da önemlisi, karanlıklada yüklü gecede “düşünce yolu” da buz tuttuğu için, söze can veren tüm sanatkarlar sükütu tercih eder hale gelmişler.” (Şeyh Galib Kitabı)
  • ‘Erişip bahâra bülbül yenilendi söyleşi-i gül
    Yine nevbet-i tahammül dil-i bî-karâra düşdü’ (Şeyh Galib Divanı)
  • “Gelsin mi o âhlar beyâna
    Bir nebzesi sığmaz âsmâna.” (Hüsn-ü Aşk)
  • Demek ki yol bir kez seçildiyse, artık engellere ve zorluklara tahammül etmek gerekirdi. (Ateş Denizinde Mumdan Gemiler)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle



[

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
düşmeyen takipçi satın al tiktok takipçi satın al Instagram takipçi hilesi instagram yabancı takipçi satın al takipçi satın al
viagra meritking meritroyalbet bahsine giriş madridbet yeni giriş paralı tombala siteleri