Eğitim

Bir Bahçe Düşü – Ali Çolak Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Bir Bahçe Düşü – Ali Çolak Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Bir Bahçe Düşü kimin eseri? Bir Bahçe Düşü kitabının yazarı kimdir? Bir Bahçe Düşü konusu ve anafikri nedir? Bir Bahçe Düşü kitabı ne konu alıyor? Bir Bahçe Düşü PDF indirme linki var mı? Bir Bahçe Düşü kitabının yazarı Ali Çolak kimdir? İşte Bir Bahçe Düşü kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Ali Çolak

Yayın Evi: Ötüken Neşriyat

İSBN: 9789754375022

Sayfa Sayısı: 176


Bir Bahçe Düşü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Bir bahçe düşü kurmadığım süre olmuyor neredeyse. Bir bahçe evet, şöyleki korunaklı, küçücük. Kıyısı süresince renk renk ortancalar köpürecek Duvarın üstünden morsalkımlar sarkacak baharda. İlla ki çelimsiz de olsa bir erik olacak, bir ayva, bir cam . Erik ağacı, kış biter bitmez ilkyazı müjdeleyecek. Sonra nisan geldi mi ayva, ‘bak iste, yaz geliyor’ diyecek. Çam, dağların kokusunu anımsatacak durduğu yerden. Bir minik leylak ağacı köşede, buram buram kokutacak çiçeklerini. Sonra bir kösesinde el kadar bir toprağa maydanoz, kıvırcık, soğan, biber ekeceğiz. Küçücük bir bahçe işte, içinde gezinip sokağın kirinden arınacağız Bahçe nedir ki aslına bakarsanız, bir kaçış ve sığınma yeridir… Toprakla haşır neşir olduğun, içinin karasını döktüğün, yeğnelip kuşa döndüğün korunak. Ne diyordu Dağlarca bir şiirinde: “İnsan sokakta olmayabilir / bazı acayip vakitlerde / muhakkak bahçelerdedir.”

Mavisini Yitirmiş Yaşamak’ın, Günlük Güneşlik Şarkılar’ın, Günsarısı’nın, Periyi Uyandırmak’ın yazarı Ali Çolak,’Bir Bahçe Düşü’nde’ korunaklı bir bahçe’, hülyası kuruyor. Aşık olunan, dost malum ağaçlardan söz ediyor. Ve daha başka şeylerden. Otel odası yalnızlıklarından, sabahleyin uykularından, yaz yolculuklarından, sokaklara ‘aşk’ yazan adamdan .. Kitabın ikinci bölümünde ise yazarın, edebiyatımızın ve yazı yaşamının güncel sorunları üzerine yazdığı denemeler içeriyor. Ali Çolak, okuruna uçup gidenin, parlayıp sönenin değil, ışığı devamlı olanın peşine düşmeyi salık veriyor. Bunu yaparken de denemenin tabiatına uyup gene bir şeyleri sevdiriyor, bir şeylerin tadına vardırıyor.


Bir Bahçe Düşü Alıntıları – Sözleri

  • Ölüm, geride beyaz bir boşluk bırakıyor; acısı sonradan hissedilen bir boşluk…
  • Ferman-ı aşka can iledir inkiyadımız
    Hükm-i kazaya zerre kadar yok inadımız
    Baki
    Meali;
    Aşkın fermanına canla başla boyun eğeriz
    Yüce Allah’ın kazasının hükmüne zerre kadar direnmeyiz
  • ”Aşkın şiddetine direnme edecek ve fakat birbirine değdikçe alev alacak kelimelerimiz yok artık.”
  • … ve insanoğlunun sadece yaşamı, pahasına soyunabileceği bir tutkuyla mümkündür.
  • ” Bu kentin koynuna girdiğim günden beri
    Cebimde ölümüm
    Avuç avuç dağıtırım insanlara bir türlü tükenmez ölümüm.”
    Alâeddin Özdenören


Bir Bahçe Düşü İncelemesi – Kişisel Yorumlar

Kitabı okuduğum süre içersinde Ali Çolak’ı evimde konuk etmiş benzer biçimde oldum.: “Bir bahçe düşü kurmadığım zaman olmuyor neredeyse. Bir bahçe evet, şöyle korunaklı, küçücük. Kıyısı boyunca renk renk ortancalar köpürecek. Duvarın üstünden morsalkımlar sarkacak baharda. İlla ki çelimsiz de olsa bir erik olacak, bir ayva, bir çam. Erik ağacı, kış biter bitmez ilkyazı müjdeleyecek. Sonra nisan geldi mi ayva, bak işte, yaz geliyor diyecek. Çam, dağların kokusunu anımsatacak durduğu yerden. Bir küçük leylak ağacı köşede, buram buram kokutacak çiçeklerini. Sonra bir köşesinde el kadar tarh olacak. Oraya, maydanoz, kıvırcık, soğan, biber ekeceğiz. Küçük, el kadar bir toprak işte, içinde dolaşıp sokağın kirinden arınacağız.”
Ali Çolak bu şekilde yazmış Bir Bahçe Düşü’nde. Buna benzer hayalleri bazen hepimizin kurduğunu biliyorum. Şundan dolayı biz bu betonlaşmış kentin adamları değiliz. Şundan dolayı biz her ne kadar şimdi öyleki olmasa da bir ayağımız toprakta büyüyenlerden, evlerinin bahçesinde çiçek yetiştirenlerden, yaz günü dut ağacından inmeyenlerdeniz.
Ali Çolak sevdiğim tecrübe etme yazarlarındandır. Denemeden başka bir türde eserini hatırlamıyorum. Zaten kendisi de yazmakta hissesine tecrübe etme düştüğünü belirtiyor. En son çıkan “Ama Sözcükleri Götüremezler” kitabı da dâhil tüm kitapları kütüphanemde. Mavisini Yitirmiş Yaşamak, Günsarısı, İnce Sözler, Bilmem Hatırlar mısın, Günün Ötesi kitaplarını daha ilkin okumuştum. Bu sebeple üslubuna aşinayım.
Deneme türünün özelliğidir. Karşınızdaki kişiyle konuşur benzer biçimde yazmak. Kitabı okuduğum süre içersinde Ali Çolak’ı evimde konuk etmiş benzer biçimde oldum. Gibisi fazla, öyleki oldu. Hem de günlük siyasetin haricinde mevzular üstünde söyleşi ettik. Neler konuşmadık ki onunla. Aşkın vıcık vıcık kâğıtlara boyanışını konuştuk. Aşkla ilgili son hükmü o koydu. “Aşk, bir keşif değil artık, istila! Ne nüfuz, ne hakikat, ne bulmak! Yanmıyor onu anlatan hiçbir dil ve dudak. Niye yazmalı ki o zaman, niçin anlatmalı? Neye yarar yazdıkların söz kirliliğinden başka! Yazmamalı, eskitmemeli aşkı, sarıp sarmalayıp kaldırmalı kendi beyaz ülkesine, kalbe… Dinlensin orada, arınıp durulsun. Tutkulu bir dil’le yeniden keşfedileceği zamana dek.”
Eylül’ü konuştuk. Eylülün kederli sesinden. Ve bir ihtimal kederli halinden. Tatilin bitmesinden, yazın sona ermesinden, bahçelerden geçmelerden ve de artık yüksek duvarlarla çevrili bahçeler içine kondurulmuş okul binalarına, yurt binalarına hapsolma vaktinden.
Hırsızlarını konuştuk. “Dünya malı, sahip olduğun için sevinmeye, kaybettiğinde de üzülmeye değmez” düsturunu hırsızlar yardımıyla daha iyi anladığını söylüyor. Başından geçen üç hırsızlık vakasından sonrasında bambaşka bir adam olmuş. Artık eli sıkı değil, para elinin kiri. Şimdilerde parayı daha rahat harcar olmuş.
Ramazan pidesini bir anlatışı vardı, zor tuttum kendimi fırına gitmekten. “Fırından bir gazete parçasına sarıp, alelacele eve getirdiğimiz pideler, sofrada tereyağı, tulum peyniri, bal ve reçel sürüldüğünde, dünyanın en tatlı, en leziz, en vazgeçilmez nevalesi olur ve başka hiçbir nimet, hiçbir ziyafet bu lezzetin yerini tutmaz, tutamaz.” İşte bu sebeple iftar saatine yakın zamanlarda uzun uzun kuyruklarda sıcak pide almak için bekleriz.
Ali Çolak’la daha neler konuşmadık ki, radyolu günlerimizden, artık arkası gelmeyen yarınlardan, talihin yar olmasından, hanım oyuncu branşında Oscar ödülü alacak olan Charlize Theron’un bir tevafuk sonucunda bir yapımcıyla karşılaşmasından, sokaklara aşk yazan adamdan bahsettik.
Sokaklara aşk yazan adam dedim de onun hikâyesini anlatmadan olmaz şimdi. Paris’li Duez 54 yaşındaymış. İki yıl birlikte yaşamış olduğu sevdiği kendisini terk edince o da sevgilisinin güzergâhına, sokağına, caddesine çiçek resimleri halletmeye başlamış. Kadın isyanlardaymış. Açıyor telefonu “Yeter artık, düş yakamdan. Seni de istemiyorum, çiçeklerini de!” Duez bu, durmamış. Bu sefer kadının işe gittiği caddeler üstüne “Seni seviyorum” yazmış. Ama bu yazılar bizim sokak yazıları benzer biçimde değil doğal olarak. Albenili çiçekli cinsten. Kadın soluğu mahkemede almış ve Duez’e üç yıl semtten uzaklaştırma cezası verdirmiş. Pes etmemiş Duez. Yazmaya devam sevgi sözcüklerini. Sabah kendi yazıyor, akşam belediye siliyor. Tüm bunlara karşın taş kalpli sevgili yumuşamamış. Ama bigün bir bayan Duez’i görünce “Bu resimleri senin yaptığını biliyorum ve bu yaptıkların beni mutlu ediyor.” diyor. O günden sonrasında Jean Luc Duze sevdiği için “Seni seviyorum” sözcüklerini duvarlara yazmaktan vazgeçmiş ve herkesi mutlu edecek “amour” (aşk) sözcüğünde karar kılmış. Akşamları silinse de ne gam. O her sabahleyin aynı gayretle insanları mutlu ediyor ve hâla Paris sokaklarına “amour” yazıyormuş.
Ali Çolak sohbeti hoş bir yazar. Belki bigün siz de onu bir kitabıyla evinizde konuk edersiniz. (Sait Köşk)


Bir Bahçe Düşü PDF indirme linki var mı?


Ali Çolak – Bir Bahçe Düşü kitabı için internette en oldukca meydana getirilen aramalardan birisi de Bir Bahçe Düşü PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan bir çok kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Ali Çolak Kimdir?

1965 senesinde Nazilli’de hayata merhaba dedi. Toygar İlkokulu’nu, Sümer Ortaokulu’nu ve Nazilli Endüstri Meslek Lisesi’ni tamamladı. Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi’nde başladığı yüksek öğrenimini ikinci sınıfta bıraktı. Daha sonrasında Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Kısmı’ne girdi ve 1988 senesinde buradan mezun oldu. Bir süre bir yayınevinde çalıştı. 1989’un Mart ayında dostlarıyla beraber edebiyat dergisi Kırkikindi’yi çıkardı.(3 Sayı) Daha sonrasında Milli Eğitim bakanlığı’na geçerek Mardin’in Savur ilçesinde edebiyat öğretmenliğine atama edildi. Burada yarım dönem çalıştıktan sonrasında çekilme etti ve İstanbul’da bir hususi öğretim kurumunda öğretmenliğe başladı. 12 yıl süreyle öğretmenlik ve yöneticilik yapmış oldu.

1989’da, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeni Türk Edebiyatı Kısmı’nde başladığı yüksek lisans çalışmasını, tezini tamamlamadan bıraktı. Çeşitli edebiyat dergilerinde denemeler yazdı. 1992 senesinde Zaman gazetesinde köşe yazarlığına başladı. Deneme türünde eserler veren ve çeşitli yayınevlerinden çıkmış 10 kitabı bulunan Ali Çolak, 1996 senesinde ‘Günlük Güneşlik Şarkılar’ adlı kitabıyla, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ‘Yılın Deneme Yazarı’ ödülünü aldı. Ali Çolak, haftada bir yazdığı köşe yazılarının yanı sıra 2001 yılından bu yana Zaman’ın kültür – sanat sayfası editörlüğünü yürütüyor.


Ali Çolak Kitapları – Eserleri

  • Mavisini Yitirmiş Yaşamak
  • Günlük Güneşlik Şarkılar
  • Periyi Uyandırmak
  • İnce Sözler
  • Bilmem Hatırlar mısın?
  • Susarak Konuşalım
  • Yitik Hüzün
  • Söz Işıldağı
  • Günsarısı
  • Günün Ötesi
  • Ozan Dediğin
  • Bir Bahçe Düşü
  • Ama Sözcükleri Götüremezler
  • Bir Ateş Yakmak
  • İslam’a Nazaran Anadolu’da Düğün Adetleri


Ali Çolak Alıntıları – Sözleri

  • ‘Kaçmak’… galiba bugünlerde ruhum en oldukca onunla meşgul. Kendime mi, uzaklara mı, meçhule mi? Ne önemi var… (Yitik Hüzün)
  • ” Bu kentin koynuna girdiğim günden beri
    Cebimde ölümüm
    Avuç avuç dağıtırım insanlara bir türlü tükenmez ölümüm.”
    Alâeddin Özdenören (Bir Bahçe Düşü)
  • ”Aşkın şiddetine direnme edecek ve fakat birbirine değdikçe alev alacak kelimelerimiz yok artık.” (Bir Bahçe Düşü)
  • Dağı taşı, kurdu kuşu, cümle yaratılmışı dost bilsek kendimize… (Günün Ötesi)
  • Delirecekmişim benzer biçimde hissediyorum. Bu korkulu çağda daha çok yaşamayı sürdüremem. (Periyi Uyandırmak)
  • İnsan çağımızda gönül tarlasına durmadan put dikiyor. Kendi türettiği eşyaya, kendi kurduğu sisteme yada kendinin yücelttiği insana tapmak yöntemiyle kendine tapmaya çalışmakta kim bilir. Kendini dolaylı yoldan putlaştırmanın boş deneyinde.. (Ama Sözcükleri Götüremezler)
  • Oyuncağın kıt olduğu zamanlarda hayata devam etmenin güzel bir yanı var mıydı?
    Bu bir avuntu değilse evet vardı!
    Mecburiyetten, elinden iş gelir çocuklar olmuştuk.
    Çakıyla, testereyle, keserle kendi oyuncağımızı kendimiz yapabiliyorduk.
    Harikulade uçurtmalar yapar uçururduk örneğin…
    Küçücük ellerimizle yaptığımız oyuncakları hiçbir yapınak üretemezdi… (Bir Ateş Yakmak)
  • Yitirdiğinin farkına varmak, kim bilir aramaya adım atmak için ilk adımdır. (Mavisini Yitirmiş Yaşamak)
  • İçinizde bir kıpırtı oluyorsa karlar savrulunca, yüreğiniz kamaşıyorsa, yaşınıza başınıza aldırmayın. Çıkın sokaklara, yürüyün, ıslık çalın, türküler açıklayın… Size birlikte rol alan birileri ne olursa olsun olacaktır. Hiç kimse yoksa, gece yarısı bir dostunuzu uyandırın, İsmet Hususi’in söylediği benzer biçimde. Ona kar musikilerinden söz edin. İçinizi beyaz bir şarkı kaplasın sabaha kadar… (İnce Sözler)
  • Çocukluğun cumartesileri, birazcık uyku, tatlı bir tembellik, naz ve en o kadar da oyun değil midir? Hiç bitmeyecekmiş benzer biçimde gelen, fakat o denli da acele bitiveren, sabun köpüğü benzer biçimde uçup giden, ardında ince yorgunluklar, süre dinlemeyen çocukça arzular ve akşam kızıllıklarına doğru yükselen toz bulutları bırakıp giden bolca ışıklı bigün… (Günlük Güneşlik Şarkılar)
  • İnsan insandır ve acılar evrenseldir. (Günsarısı)
  • Onlar hüznü bir ceyiz
    Çileyi ince bir nergis
    Ve gülerken bir dağ silsilesi
    Taşırlar
    Ve acıdan ibarettir
    Kayıtlarımızda anneler (Bir Ateş Yakmak)
  • İnsan bir hatıra oluyor sonucunda (Susarak Konuşalım)
  • Ahmet Haşim’in ‘hastalığı’ ise. Allah affetsin, gene boğazındandır fakat bu düzgüsel bir ‘yiyecek’ tutkusu değildir. Haşim toprak yer! Evet, toprak … Masasının üstünde, mavi bir çanak için-de, kili asla tamamlanmamış etmediğirıi en yakın arkadaşları anlatır. Büyük bir iştah ile yediği bu kili, zamaan süre misafirlerine de ikram etmiş olduğu olmuştur. Hani şu vaktiyle. hamamlarda saça sürülen koyu toprak rengindeki kil yok mu, ozan işte onu çerez benzer biçimde atıştırır: Üstelik böbrek hastası olduğu ve kumlu şeyler yememesi gerektirme etmiş olduğu halde … Bu vaziyetine tanık olan Abdülhak Şinasi Hisar, onun iştahla yediği toprakta çocukluk günlerinin kokusunu buldu-ğunu anlatır: “Karanlık ve yalnız saatlerinde bu toprağı, ağzına alıp çiğnediği zamanlar, onun kokusunda bir ihtimal çocukluğunun, Dicle’nin geçmiş olduğu mevsimlerde ve en eski gecelerinin titrek, hislerini buluyordu. Haşim, bu kili ağzına alınca bir ihtimal o eski toprakların, gecelerin, sıcakların usaresini bir meme benzer biçimde emdiğini duyuyor ve ruhuna onların tadının döküldüğünü duyuyordu (Ozan Dediğin)
  • Sevdiğini asla söyleyememek ne acıdır! (Günün Ötesi)
  • Mendil kadar toprağım olsa dünyada
    Bir ağaç dikip de şöyleki yaslansam
    Dalından bir kazma sapı yapsam bir de ok
    Tabutunu kendi çakmış bahtiyar olsam
    Şaban Abak (Mavisini Yitirmiş Yaşamak)
  • Yeryüzünde hiçbir ses, hiçbir koku ve yaşanmış hiçbir an bütünüyle yok olmaz, silinmez.
    Yeri ve zamanı vardığında, bir itici güç, bir vaka ya da bir çağrışım asla ummadığımız anda fitili ateşler ve onlar, saklandıkları yerlerden, küllerini silkeleyip çıkarlar: hatırlarız! Hatırlayamadıklarımızın ya zamanı gelmemiştir ya da geçmiştir.
    Jorge Semprun, “Her şey kaldı bende her şey!” diyordu. (Bilmem Hatırlar mısın?)
  • Şimdi, var ise yoksa plastik ve mutlu hanımefendiler sanatı. (Yitik Hüzün)
  • Ağrıya, melâle, kedere tutulmuşlar, huzursuzlar… Hangi çağda, nerede yaşarsa yaşasın, buluyorlar birbirlerini.. (Ama Sözcükleri Götüremezler)
  • Hepimiz ayrı ayrı tutulduk dünyaya
    Denizi görenler deliye döndü
    Gökyüzüne bakışı vardı bir ceylanın
    Tüm ömrümce unutamam… (Susarak Konuşalım)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle



[

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
düşmeyen takipçi satın al tiktok takipçi satın al Instagram takipçi hilesi instagram yabancı takipçi satın al takipçi satın al
viagra meritking meritroyalbet bahsine giriş madridbet yeni giriş paralı tombala siteleri