Eğitim

Bu Yalnızlık Benim – Metin Eloğlu Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Bu Yalnızlık Benim – Metin Eloğlu Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Bu Yalnızlık Benim kimin eseri? Bu Yalnızlık Benim kitabının yazarı kimdir? Bu Yalnızlık Benim konusu ve anafikri nedir? Bu Yalnızlık Benim kitabı ne konu alıyor? Bu Yalnızlık Benim PDF indirme linki var mı? Bu Yalnızlık Benim kitabının yazarı Metin Eloğlu kimdir? İşte Bu Yalnızlık Benim kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Metin Eloğlu

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları

İSBN: 9789750805577

Sayfa Sayısı: 628


Bu Yalnızlık Benim Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Bu Yalnızlık Benim’de Eloğlu’nun 12 kitabı: Düdüklü Tencere, Sultan Palamut, Odun, Horozdan Korkan Oğlan, Türkiye’nin Adresi, Ayşemayşe, Dizin, Yumuşak G, Rüzgâr Ekmek, Hep, Ay Parçası, Ilkin Kadınlar bir araya getirildi. Ayrıca şiire yeni başladığı dönemde tuttuğu defterler ve son emekleri da taranarak asla yayımlanmamış 36 şiiri gün ışığına çıkartıldı.

Metin Eloğlu, Garip akımı doğrultusunda, sadece kendine özgü şiir diliyle dikkat çekti. Vedat Günyol’un deyişiyle “Türk şiirinin bıçkın, hırçın ve külhan ağızlı uçarı şairi”, acılı bir ironinin egemen olduğu şiirleriyle periyodunun önde gelen şairleri içinde yer aldı. 

Keskin, eleştirel, alaycı diliyle Türkçeyi tadını çıkartarak kullandı. Şairane söyleyişi elinin tersiyle itti. İkinci Yeni akımına yaklaşarak imgeyi ön plana çıkaran dönemdeki Eloğlu’nu Doğan Hızlan “Dili ve yaşamın dilini tepe tepe kullanan şair” olarak tanımladı.


Bu Yalnızlık Benim Alıntıları – Sözleri

  • Hadi uyan
    Aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın
    İlkyazlar sıcağı biriksin yüreğine
    Yoksul olsan da uyan
    Garip olsan da uyan
    Madem ki güzelsin, güzeli yaşatmak için
    Madem ki iyisin, iyiliği yaşatmak için
    Madem ki umutlusun, umudu yaşatmak için
  • İnceliğini sarsam öpsem yüreğini
    Ben buralarda acıktım oldukça
    Karnım pişirdiğin aşla doyar sadece
    Senin suyun arıtır kirlerimi
  • Hadi uyan
    Denizi dinle yaşamak desin
    Toprağı dinle barışmak desin
    Göğü dinle sevişmek desin
    Bir plak konmuş benzer biçimde gramofona
    İşte aşk işte hasret işte savaşmak gücü
    Uyan diyor usansana


Bu Yalnızlık Benim İncelemesi – Kişisel Yorumlar

Bu Yalnızlık Hepimizin: Söze iyi mi başlayacağımı uzunca düşündüm. Bir miktar şiirle tanışmamı, sonrasında Eloğlu ile tanışmamı ve ne yönden bu kadar fanatik kaldığımı anlatmaya çalışacağım. Şiiri senelerdir açıp okuyan biri olmamama karşın söz oyunları ve hiciv içeren şiirleri seviyordum. Neyzen’i, Nef’i’yi okurken aldığım tadı öteki şairlerde pek bulamıyordum. Lisede amatörce şiirler yazmayı denedim, o sıralar da pek şiir okuduğum söylenemezdi. Gel gelelim üniversite yıllarıma: Türk dili ve edebiyatı kazandım, dört yıl okudum. Bu dört yıl içinde cumhuriyet süreci sonrasına dair kaç dersim oldu: 2-3 tane kadar. Eee, bizde divan edebiyatı kutsaldı, Nazım’ın adı bile yalnız birkaç kere anılırdı. Neyse efendim, üniversite yıllarımda da pek şiir okumadım. Bölüm bitti, öğretmenlik hedefim vardı sadece bir edebiyat öğretmeninin şiirden bu kadar uzak oluşu bir taraftan da hoşuma gitmiyordu. Minik İskender ile başladım, İsmet Hususi ile devam ettim ve sanırım artık şiire daha yakınım. Metin Eloğlu’nu da şu an okumakta olduğum antolojiden tanıdım. Peki, ben bu adama niçin vuruldum? Biraz izah edeyim.
Ilk olarak, yaşamı bir miktar garip. 50’li yaşlarda ölüyor. Askerlikten sıkılıyor, kaçmak istiyor, sıkıntılar yaşıyor ve kendisine 2 yıl askerliği öyleki ya da bu şekilde yaptırıyorlar. Resme yöneliyor, güzel de resimler çiziyor fakat onun bir yazmak tutkusu var. Çocukluğundan beri bir şeyler yazıyor, zaman içinde da şiire kayıveriyor. Öyleki ki, daha da ileride kızının adını “Şiir” koyuyor. Ben de kendisini okudukça şiirindeki orijinaliteye fanatik kaldım.
Eloğlu’nu antolojide gördükten kısa bir süre sonrasında İsmet Hususi’in bir TV kanalında “Metin Eloğlu’nun şiiri beni epey etkilemiştir” demesi üstüne kendisini okumam icap ettiğini anladım. Eloğlu’nun şiirini orijinal icra eden unsurlardan biri, şiirinin dengesi. Ben kendisini Özdemir Asaf ile Garip çizgisi içinde bir yere konumlandırıyorum. Garip şiirinin ironisini Eloğlu da sürdürürken, Özdemir Asaf’ın “sözün özü” gayesiyle sözü uzatmayışı ve ara sıra kelime oyunları yapması durumu Eloğlu’nda mevcut. Garip ironisinde halkın yanında olma ve temel hak ve hürriyetleri ironik bir halde müdafa vardır. Melih Cevdet’in “Islık Çalmak” şiirine bakarsak, bu net olarak görülür:
“Balıklar için deniz lâzım
Sevişmek için işi olmayan olmak,
Ve geceleri yatakta
Duymamak için tabanların sızısını,
Zengin olmak lâzım.
Oysa ıslık çalmak için
Bir şey lâzım değil…”
Buradaki ironi oldukça fakat oldukça ince verilmiş. Eloğlu’nda da buna benzer bir ironi var:
“Bu zıkkımın yanında
Arnavut ciğeri ister, bir
Çiroz salatası ister, iki
Cacık ister, üç
Adalet müsavat özgürlük demeye
Sadece yürek ister”
Burada “yürek” kelimesi hem yenen yürek hem de “yürek istemek” deyimiyle düşünülebilir. Eloğlu’nun şiirini en iyi özetleyen şiirlerden biridir bu zannımca. Söz oyunlarına yer verilirken bunun ironik bir halde yapılması, sözün genel anlamda sık uzatılmaması ve “adalet, hak, hukuk” benzer biçimde kavramların eleştirel bazda kullanılması. Bu açıdan şiiri hem Özdemir Asaf’a hem de Garip çizgisine yakın. İkisinden de var fakat tam olarak ikisi benzer biçimde de değil. Eloğlu, bana nazaran şiirlerini sanki bir kahvehanede sesli sesli, coşkulu şekilde okunabilecek benzer biçimde yazmış. Coşkusu var, mesajı var, söz oyunları var. Garip’ten farkı, Garip’in kendi içinde bir sönüklüğü vardır (bunu eleştiri olarak demiyorum, tercihen meydana getirilen bir durum bu). Sönüklükten kastım, sivri dilli bir şiir olmayışı. Eloğlu genel olarak sivri dilli, ki benim de hoşuma giden taraflarından birisi bu.:
“Hazreti Süleyman tüm dilleri biliyor
Kuş dili kurbağa dili
Anca sıçanca puhuca
Kimi Türk Frenkçeyi ana dili benzer biçimde biliyor
Kimi Türk Türkçeyi bilmemeyi biliyor
Sen beni biliyorsun
Ben seni”
Konuyu Hazreti Süleyman’dan alıp “seni bilmek” kısmına getirmek ve bunu belirli bir bağlam içinde yapmak bana kalırsa büyük bir başarı. Onun oldukça dil bilmesinden yola çıkıyor, kimi Türklerin bile doğru muntazam kendi ana dilini konuşamayışına bir dokundurma yaparak “senle ben, birbirimizi biliyoruz” benzer biçimde ucu ilgiye dokunabilecek bir yere geliyor. Eloğlu’nda aşk teması aslına bakarsak bu minvalde, en fazlası bu şu demek oluyor ki. Yoğun imgelerle aşk betimlemeleri pek yok. Zaten kendisi de diyor:
“Aşk (aşk?)
Yoktu benim sözlüğümde”
Eloğlu’nu okurken tek üzüldüğüm nokta Garip çizgisinden süre içinde kayışı oldu. Bu kitap, tüm kitaplarının kronolojik olarak derlendiği bir kitap olduğundan o kayışı oldukça net bir halde gördüm. 1970’li seneler, Türk şiirini değişik bir yere çekiyor. Bana kalırsa 1940-1970 süreci Türk şiiri için en verimli, yürekli ve başarı göstermiş örneklerin olduğu dönem. 71 muhtırasıyla beraber şairlerde net bir halde içe kapanış gözlemledim. Orhan Veli dışındaki Garipçilerde de var, en toplumcu geçinen yazarların çoğunda da var bu durum (elbet Yaşar Kemal gibileri tenzih ediyorum). Eloğlu’na nazaran sebep siyasal değil, o döneme kadar yazdığı şiirlerin çoğunun toplumsal ağırlıklı oluşu. Farklı şeyler tecrübe etmek istemiş, olabilir. Ben o çizgisini devam ettirmesini dilerdim. Seneler ilerledikçe daha “soft”, daha suya sabuna dokunmayan ve imgenin yer yer arttığı bir şiir çizgisine kaymış. En sevdiğim kitabı, ilk kitabı olan “Düdüklü Tencere” oldu.
Eloğlu ile ilgili diyebileceğim yığınla şey var aslına bakarsak. Burada kessem iyi olacak. Okumanızı şiddetle öneriyorum, bilhassa 70’li yıllara kadarki kısmını. TRT’ye verdiği görüntülü röportajında bile kedi seven, fotoğraf ve şiire tutkulu, kızının adını Şiir koyan bu adamı tanıdığım için oldukça mutluyum. Röportajın linkini aşağıya bırakıyorum. Yorumlara kızı da gelmiş ve TRT’ye bu paylaşımı için teşekkür etmiş, dünya acayip bir yere gidiyor. Kendinize iyi bakın.
https://www.youtube.com/watch?v=U82haEuU7Z4 (Batu)

Anadan Doğma Yabancı
Eskilerin ozan-i maderzat deyimi getirdi aklıma bu başlığı. Anadan doğma şairler için kullanılan ifadedir malum. Metin Eloğlu, hem çokça medh ü senalara hem de -haklı haksız- zemmlere gark olmuş bir ozan. Anadan doğma ozan olunur mu, bu ayrı bir görüşme meselesi. Bana öyleki geliyor ki Metin Eloğlu, bir ihtimal bir oldukça ozan benzer biçimde, bir yaş, bir vaka veya bir zamandan sonrasında “el oğlu” oluyor. Kendi dili, kendi -belki oldukça insanlarda değişik tezahürlerle- hisleri oluyor bu “yabancıların.” Her ozan için böyle bir durum -el olma oranları çeşitli olmakla beraber- söylenebilir sanırım. Metin Eloğlu’nda bana çarpan -bana en erken çarpan- iki hususiyetten anlatmak isterim. Birincisi: “Yabancı” dediğimiz şairler -ki bu sözünü ettiğimiz yabancılık tanışlık olmadan, karşılıklı irfan olmadan vuku bulacak bir yabancılık değildir, hülasa burada yabancı dediğimiz ozan, öncelikle kendini ve cemiyyetini bilen, eyi bilen sonrasında hem içeride hem dışarıda kalmayı başararak yabancı olandır demek istiyoruz- içinde halkın her çizgisinden bir ifade barındırmasıyla oldukça değişik bir yer ediniyor kendisi için. Ediniyor, alıyor bu yeri kendine. Bir bakıyorsunuz sokaktaki yurttaş benzer biçimde söven bir adam, bir bakıyorsunuz şaribülleyl vennehar bir berduş, bir bakıyorsunuz gözü yaşlı ana, bir bakıyorsunuz bulutlar üstünde bir ozan. Tüm bu renkleri barındırması hususu çarptı beni.
İkinci husus, çarpan ikinci husus için özetlemek gerekirse şunları söyleyebilirim: Bu “yabancı” bizim -ister münevver ister ümmî, ister hacı ister berduş ıstılahı zaviyesinden- lisanımızı kimsenin bilmediği düzeyde biliyor, öğrenmiş. Demek isterim ki Metin Eloğlu şiirin “laboratuvar” kısmında kimsenin göstermediği bir azim göstermiştir. “Kendisine” -ki kendisi biziz- ilişik bir lisan kurmuş; ne istiyorsa kendi usulüyle ve aniden, kimi zaman bir sövgü kimi zaman bir tükrük kimi zaman de en hikmetâmiz ifadelerle söylüyor. Söylemekte zorluk çekmeden. Meseleyi oldukça uzattık. Metin Eloğlu benzer biçimde. Her ne istiyorsa söylüyor dedik. Dememiz daima bir medih değil. Tahlilimizde olduğu benzer biçimde oldukça şey söylemiş. Tüm şiirleri için kefâlet gerekmez, ki bu şekilde ozan binde bir.
Galibalar, sanrılarla dolu bir tahlil. Galiba “galibalar” mana veriyor şiire. Tek şey anlaşılmak şiiri şiirlikten ihraç mı eder, galiba bu şekilde düşünüyorum.
Şairden mısralara söz veriyorum son olarak:
“Kargaşalığın biriyim ben
Erken gelmiş geç gitmişliğimle”
“Siz fakirsiniz, dilinizdeki o varlıklı beyitler kimin?” (zebunküş)

“Ben bir şeytantırnağıyım,
Halk uzağı ellerde.”(s.209)

Edebiyatımızın bazı ‘bıçkın, hınzır, hızlı’ evlatları var. Eloğlu onlardan kanımca. Bu hali şiirine de yansımış durumda elbet.

Bakın Doğan Hızlan neler yazıyor onun dili için:
“Sözcük uydurmuyor, kuralına göre şiirinin gereci olarak türetiyor. Sözlükten çektiği sözcüklerle bir öznellik yükleme amacına yönelik bir şiir çabası.”
Garip ve İkinci Yeni sonrası kendi şiir dilini yaratmış sanatçılardan. Ressamlığına da diyecek yoktur hani.

Ve Gülten Akın. kitap/kitap–71895’da onun için:
“… eğip büküp, değiştirip yeni sözcükler yaratıyor. Duyulmamış sözcükler. Buna rağmen okur ne duyulmamışı yadırgıyor ne de anlamsızı.
Çağrışım ilmikleriyle dokuya yediriyor onları. Tanıdık, işler, kıvrak bir duruma getiriyor.”
Ortası yok bence Eloğlu’nun. Ya seveceksin ya da uzak kalacaksın.

Duruyor, iki mısra yazıyor:
“İnsan kendini pek ödeyemiyor
Sen dur bende var.”(s.448)
Bin mısra yazsan karşılamaz kim bilir.

Cemal Süreya söylemiyle;
“Sapına kadar ozan.
Delikanlı. Ödünsüz. İstanbullu.”

“Sevilere batmışım n’olur kurtaran olmasın asla
Öte yıllara örtük kapınızı tıklarım gündüzleri
En andığım sevdiğim umduğum sen misin elbet
Nasıl unuturum iyi mi söylenmedik sözleri”(s.599)

Çenemiz düştü affola. Sizi buyurun buradan. (Adem Kara)


Bu Yalnızlık Benim PDF indirme linki var mı?


Metin Eloğlu – Bu Yalnızlık Benim kitabı için internette en oldukça meydana getirilen aramalardan birisi de Bu Yalnızlık Benim PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan bir çok kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Metin Eloğlu Kimdir?

Ortaokuldan mezun olduktan sonrasında, 1943’te Güzel Sanatlar Akademisi Resim Kısmı’ne girdi. 1946’dasiyasi nedenlerden dolayı iki ay tutuklu kaldı. Olay üstüne Akademi’deki kaydı silindi. 1947’de başladığı askerlik hizmetini, disiplinsizlik sebebiyle almış olduğu uzatma cezaları sebebiyle sadece 5 yılda tamamlayabildi.

Edebiyata öyküyle adım attı. 1942’de Servetifünun-Uyanış dergisinde ilk öyküsü gösterildi. 1943’te İzmir’de basılan Kovan dergisinde de Mehmet Metin imzasını taşıyan „Sabah Şarkısı” şiirine yer verildi. Ressam olarak birçok emek verme ve sergiye imza attı. 1967’de düzenlenen 1. DYO Sergisi ile ve 1976’da meydana getirilen Yarımca Sanat Şenliği’nde birincilik ödüllerine layık görüldü. Eserlerinde adının haricinde Mehmet Metin, Mehmet Emin, Ali Haziranlı, Etem Olgunil ve Nil Meteoğlu imzalarını kullandı. Ayrıca birçok eleştiri yazısı kaleme aldı. 1985’te İstanbul’da öldü.


Metin Eloğlu Kitapları – Eserleri

  • Nedircik Yavrusu
  • Ilkin Kadınlar
  • Bu Yalnızlık Benim
  • Ay Parçası
  • Yine
  • İstanbullu
  • Hep
  • Bektaşi Dedikleri
  • Sultan Palamut
  • Odun
  • Şiirce
  • Düdüklü Tencere
  • Rüzgar Ekmek
  • Ayşemayşe
  • Horozdan Korkan Oğlan
  • Yumuşak G
  • İbresiz Bir Pusula
  • Dizin
  • İçli Dışlı Yazılar, Söyleşiler, Soruşturmalar
  • Canım Oğuzcuğum


Metin Eloğlu Alıntıları – Sözleri

  • Doğmasına doğdum da
    Sonra iyi mi yaşadım öldüm mü (Ilkin Kadınlar)
  • Şuranda kitapların yazdığına pek benzemeyen bir yaşamak luğu. Avazın çıkmış olduğu kadar bağırmaya başlasın. Türkü mü olur? Şiir mi olur? Nutuktan gayri hepsi kabulümüz! Gözleri öpülesi deniz! de… Şu bulutu tavan başımızdan tamamlanmamış olmasın! de… Hürlük de… Ne dersen de yahu! Dilini mi yuttun? Türkçeyi unuttunsa, gavurca bağır! Gavurcayı da mu unuttun? Hayvanca bağır! Delibozuk zarganaların, kıraçaların kulağının dibinde aklına eseni haykırı haykırıver… (İstanbullu)
  • Behey cin çarpası, niye oruç tutmazsın?
    Bizimki asla istifini bozmadan:
    “Yolcuyum” demiş “kurusun huyum”
    Tanıklardan bir işgüzar derhal atılmış :
    “Bildim bileli kasabadan çıkmamıştır, efendim”
    Bektaşinin yalancıktan kaşları çatılmış :
    “Benim yolculuğum karşı köye değil ki,
    Ben diğer dünya yolcusuyum” (Bektaşi Dedikleri)
  • Şu birleşememek, güçlü bir tüm halinde ortaya çıkmak yok mu; dertlerimizin başlangıcında geliyor. (İçli Dışlı Yazılar, Söyleşiler, Soruşturmalar)
  • Musluk mu damlıyor birileri mi ağlıyor gene (Ilkin Kadınlar)
  • Her iş bitti, iyiyi, gerçeği, yararlıyı başgöz edip bir köşeye oturttuk da iş yeni yeni güzellemelere kaldı sanki. (İçli Dışlı Yazılar, Söyleşiler, Soruşturmalar)
  • Hafakanlar basmış içimizi; biri sanattan söz açacak olsa, ya gögüs geçire geçire susmasını bekliyor, ya da mevzuyu darmaduman edip, hevesini kursağında bırakıyoruz. (İçli Dışlı Yazılar, Söyleşiler, Soruşturmalar)
  • Uzak sesin değiverse
    En ileze çiçek bile ışıldar. (Hep)
  • Seherciğim, kalkıp deniz kenarına gidelim mi seninle? Gidelim ya… Biraz rakı boşaltalım mi içimize?” (İstanbullu)
  • ‘Leylâkların hayâli salkımların emeli’
    Kimbilir ne kadara bölündü (Ay Parçası)
  • Çığır açmış, yetişenleri etkilemiş bir sanatçı defterini dürdü müydü, bir bakıma sıtkımız sıyrılıveriyor ondan; öküz öldü, ortaklık bitti hesabı. (İçli Dışlı Yazılar, Söyleşiler, Soruşturmalar)
  • Nicesini sevmiş özlemişimdir
    Zamanla bıktım unuttum bir ihtimal
    Ama bu hep aklımda. (Nedircik Yavrusu)
  • Dünya yıkıldı altında kaldım sanki. (Yine)
  • Pencereden su döken mi
    Kim bilir hangi eşim (Ilkin Kadınlar)
  • Yüzü safran badanalı
    Yârim odun yarıyor arka bahçede (Ay Parçası)
  • Kopuk göle vurunca mı sönecek ay ışığı (Rüzgar Ekmek)
  • Ben bu kelepir güzellikleri
    Bir yerden tanıyorum (Ay Parçası)
  • -Babaefendi, oğlum hep yalan söyler. Bir türlü vazgeçiremedik, ne yapsak?
    -Bu şekilde ortamda onu politikacı yap, acele yükselir;Göreceksin saylav da olur, bakan da… (Bektaşi Dedikleri)
  • Evli barklı biri, her nedense
    Karısını “üçle dokuzla” boşar.
    Ok yaydan çıkınca pişman olur
    Nikah tazelemek için imama koşar.
    İmam vakası, dinledikten sonrasında,
    Hülle icap ettiğini anlatır adama
    Bir softa bulup girişirler pazarlığa
    Bektaşi, bu haksızlığa pek bozulur:
    “Be imanım der, şu boşanmada
    Kadıncağızın bir suçu yok.
    Kocası olacak beyinsizi yatırın softayla
    Düşünmeden bu şekilde haltlar etmez tekrar (Bektaşi Dedikleri)
  • Âşığım. Yüreğimde işitilmedik bir yaşamak luğu, her şeyi güzel, tertipli kılan bir aydınlık, tıka basa müjdeyle yüklü bir güvercin sürüsü. (İstanbullu)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle



[

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Instagram takipçi hilesi instagram yabancı takipçi satın al takipçi satın al
meritking meritroyalbet bahsine giriş madridbet yeni giriş paralı tombala siteleri