Eğitim

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası – Arkadaş Zekai Özger Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası – Arkadaş Zekai Özger Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası kimin eseri? Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası kitabının yazarı kimdir? Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası konusu ve anafikri nedir? Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası kitabı ne konu alıyor? Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası PDF indirme linki var mı? Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası kitabının yazarı Arkadaş Zekai Özger kimdir? İşte Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Arkadaş Zekai Özger

Yayın Evi: Ve Yayınevi

İSBN: 9786058519558

Sayfa Sayısı: 144


Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Arkadaş Z. Özger’in ölümünün üstünden kırk bir yıl geçti. İlk yayımlayacağı kitabın adını Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası koymak istiyordu: “Ne vakit yayımlarsam yayımlayayım adı bu olacak!” Erken ölümü sebebiyle yerine getiremediği ve şairin vasiyeti olarak kabul ettiğimiz isteği bu kitapla yerine geliyor.

Kitapta yer edinen şiirler Kenan Yücel tarafınca titiz bir çalışmayla derlendi. Yaşarken dergilerde yayımladığı şiirler tek tek incelenerek, karşılaştırılarak kitaba aktarıldı. Kitapta tüm şiirlere ilişkin detaylı notların yanı sıra, Kaynakça, Şiir Başlıkları Dizini ve İlk Dize Dizini de içeriyor. Bu eleştirel basımla ölümünün kırk birinci senesinde Arkadaş Z. Özger’i saygıyla selamlıyoruz!

Kitabın tüm gelirleri Arkadaş Z. Özger Kitaplığı’nın oluşturulması için bağışlanmıştır…


Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası Alıntıları – Sözleri

  • üzme kendini bu kadar
    sana umudu öğretemeyenlerin suçu mu var
    bak yeryüzü ne kadar geniş
    ne kadar dar
  • ah iyi mi ayrılır aşk ve dostluk birbirinden
    can canı sever ötesi yok bunun çocuk
  • Bir bitimin en tehlikeli başlangıcında
  • Ağlamak acıların yontulmuş biçimidir.
  • Ben hüznün, ben gölgemin kiracısı
    Yeni bir ev değiştirmekten
  • Yıldızlar sayılmaz: özlem uzakta
    Hasreti bir ben bilirim
    Bir de gecenin gözlerindeki baykuş
  • düşürmem sigaramın ucundaki külü ben
  • Zira tüm sarhoşluklar birazcık Freud’un alkolsüz sayıklamalarıdır.


Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası İncelemesi – Kişisel Yorumlar

Çoklar Sokağında Bir Yalnız: “hep kurşunlamışlar yalnızlığı çoklar sokağında
herkesler var olmuş
bir sen ben ölmüşüm
ölmüşlük ne ki yaşanmamış mutluluklarda
ölmüştük ne ki tutkusuz yaşamlarda”
5 Mayıs 1973 senesinde Ankara/Kızılay’da hemen hemen 25’inde gencecik bir fidan düşer yere, kimsesizdir, bir başına. Çoklar sokağında bir yalnızdır, ölümünü bekler öylece. Yeğeni şu şekilde der İsmet Tokgöz’e; “Biraz geç kalsak kimsesizler mezarlığına gömülecekti dayım”
Tıpkı kendisinin doğduğu yıl öldürülen, öldürülmeden bir yıl ilkin şu demek oluyor ki 1947’de gazetesine şu satırları yazıp;
“Biz istiyoruz ki, bu topraklar üzerindeki insanlar, kafalarında taşıdıkları fikirlerden dolayı değil, bu yurdun ve bu halkın yararına yahut zararına yaptıkları işlerden hesap versinler. Bu iş incelenirken, koltuğuna ısınmış beş on hazır yiyicinin menfaati, keyfi değil, milletin hayrı düşünülsün.”
Tam bir yıl sonrasında gene aynı şekilde kafasına almış olduğu darbelerle canice katledilen, cenazesinin 6 ay süresince yerde kalmış olduğu, sonrasında bir mezarın bile fazlaca görüldüğü Sabahattin Ali şeklinde. Ya da kendisinden seneler sonrasında hemen hemen 19’da “vurmayın, öldüm…” demesine karşın gene aynı şekilde vahşice dövülerek öldürülen Ali İsmail şeklinde.
Rakamlar, seneler, adlar, yaşlar, şehirler değişti fakat yöntem hep aynı kaldı.
Vurdular, öldürdüler ve hiçbir ceza almadılar.
Tezer Özlü der ya hani, “Burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi” diye işte tam o noktada durduk ve sıra kime gelecek diye bekliyoruz. Neyse…
Arkadaş Zekai Özger, 1948’de Bursa’da dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. TRT’nin Ankara bürolarında çalıştı. Soyut, Forum, Papirüs, Yordam, Dost, Yansıma dergileri ve Ulus gazetesinin kültür-sanat sayfalarında şiir ve yazıları yayımlandı.
Kısacık ömründe iki şey peşini asla bırakmamıştı. Birincisi ailecek çektikleri yoksulluktu. ‘Tamirat’ adlı şiirinde yaşadıkları yoksulluğu şu şekilde anlatmıştı;
“ne kadar üstelesem yanlış bir değişimi
bir proleterin oğlu olduğuma inandıramıyorum kimseyi
inandıramıyorum babama bir proleter bulunduğunu
çünki dönem o dönemmiş
(…)
ablalarım kalıntı toplarmış pazardan
ağabeylerim buz satarmış
babamsa işyar ayakkabılarının tamiratına
nefretini yamarmış
annem bir sabır küpü
annem bir acı küpü
acıyla beslemiş yüreğini
yoksulluğu ve açlığı acıyla doyurmuş
ve acıyla büyütmüş bebeğini
acıyla doğurmuş”
Onu yoksulluktan daha fazlaca etkileyen ve yaşamı süresince peşini bırakmayan ikinci şeyse, 8 yaşlarındayken yakalandığı ostomyolit adlı kemik hastalığıydı. Bu hastalık onu onlarca defa ameliyat masalarına yatırmış, aylarca koltuk değnekleriyle dolaştırmış. Sonunda savaşı kazanmış Arkadaş fakat sağ bacağı kısa kalmış olduğu için yaralı bir asker olarak çıkmış savaşından. Bu durum onu fazlaca etkilemiş. İnsanların onunla alay etmesi Arkadaş’ın duyarlı kalbine derin yaralar bırakmış. Bu yaraları da şiirlerinde belirgin bir halde göstermiştir.
Ahmet İnam onun için, “Onca acıya karşın, gülümseyen bir şiirdi o” der.
‘Kurdeşen’ adlı şiirinde hastalığını şu şekilde anlatır;
“Sonrası mı?  sonrası ostomyolit işte
bir çeşit kemik hastalığı
sağ bacağı ve sağ bacağa asalak olur
en fazlaca sağ bacağa
sekizbuçuk yaşlarındayken asalak olur
yirmibirlere kadar beraber büyürsünüz
sonrasında hep beraber büyürsünüz
en fazlaca o büyür siz küçülürsünüz
(…)
sağ bacağım topaldır benim ve incelmiştir
onunçin incedir yüreğim
onunçin aksarım hayata ve denize”
Bu hastalık onu annesiyle birbirine asla kopmayacak derecede bağlar. Şiirlerinin en hususi yerlerine yerleştirir annesini. Dost dergisinde çalışırken, Sina Akyol’un gönderilmiş olduğu bir şiirde ‘ana’ sözcüğünü ‘anne’ olarak değiştirir. Nedenini sorduklarında ise, ” ’Anne’ şeklinde incelikli söylemek varken, ‘ana’ şeklinde kalınlıklı söylenmişi olmaz olsun” der. Anne sözcüğünü hep daha ince ve daha değişik söyleniş eder. Beyaz Ölüm Kuşları, Hüzün Mevsimi şeklinde en duygu yüklü şiirlerinde annesini daima yaşatır. Anne onun için imge ile gerçeklik içinde gidip geldiği bir sözcüktür.
“sözgelişi mevsim kışsa yağmur yağıyorsa 
sözgelişi annem de yoksa yanımda 
sözgelişi, şimşek de çakıyorsa ben fazlaca korkarım ağlarım
(…)
-ana bana kurşun dök. yakarma oku. üfle ana 
ana ben daha fazlaca küçüğüm. bana ninni söyle ana
yalnızım. bunu hep söylüyorum 
yalnızım. bunu hep söylüyorum
(…)
-ana ben fazlaca yalnızım. benim başka sevgim yok 
içimde utanç çiçeği şeklinde büyüyor hü”
Şiirlerinde en fazlaca hüzne rastlarız. Hüznün, sevdanın, kavganın adamıdır Arkadaş. Hem bireysel hem toplumsal şiirler yazmıştır. Toplumcu şiirleri artık ustalık eserleridir.
Sevgiyi, “Tragedyanın kaynağı, yaşamın kökeni, insanı var kılan umut” olarak tanımlamıştır.
Şiire sarılmasının sebebi dünyaya kendisini katmak istemesidir. Hayatın kamusallığıyla yaşantısının tekilliği arasındaki gerilimi gündelik dilin olanaklarıyla ortaya koyacağını anlamıştır diyor İsmet Tokgöz Arkadaş için.
Ki bu tekilliği şiirlerinde defaatle görürüz.
“sustukça çoğalıyor tekliğim
ah benim sıska yüreğim
ah benim kimselere söz geçiremez yüreğim
(…)
tekliğim
bitkin ve kanadı kırık kuştur
hüznün yapraklarında gölgelendiği
(…)
yoruldum
değiştirmekten kanını yüreğimin
ne vakit bitecek
bu hüzün”
Turgut Uyar, Attila İlhan, Metin Eloğlu şeklinde şairlerden etkilenmiştir. ‘Uyarca’, ‘İlhanca’ başlıklı birkaç şiir de yazmıştır. İlhan Berk ve Ece Ayhan’ı, ikinci Yeni’yi en fazlaca bulandıran, negatif yargıya vardıran şairler olarak görmüştür.
Okumak isterseniz eğer;
Uyarca; http://www.siirparki.com/azozger14.html
İlhanca; https://eksisozluk.com/attila-ilhan-gibi-siir-yazma-rehberi–798139
Aslında onun bir çok şiirini duymuşsunuzdur.
Mesela ;
Onur Akın – Çam Kolonyası

Sadık Gürbüz- Pencere

Ahmet Kaya – Alnında Dağ Ateşi

24 Ocak 1971’deki SBF Yurt Baskını esnasında Sinan Kazım Özüdoğru’nun “Arkadaşlar, çıkmak isteyen çıksın, kapıları kapatıyoruz” sözüne rağmen yurttan çıkmayan 300 şahıs arasındadır Arkadaş. Tabii sonrası yurda silahlı, sopalı hücum arkasından günlerce gözaltı işkenceleri…
O günü de şiirine yazar Arkadaş; http://www.siirparki.com/azozger1.html
Kardeşine, “Kötü vurdular, hem de çok kötü” der. Ve iki yıl sonrasında beyin kanamasından gencecik yaşta bir sokak ortasında hayata gözlerini yumar.
“Ne zaman yayımlasam adını, Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası koyacağım” söylediği şiirlerini yayımlama fırsatı olmamıştır Arkadaş’ın. Dergi ve gazetelerde piyasaya çıkan şiirleri ölümünden sonrasında derlenip ilkin ‘Şiirler’ adıyla, ikinci basımda ise ‘Sevdadır’ adıyla yayımlanmaya devam eder. 2014’te ailesi son isteğini yerine getirip kitabın adını ‘Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’ olarak değiştirir ve Arkadaş’ın şiirleri aslolan adına kavuşur.
“Zekai… Arkadaş Özger şu demek oluyor ki…
-Tamirat’ın şairi.
‘Ne kadar üstelesem yanlış bir değişimi
bir proleterin oğlu olduğuma inandıramıyorum kimseyi
inandıramıyorum babama bir proleter bulunduğunu’
diyen Zekai…
Birlikte yitirdiğimiz
günleri yaşamın
zalim, sabırsız günleri…
Hukuğun, SBF’nin, ODTÜ’nün
falan günleri… onlardan bigün,
bir Mayıs günüydü,
ben, Şevket, Oğuz…
bir güzel gömdük ince bedenini
Üzerine çiçek
ve toprak attık…”
Sina Akyol
Ne vakit bu türküyü dinlesem aklıma Arkadaş gelir, Sabahattin Ali, Ali İsmail, öğretmen Aybüke Yalçın ve bu topraklardan gencecik yaşta yok edilen daha nice can.

İnsanların ırk diye, renk diye, din diye, kim diye ötekileştirilmediği yalnız iyi insan ve fena insan diye ayrılmış olduğu bir dünyaya uyanmak dileğiyle… (Gül)

Kitabı Zekai Özger öldükten sonrasında arkadaşı şiirlerini bir araya getirerek yayımlatmış. Güzel ve anlamlı bölgeleri olmasıyla birlikte bazı kısımlarda müstehcen bir ekip kelimeler de içeriyor. Ozan hakkında düşünce edinilmesi açısından güzel. Hatta son bölümünde başka şairleri şiirleştirerek hatırlatmayı denemiş fakat bence pek başarıya ulaşmış olamamış. Benim gene de en beğendiğim şiiri Sadık Gürbüz’ün de seslendirdiği “Pencere” şiiri oldu. (Saliha Akyol)

Kitabı çıkınca koyacağı adını söylemiş hemen hemen hayattayken, yaşamın kendisinden çalınacağını bilerek bir ihtimal. Şiirlerinde yaşam var, açlık var, yoksulluk var, direniş var. Tanrı’yı sorguya çekme, hesap sorma, suçlamak var. Aşkta var bir ümit kırıntısı. Kendi kendine ‘arkadaş’ adını koymuş bir insanoğlunun hüzün dolu şiirleri. Sözcük şiirinde söylediğin;
‘bir çiçek solmuşsa koklandığı içindir
rengini dünyaya bıraktığı içindir’.
Bugün edebiyat kokuna özlem, ve biz renklerine daha alışkın, daha hoşnut. Keşke daha çok yaşatabilseydi insanlık seni, daha fazlaca okuyabilseydik seni. Özlemle… (Hüseyin Yurtal)


Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası PDF indirme linki var mı?


Arkadaş Zekai Özger – Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası kitabı için internette en fazlaca meydana getirilen aramalardan birisi de Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan bir çok kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Arkadaş Zekai Özger Kimdir?

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. TRT’nin Ankara bürolarında çalıştı. 1970 öncesinde okulunun polislerce basılmış olduğu bigün, çıkan vakalarda başına ağır darbeler aldı. Aradan seneler geçtikten sonrasında 5 Mayıs 1973’te sokakta ölü bulunmuş oldu. Beyin kanamasından öldüğü belirlendi. Arkadaşları, ölümünü okulun basılması esnasında başına almış olduğu ağır darbelere bağladılar. Dergi ve gazetelerde gösterilen şiirleri ölümünden sonrasında “Şiirler” adlı bir kitapta toplandı (1974). Daha sonrasında aynı kitap “Sevdadır” adıyla Mayıs yayınlarınca Mart 1988’de gösterildi. Şiir yazdığı yıllardaki üniversite ortamının da etkisiyle ölüm ve cinsellik mevzularını sık sık işledi. Bir çok arkadaşının aksine devrin sert siyasal şiir geleneğine uymayıp kendi yalnız yolunu oluşturduysa da ölümünden sonrasında adı akıllarda kalan arkadaşları değil o olmuştur. Tahir Abacı’nın da söylediği şeklinde en çok da fazla Arkadaş’a yakışmıştır bu kimlik.

Arkadaş Zekai Özger adına, İzmir’de Mayıs Yayınları tarafınca 1996’dan bu yana her yıl şiir ödülü verilmektedir.


Arkadaş Zekai Özger Kitapları – Eserleri

  • Sevdadır
  • Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası
  • Şiirler


Arkadaş Zekai Özger Alıntıları – Sözleri

  • Ağlamak acıların yontulmuş biçimidir. (Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası)
  • Yüzümü okşa birazcık,
    Zira yorgunum.
    Uzun bir yoldan gelmişim tabanlarım çatlak.
    Gövdem kan içinde, yüreğim ağrıyor.. (Sevdadır)
  • Göğü kucaklayıp getirdim sana
    kokla
    açılırsın. (Sevdadır)
  • “Sevgilim
    bugün
    helva yedim şarap içtim göğe uzandım
    avuçlarımda hüzünlü bir aşk
    ince kemikli bir eli okşuyorum
    göğü okşuyorum
    yabani bir diken batıyor avuçlarıma
    bir çakıyla parmağımı kesiyorum yanlışlıkla
    sanki bilerek yanlışlıkla kesiyorum
    sanki aşkı kesiyorum
    aşk parmağımda yanlış bir yar..” (Şiirler)
  • Ben hüznün, ben gölgemin kiracısı
    Yeni bir ev değiştirmekten (Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası)
  • Sevgili acı! Bugün ne de güzelsiniz.. (Sevdadır)
  • Başını omzuma yasla
    göğsümde taşıyayım seni
    gövdem gövdene can olsun (Sevdadır)
  • Ben acele severim insanı, bir ihtimal bundandır acele yıkılışım. (Sevdadır)
  • dün geldim
    geç kalsam da bağışlanır
    bir bahar bozumuydu yola çıktığımda
    yüzümde suçlu bir merak
    kalbim heyecandan telaşlı
    gözlerimde ısırgan bir hüzün vardı
    hüzün: hep bilinir
    bir afyon çiçeğidir önceleri
    dalayan bir ısırgan yoncası olur sonrasında
    dalayan ve uyandıran o afyon uykusundan
    dün geldim
    acı sırtımda tabiy
    yolum uzundu
    yanımda asla fotoğraf yoktu
    dağlara baktım: dağıldım
    yollara baktım: yoruldum
    gece ayışığı içtim, dudaklarım kurudu
    gündüz böğürtlen yedim, dilim buğulandı
    siz görmeliydiniz o kanı
    bir dağ çiçeği sevdasına bin arı öldü
    tam ordan geçiyordum, gördüm diyebilirim
    aman iyi mi petekti öyleki
    iyi mi baldı
    böğürtlen şeklinde kırmızıydı
    kan şeklinde saydam
    bir acayip kokuydu, onun kokusuydu
    dayanamadım, eli titrekti fakat
    yedim yedim kalbim çatladı
    sevdam o dağ çiçeğinde kaldı
    dün geldim, anca geldim
    usumda vızıldayan bin arı ölüsü
    heybemde onarımı ihtiyaç duyulan bin iğne
    ilkin kendi etime
    dün geldim
    hoş mu geldim
    hoş olmayan şeylerden geldim
    bir kentten geçtim ki canım titredi
    sıtma kabusuyla sallanıyordu uzaktan
    girişte insanoğlu gördüm, asla görmediğim
    fakat sanki biryerlerden tanıdığım, yemin
    edebilirim
    iğrenç suratları vardı, insandan fazlaca
    cüzzamlı bir köpeğe benziyorlardı
    kuru birer ağaç altına çömelmiş
    çürümüş bir dalı kemiriyorlardı
    omuzlarında soyulmuş yılan derileri
    ellerinde pas tutmuş makaslar
    iki ucu da kırık
    tam ben yanlarından geçiyorken
    elma ağaçlarının çiçeklerini kesmeye başladılar
    ben sanki tarihini bilmiyormuşum şeklinde
    bakır çalığı bir kasede
    elmanın kanını sundular
    geldim ya, iyi mi geldim
    bir elimde tarih atlası
    bir elimde güneş humması
    soğutulmaya zorlanmış bir çöl kızgınlığından
    bir kum fırtınasının
    asil kumcuklarından geldim
    yorgundum, susamıştım, dilim kuruydu fakat
    gördüğüm serap mıydı, gerçek miydi
    bilirim ben
    çölün tam ortasında sonsuz bir ışıltıydı
    yedibin rengi yansıtan renksiz bir kuyuydu
    duruydu, aydınlıktı, yaz gökleri gibiydi suyu
    uzanıp avuçlasam benimdi
    öyleki yakın, öyleki kolay, öyleki dokunsam
    ah o kervancıbaşı
    ah o sırmalı soyguncu
    ve ellerinde kesik adım atar ve zebellah ordusu
    birden beliriverdiler tam kuyunun başlangıcında
    ellerinde kan sızıtan kesik başları
    tan kuyunun ağzından sarkıtıyorlardı ki
    ne olduysa o anda oldu
    kızıl bir bulut ağdı kuyunun ağzından göğe
    bulut değil
    bir devin alev saçan soluğuydu
    arkasından görkemli bir kum fırtınası
    kum değil
    devin çocuklarıydı saçılan
    ah görmeliydiniz o savaşı
    ne kanlı kervancıbaşı
    ne zebellah ordusu
    dayanamadılar kum fırtınasının şiddetine
    çöl mü yarıldı
    kuyu mu büyüttü ağzını
    kızgın çöl kavuşunca dinginliğine
    bir ben vardım kuyunun başlangıcında diri
    ve herşeyi görebilen sıhhatli çöl tanığı
    öğrendim çöl kızgınsa öfkesi nice olur
    kum fırtınasında neler yapılır
    iyi mi yok edilir çöllerin sırmalı
    soygun kervancıları
    gördüğüm serap mıydı, gerçek miydi
    bilirim ben
    bir elimde güneş humması
    bir elimde tarih atlası vardı
    zaman dardı
    kanarak içtim de kuyunun duru suyundan
    uçar şeklinde aştım çölü o sonsuz ışıltıdan
    dün geldim
    dün ben nerden geldim
    ezberlenip unutulmuş bir sıkıntıdan geldim
    adı konulmamış bir düşten geldim
    terlemiş balıklar gördüm, rengi bozulmuş mavilikler
    kabaran denizler şeklinde coşkun sürücüler
    kılçığı beynine saplanmış gözsüz balıklar gördüm
    trollenmiş deniz tarlası, iyot vurgunu
    derya içindeydim de hani deryayı gördüm
    ufak balığı gördüm, ardında büyük balık
    bir su ağası şeklinde güçlü ve saldırgan
    oh balık, ufak balık, can balık
    anasının kuzusu, deniz kokulum
    söyle yavrum, söyle gözüm, söyle kılçığım
    kim dokundu senin pullanmamış derine
    kim kıydı senin o tazecik gövdene
    denizde kum şeklinde dolgun pullarıyla
    doymaz mı büyük balık ufak balığa
    fakat gördüm ya sonunda
    derya içindeki deryayı
    büyük balık ufak balık izini sürmekteydi ya
    birleşince ufak balık yüzlercesiyle
    şaşırıp kaldı büyük balık
    şaşırıp kalmadım amma
    ne de keskinleşmiş dişleri ol mahilerin
    unutulmaz bir deniz anası şeklinde büyüdü gövdeleri
    kıymık kıymık oldu gövdesi büyük balığın
    anladım
    nice olsa da
    denizde kum, büyük balıkta pul
    birleşince
    edemezmiş küçükleri kendine kul (Şiirler)
  • Yıldızlar sayılmaz: özlem uzakta
    Hasreti bir ben bilirim
    Bir de gecenin gözlerindeki baykuş (Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası)
  • Elbet geçer
    bu hüzün mevsimi
    bir baykuş bir serçe ile dost olduğu gün
    O gün size luğu de anlatacağım (Şiirler)
  • “Göğü kucaklayıp getirdim sana..” (Sevdadır)
  • “yoruldum
    değiştirmekten kanını yüreğimin
    ne vakit bitecek
    bu hüzün.”.. (Şiirler)
  • “Ağzıma konacak kış kuşları nerde” (Şiirler)
  • düşürmem sigaramın ucundaki külü ben (Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası)
  • Başını omzuma yasla
    Göğsümde taşıyayım seni
    Gövdem gövdene can olsun’ (Sevdadır)
  • Zira tüm sarhoşluklar birazcık Freud’un alkolsüz sayıklamalarıdır. (Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası)
  • üzme kendini bu kadar
    sana umudu öğretemeyenlerin suçu mu var
    bak yeryüzü ne kadar geniş
    ne kadar dar (Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası)
  • yaşamak
    bizim en eski çağlardan kalma yanık türkümüz
    öylesine kısık ki sesimiz
    ne duyurmasını ne söylemesini biliriz
    Arkadaş Zekai Özger (Şiirler)
  • Sustukça çoğalıyor tekliğim
    ah benim sıska yüreğim… (Şiirler)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle



[

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Instagram takipçi hilesi instagram yabancı takipçi satın al takipçi satın al
meritking meritroyalbet bahsine giriş madridbet yeni giriş paralı tombala siteleri