Eğitim

Top Sesleri – Arif Nihat Asya Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Top Sesleri – Arif Nihat Asya Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Top Sesleri kimin eseri? Top Sesleri kitabının yazarı kimdir? Top Sesleri konusu ve anafikri nedir? Top Sesleri kitabı ne konu alıyor? Top Sesleri PDF indirme linki var mı? Top Sesleri kitabının yazarı Arif Nihat Asya kimdir? İşte Top Sesleri kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Arif Nihat Asya

Yayın Evi: Ötüken Neşriyat

İSBN: 9789754375015

Sayfa Sayısı: 304


Top Sesleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

“Kim inmiş denizin altına, kim koymuş balığın adını? Kim dolaşmış gökleri kat kat; kim koymuş kartalın, Ankaa’nın, hürriyetin adını? Hangi kanadlarla kim uçmuş yıldızlardan yıldıza; kim koymuş Terazi’nin, Merih’in, Zühre’nin adını? Kim “Promete demiş ateş hırsızına; kim koymuş alevin, dumanın adını? Kimin dalına konmuş mutluluk, hangi dal çekebilmiş saadeti ve hangi dil koymuş saadetin adını? Kim girebilmiş İnsanoğlu’nun içine; kim koymuş gönlün, ruhun, vicdanın adını? 

(Tanıtım Bülteninden)


Top Sesleri Alıntıları – Sözleri

  • İki ay kadar ilkin, Cezayir’de hakemin yanlış sonucuna kızan dilsiz futbolcunun, bu öfkeyle dili açılmıştı. Yanlış kararlar karşısında ellerin dili çözülür, bizim dilimiz tutulur.
  • Dün “Ya bundadır ya şunda” oyunu oynuyorduk. Bugünde aradığımız hâlâ ya şunda ya bundadır ve hemen hemen bizde değildir.
  • Bazı gençler bir parti binasını, bir gazete idarehanesini taşladıktan sonrasında dağıtılmışlardı.
    Dağıtmak yetmez.
    Ilkin taşı sağ elleriyle mi, sol elleriyle mi attıkları, sonrasında camcıyla ortak olup olmadıkları meydana çıkarılmalıdır.
    Bu şekilde yapılmazsa şu memlekette söz taşın demek olur.
  • “Bingöl’ün Hepsor köyünde geceleyin bir evden, sussun diye dışarıya
    attıklarıbeş yaşındaki Cahide’yi almaya gidince bulamadılar.Sabaha
    kadar aradılar..Sabahleyin ötelerde bir el bulunmuş oldu.”
    Sokaklarında kurtlar gezen köy…
    Karanlıklarında neon ışıkları değil, kurt gözleri parlıyan gece ve
    kurtlar sofrasında tadımlık bir çocuk: beş yaşındaki Cahide…
    Bu şekilde bir sofradan arta kalan minimini bir el: Cahide’ nin eli.
    Nerdeyiz; yaban ormanlarından mı, “burda insan eti kokuyor” sesiyle
    ürperdiğimiz dev masallarından mı, Roma sirklerinde mi?
    Ağlamak kar etmez; dövünmek, yolunmak kar etmez.
    Yazık ki şu memlekette kurtlara can vergisi verilmeden yaşanmıyan bölgeler var!
    Bu sefer kura Cahide’ye düştüyse kabahat kimin? Adı “Cahide” diye
    Ayşe’ nin, Fatma’ nın, Zeyneb’ inkinden ayrı bir kaderi olacak değil
    ya…
    Yakınlarda yola çıkan biz, sadece, yarı yoldayız. Erken çıksaydık ve
    ayağımıza çelme takılmasaydı bir kaç adım daha ilerleyebilecektik.
    Hepsor’a vaktinde varsak bu bu şekilde olmazdı…
    Gelmemizi beklemeliydin Cahide!
    Seni canavarların ağzına uzatanlar, sensizliğin ne demek bulunduğunu
    hemen hemen bilmiyorlardı…bunu şimdi anladılar, Cahide…
    Sende şu dünyada izinle ağlanıp emirle susulduğunu bilmiyordun!
    Eldivenini unutur şeklinde elini unutmuşsun..sakladık…gel, al da
    o şekilde git Cahide!.. fakat, lüzumu kalmadıktan sonrasında eli ne yapacaksın!
    Yalnız kuzuların değil, kızlarında kurtlar için büyütülmüş olduğu
    köylerimiz var… İftihar edebiliriz.
    Eskiler Nil’e kurban atarlarmış.. biz yirminci asırdakurtlara
    kurban atıyoruz… giden sen değilsin; gönderen biziz Cahide!
    Beş baharın birikmiş tadı, kokusu, tazeliğiydin ve kurtlar için
    değildin…fakat kurtlara gittin. Gördüğümüz allar, duvağının alı değil
    Cahide!
    Kim bilir, ne derdin vardı… bir ihtimal bir damlacık ilaç, bir güler
    yüz, küçücük bir oyuncak, tatlı bir masal seni susturmaya yeterdi.
    Bunları getiremediğim için senden utanıyorum Cahide!
    Seni kurtlar değil, bilgisizlik, görgüsüzlük yedi.. ona yanarım!
    Naraların, yaygaraların, tehditlerin iniltilerle feryatları,
    şikayetlerle çığlıkları boğduğu bir dünyanın çocuğusun. Senin ağlaman
    mı bizlere oldukca geldi?
    Gürültüler içinde ağlıyanlar korosuna katılmış bir çocuk sesinin,
    kimse bilincinde olmazdı.. eksildiğinin, bilincinde olmadığı şeklinde!
    Gittin ve elini gecelerimizin kabusu olsun diye bıraktın.. bizlere
    bu ceza azdır Cahide!
    Şunun şurasında nelere tahammül ettik de bir çocuk ağlamasına
    tahammül edemedik…
    Seni sokağa atan baban değildir, biziz Cahide.. sana kurtlar
    kıymadı, biz kıydık yavrum!
    Ne manalı tesadüftür: acı haberinin memlekete yayılması, Maarif
    Şurası’nın nutuklarla açıldığı güne rastladı.
    Ayaktaki susku vakfesini görsen yüzlerce kişinin bir işaretle
    iyi mi susuverdiğini öğrenir ve şaşardın. O sırada seni hatırından
    geçiren kaç şahıs vardı, Cahide?
    Boşlukta vedaişareti halinde sallanan elini ya gördüler, ya
    görmediler..gören kimbilir ne sandı!
    Vaktiyle bu elin bir sahibi vardı ve adı Cahide’ydi.. muhitini
    bulursa büyüyecek, okuyacak, gelişecekti.. anasının Cahide’siyken
    yavuklusunun Cahide’si olacaktı. “Cahidem !” diye seslenildiğini
    duyduğu vakit, dudaklarında gönlü yanıt verecekti.
    Bilgiyi, görgüyü, senin evine kadar götüremedim
    kızım.Bilgisizlikten, karanlıktan, kurttan korktum.. köyüne
    “Mahrumiyet Bölgesi” diye ad taktım.. gitmeye nazlandım.. gitmemek
    için bahaneler buldum.. senden kaçtım.. beni affet Cahide!
    Gönderenler de, benim kaderimi seninkiyle birleştirirlerken
    kendi kaderlerini bizlerden ayırıyorlardı.
    Sen tek örnek değisin.
    Ağlamanın cezası kurtlara atılmak olan bir memlekette
    öğretmenliğimden utanç duyup ellerimi yüzüme kapadım.
    Bana, istersen, kurt gözlerinden, kin olup bak.. fakat bu şekilde
    bedbaht evlatların bakışıyle acı acı, acıklı acıklı bakma Cahide!
    Eskiler, keyifleri için, esirleri, köleleri, suçluları
    günlerce aç bırakılmış yırtıcıların önüne atarlar, seyrine bakarlardı.
    Biz de seni kurtlara atıp akıbetinin seyircisi kaldık..
    onlardan ne farkımız var Cahide?.. suçun doğan olmaktı.
    Evet.. büyüyecektin, serpilecektin..taranıp, süslenecek,
    giyinip kuşanacaktın. Telin olacaktı, duvağın olacaktı.. saadetin
    olacaktı.
    Ardında saadetinden utanç duyanlar bıraktın.
    Körpeliğin, yumuşaklığının, sıcağının tadını yaşamının en
    güzel akşamlarına saklıyacaktın.. kurtlar yağmaladı.
    Kurtların kazancı bir kahvaltılık çocuk.. bizim kaybımız?.. onu sorma!
    Seni sussun diye kapıya attık ve dediğimiz oldu! İşte sustun…
    Arkandaki beş baharı derletip toplayıp götürdün.. bizlere bir el
    kaldı… Köyünde sahibini ilelebet arayacak bu el, şahadet parmağıyla
    bir yeri mi, bir şeyi mi, bir kimseyi mi gösteriyor? Yoksa gösterdiğin
    ben miyim?
    Masalların Kesikbaş’ı yerine Cahide’nin kesik eli!..
    Bingöl’ün Hepsor köyünde bir babayla bir ana birbirlerinin
    yüzüne bakamıyarak ağlaşırken buralarda elin bizim rüyalarımıza
    girecek, gelip ihmalimizin boğazına sarılacak korkusuyla uykusuzuz.
    Eğer bizlerden acıma, şefkat, ilgi bekliyorsan avucun daha
    oldukca vakit açık duracak Cahide.
    Güneşin girmediği yere hastalık girermiş.. bu da bir şey mi?
    Medeniyetin girmediği yere kurtlar giriyor.
    Duvarların arkasına kapansam da, kulaklarımı tıkasam da,
    ömrümce, katıla katıla ağlayan bir çocuk sesi duyacağım.
    Perdelerimi indirsem de, gözlerimi yumsam da kah kurtların
    ağzında bir çocuk, kah bileğinden kanlar sızansahipsiz bir el
    göreceğim Cahide.
    Dertlerini bilemedim.. seni ısıtamadım.. acını
    dindiremedim, kurtlara gittin.. kurtların ağzından alamadım.
    Evlatları dertlerin ağlattığı, kurtların susturduğu bir
    yerde biz Cahide’yle değil, pedagoji nazariyeleri yapmakla,
    pedagojikitapları yazmakla meşgulüz.. elin bizi kutlama etsin!
    Elini varlığından bir parça olarak armağan bıraktın.. bizlere
    o da oldukca Cahide.. sana da, hediyene de layık değiliz yavrum.
    Ağladığımıza bakma ki biz böyleyiz: bir taraftan kurt olur,
    Cahide’yi kaparız, bir taraftan Cahide oluruz.. kurtlar yer bizi..
  • İki ay kadar ilkin, Cezayir’de hakemin yanlış sonucuna kızan bir dilsiz futbolcunun bu öfkeyle dili açılmıştı.
    Yanlış kararlar karşısında ellerin dili çözülür, bizim dilimiz tutulur…
  • Bilmem, hangi İngiliz hekimi, meslek arkadaşı bir kadının yaşamını kurtarmak için böbreklerinden birini bağışlamış.
    Şüphesiz iyi fedakârlık…
    Fakat sevdiklerinin kurtulması için yüreğini verebileceklerinkinden üstün değil.
  • Kitabın ağaçla,çiçekle akrabalığı vardır..
  • Yağmur bekleyip duruyorsun…neyleyeceksin yağmuru; tarla mısın, tarlan mı var?
    “Bahar bir gelse ben bilirim yapacağımı!” diyosun… Açacak çiçek misin, açılacak çiçeğin mi var?
    Rüzgar gözlüyorsun…nene gerek senin rüzgar… yeldeğirmeni misin, uçurtma mısın; tınazın mı, yelkenin mi, uçurtman mı var?
    Akşamlar, niçin hâlâ gözünde tütüyor; ay mısın, yoksa doğacak yıldızın mı var?


Top Sesleri İncelemesi – Kişisel Yorumlar

Top Sesleri: Arif Nihat Asya’nın kısa kısa yazılarından oluşan yapıt yazarın ağırlıklı olarak yaşamış olduğu dönem ile ilgili fikirlerinin kaleme alınmasıyla yaşam bulmuş.Çoğunluğu 60’lı yıllara ilişik olan yazılar;tarih,devrin Türkiyesindeki görüşler,yazarın yaşamını idame etmiş olduğu bölgeler ile ilgili edinim ve detayları şeklinde içerikler barındırıyor.Kaleminin ne kadar kuvvetli olduğu eserin tümünde anlaşılmasada, bazı bölümler kalemin müthiş derecede kuvvetli olduğu anlaşılıyor. (Oğuzhan İNEKÇİ)

Bir okudum bırakamadım !
Kendimden bir parça buldum.
Neredeyse tüm eleştirilerinde hemfikirdim.
Şiirlerini daha okumasam da, tarzına fanatik kaldığım bir yazar Arif Nihat Asya !
Teşbihlerine fanatik kaldığım, okumaya doyamadığım bir kitabıydı…
Tavsiyemdir ! (Müzmin Okur)

Kim inmiş denizin altına, kim koymuş balığın adını? Kim dolaşmış gökleri kat kat; kim koymuş kartalın, Ankaa’nın, hürriyetin adını? Hangi kanadlarla kim uçmuş yıldızlardan yıldıza; kim koymuş Terazi’nin, Merih’in, Zühre’nin adını? Kim “Promete demiş ateş hırsızına; kim koymuş alevin, dumanın adını? Kimin dalına konmuş mutluluk, hangi dal çekebilmiş saadeti ve hangi dil koymuş saadetin adını? (Bilgi Yüklü Seyyah)


Top Sesleri PDF indirme linki var mı?


Arif Nihat Asya – Top Sesleri kitabı için internette en oldukca meydana getirilen aramalardan birisi de Top Sesleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan bir çok kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Arif Nihat Asya Kimdir?

Arif Nihat Asya (7 Şubat 1904; İnceğiz, Çatalca, İstanbul – 5 Ocak 1975, Ankara), milliyetçi şiirleriyle tanınan ve Adana’nın kurtuluş günü olan 5 Ocak günü yazdığı meşhur “Bayrak” şiirinden dolayı “Bayrak şairi” olarak da anılan Türk şairdir.

Doğum adı “Mehmed Arif” olan Arif Nihat Asya, tahsil hayatına dört yaşlarında köyün imamından Kur’an harfleri öğrenerek başladı.Balkan Savaşı sonunda İstanbul’a geldi. İlk öğrenimini Kocamustafapaşa ve Haseki mahalle mekteplerinde tamamladıktan sonrasında Gülşen-i Maârif Rüştiyesi’ne girdi. Orta tahsilini parasız yatılı olarak Bolu ve Kastamonu liselerinde tamamladıktan sonrasında 1928’deİstanbul Üniversitesi Yüksek Öğretmen Okulu Edebiyat Kısmı’nden mezun oldu. Adana, Malatya, Edirne, Tarsus, Ankara veKıbrıs’taki liselerde edebiyat öğretmenliği yapmış oldu. 1950 senesinde Seyhan (Adana) ve 1954 senesinde da Eskikent milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi. Milletvekilliğinden sonrasında yeniden bir süre daha öğretmenlik yapmış oldu. Ankara Gazi Lisesi’nde edebiyat öğretmeni iken 1962’de emekliye ayrıldı.

Yeni İstanbul ve Babıali’de Sabah gazetelerinde yazılar yazdı. Aruzla başladığı şiirde rubailer, gazeller yazdı. Bilhassa rubailere büyük ehemmiyet verdi. Rubailerden oluşan 5 ayrı kitap yazdı. Daha sonrasında heceli ve özgür vezinli(ölçülü) şiirler yazdı.

Milliyetçi şiirleriyle dikkat çeken Arif Nihat Asya, yurdun güzelliklerini, doğasını özetleyen, kimi vakit yergici fakat Türklüğü yücelten şiirleriyle de bilinir.

Arif Nihat Asya 5 Ocak 1975’te vefat etti. Kabri, Ankara Karşıyaka Mezarlığı’ndadır.


Arif Nihat Asya Kitapları – Eserleri

  • Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor
  • Dualar Ve Aminler
  • Sevgi Mektupları
  • Kökler ve Dallar
  • Fatihler Ölmez Ve Takvimler
  • Ses ve Toprak
  • Kanatlarını Arayanlar
  • Top Sesleri
  • Rübaiyyat-ı Arif 1
  • Aramak Ve Söyleyememek
  • Rübaiyyat-ı Arif 2
  • Kubbeler
  • Kundaklar
  • Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor
  • Onlar Bu Dilden Anlar
  • Basamaklar
  • Ayın Aynasında
  • Kökler ve Dallar
  • Rübaiyyat-ı Arif
  • Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor
  • Aynalarda Kalan
  • Enikli Kapı
  • Fatihler Ölmez Ve Takvimler
  • “Bayrak Şairi” Arif Nihat Asya’dan Seçmeler
  • Top Sesleri


Arif Nihat Asya Alıntıları – Sözleri

  • Şehitler tepesi boş değil,
    Biri var bekliyor… (Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor)
  • Dal dal dolaşır bir kuşum, uçmuş yuvadan..
    Yer yer buluşan yollara baktım havadan;
    Gördüm: bir ucum kök salıyorken Tokad’a
    Gelmektedir, ey yol, bir ucum Tırnova’dan. (Rübaiyyat-ı Arif)
  • Kalbindeki yerime lâyık olacağıma yemin ediyorum. (Sevgi Mektupları)
  • Bir susuz lâleydi, sensiz, canevim;
    Etmedin, sîâb ü reyyân etmedin! (Ses ve Toprak)
  • Türkiye’de herşeyden bahsedilmiş fakat Türk’ten söz açmak cesaret işi olmuştur.
    27 ağustos 1962 (Onlar Bu Dilden Anlar)
  • “Ve, yazıklar olsun ki, bu milletin bu gidişle değişmesine olanak olmayan alın yazısına benzer.” (Kanatlarını Arayanlar)
  • Kendimi çilelere mahkum ettiğim de oldu. (Kubbeler)
  • İyi misin? diye sorar dostlarım ;
    İyi sayılırım yaşıma nazaran..
    Ölürsem pek uzun olmaz kitabem..
    Ki ayarlanmıştır taşıma nazaran. (Ses ve Toprak)
  • Fakat gecelerdir, şu uzun uzun
    Düşünen acayip genç, iyi mi uyusun
    Yüreğindeki cam kırıklarıyla? (Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor)
  • Bugüne kadar kendimi, nedense, çocuk bilmişim…
    Meğer, çocuk değilmişim! (Dualar Ve Aminler)
  • Gel ey kaderim, ey bugünüm, ey yarınım!
    Gel gözbebeğim, gel canevim, gel kadınım!
    Yaklaş, daha yaklaş, daha yaklaş ve sokul!
    Gel ey bacılardan, analardan yakınım! (Rübaiyyat-ı Arif 1)
  • Uzaklarda bıraktığın bir gönlü hatırdan çıkarma, yazık olur. (Sevgi Mektupları)
  • Beklettiğin yeter bizi… kalk artık;
    Kalk Mustafa Kemal dedik, ağladık! (Ses ve Toprak)
  • Utangaçlıklarında
    Eser yoktur kibirden… (Ses ve Toprak)
  • Alev söndü… Fakat duman daha uzun müddet tütecektir. (Kubbeler)
  • Dünyâmıza lûtfu nerde Rabbin şimdi:
    Korkuyla vurur içinde kalbin şimdi..
    Her gölgede gulyabâni, her kuytu pusu…
    Vaktiyle harami kırk imiş, bin şimdi. (Rübaiyyat-ı Arif)
  • Gel, ey Muhammed, bahardır…
    Dudaklar ardında saklı
    Âminlerimiz vardır!..
    Hacdan döner şeklinde gel;
    Mi’raç’tan iner şeklinde gel;
    Bekliyoruz senelerdir! (Dualar Ve Aminler)
  • Seneler, onun yolunda geçerken yitik değil!
    Mademki Aslı var, Kerem olmak ayıp değil. (Fatihler Ölmez Ve Takvimler)
  • Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim;
    Yer yüzünde yer beğen
    Nereye dikilmek istersen
    Söyle seni oraya dikeyim! (Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor)
  • bölgeler gökler benim olurdu sana varımı yoğumu getirebilsem;
    avuçlarında oldurabilirdin, olgun değilsem. (Kökler ve Dallar)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle



[

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
düşmeyen takipçi satın al tiktok takipçi satın al Instagram takipçi hilesi instagram yabancı takipçi satın al takipçi satın al
viagra meritking meritroyalbet bahsine giriş madridbet yeni giriş paralı tombala siteleri