Kârhanede Romantizm - Tanıl Bora Kitap özeti, konusu ve incelemesi - Webhaberim
Eğitim

Kârhanede Romantizm – Tanıl Bora Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kârhanede Romantizm – Tanıl Bora Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kârhanede Romantizm kimin eseri? Kârhanede Romantizm kitabının yazarı kimdir? Kârhanede Romantizm konusu ve anafikri nedir? Kârhanede Romantizm kitabı ne konu alıyor? Kârhanede Romantizm PDF indirme linki var mı? Kârhanede Romantizm kitabının yazarı Tanıl Bora kimdir? İşte Kârhanede Romantizm kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Tanıl Bora

Yayın Evi: İletişim Yayınları

İSBN: 9789750504136

Sayfa Sayısı: 254


Kârhanede Romantizm Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Bir gün Gençlerbirliği maçına yolunuz düşerse, devamlı bağıran, kırmızı-siyah el örmesi atkısıyla “huşu” içinde takımını seyreden adama dikkat edin. O iflah olmaz duygusal, iyi mi bir “kârhane”de olduğuna asla aldırmadan, yağmur demez, balçık demez gider biricik Gençler’inin maçlarına. Yetmez, dostlarını da götürür. O da yetmez, etrafındakileri futbola kazandırır. Bununla da kalmaz: Yazar! Renkler, formalar, futbolcular, sevinçler, taraftarlar… velhasıl futbolu sevmek üstüne… O denli ki kimi zaman terim yaratır (“oligarşi”), kimi zaman kültür dokur (“evlatları maça götürmek”), kimi zaman de zapta geçirir (ekip tutma biçimleri). Tam da “sahalarımızda görmek istediğimiz” yazılardır bunlar. Okuyana ısı ve heves verir. Zaten memleket entelektüellerinin futbol yazmaya “girişmelerinin” müsebbibi de –kimi zaman pişmanlık duymasına karşın– odur. Entelektüel yaşamı süresince yazdığı, derlediği, çevirilmiş olduğu, editörlüğünü yapmış olduğu onca kitaba, makaleye, derlemeye direnme, futbol üstüne çiziktirmekten “ek olarak” hoşlanır.

Kârhane’de Romantizm ortalama 10 senelik bir dönemde Tanıl Bora’nın futbol kültürümüze yapmış olduğu katkıların bir derlemesi. Oyunun saf haline vurgu icra eden, “oyunla oynayan”, duygusal, bir o denli da gerçekçi, naif nostaljinin tuzağına düşmeyen, hakiki denemeler bunlar. Eduardo Galeano’vari bir “futbol dilencisi”nin içdökümü…

Oysa futboldan nefret etmek için onlarca sebep sayılabilir bu aralar. Toplumsal ve kültürel yaşamdan çaldırmış olduğu rol, giderek vandallaşan enstantaneleri, endüstrisi, “derin” ilişkileri, maçoluğa ve ayrımcılığa meyli en sıkı futbolseverlere bile “illallah” dedirtiyor. Ama “yakarma biçimleri”, “tefsirler”, hatta “futbol uleması” saçmalıyor diye “imandan” olmazsa olmaz ki! İşte bunu anımsamak için okumak lazım bu kitabı. Huzur için. İman tazelemek için… Futbol dinine tekrardan inanmak için…

BAĞIŞ ERTEN


Kârhanede Romantizm Alıntıları – Sözleri

  • ’60’lı senelerde Millî Lig serpilir, Anadolu takımları birbirlerinin ardı sıra sökün etmekteyken, devrin futbol aristokratları, bu nevzuhur takımların bir vilayetin sonuna ‘…spor’ ilavesiyle oluşan tekdüze isimlerini, onların yapaylığına, manasızlığına, görgüsüzlüğüne, bir yozlaşmayı temsil edişlerine kanıt gösteriyorlardı.
  • İşte, oynamanın bu yanına, her insanın her yerde her çeşit araçla oynayabileceği bir oyun olarak futbola haiz çıkmakta isyancı, devrimci bir yan vardır…. Futbolu bu şekilde sevenler, maç yaparken, kimse figüran olmasın, hepimiz topa vursun isterler: Şişman da, gözlüklü de, fena oynayan da, kızlar da… Paslaşmayı severler. En beğendikleri gol, delice abanarak vurulmuş gaddarca bir şutla atılan gol değil, pasları dantela benzer biçimde örerek, takımcak atılmış organize goldür. Yeteneksiz birinin yavaş yavaş topu denetim etmesinden mutlu olur, gurur duyarlar. Hata yapana bağırıp çağırmazlar, onu yüreklendirirler. Futbolun, ekip oyunu karakterini severler.
  • “Hayatta, ahlâkla ve yükümlülüklerle ilgili ne öğrendiysem, futbola borçluyum.”
    Gençliğinde uzun müddet kalecilik icra eden Albert Camus
  • “Futbol sporu varoluşunu, emekçi halka borçludur. Futbolun, mülksüz ve hakları elinden alınmış insanoğlu içinde doğmasının temel bir sebebi var: Ucuz, neredeyse parasız oluşu. Bu oyunu yoksullar buldular ve ona karakterini verdiler…”
    Arjantin takımının unutulmaz teknik direktörü Cesar Luis Menotti’
  • Yeşim Harcanoğlu’na gore, adam-egemen futbol kültürünün birinci tercihi, “futbolla yaşamayı kabullenen” bayanların eylemsiz ve sınırı olan desteğidir. “Erkeğin futbolla ilişkisini bozup arıza çıkarmayacak kadar” ilgilensin, onun tuttuğu ekibi tutsun, fakat uzaktan tutsun, maça gelmeye falan kalkmasın, “erkeğinin” yengi sevinciyle neşelensin, mağlûbiyet kederiyle kederlensin…
  • “Fener’in sarısı ‘kanarya sarısı’ tabir olunan limonî ve soğuk bir ton olmasına karşılık Galatasaray sarısı, derununda daha fazlaca gizli saklı kırmızı barındıran ve bal kıvamına azca bir şey kalmış tatlı bir sarı fraksiyonuna karşılık etmektedir.” Doğrudur. Ben de örnek olarak Malatyaspor’un sarı-kırmızısını birbirine geçip turuncuya çalmış benzer biçimde düşünürüm (kayısıdan dolayı değil vallahi!); Göz-Göz’ünküleri ise şıngır şıngır, cart sarı, ciyak kırmızı…
  • Kıta Avrupası’nın herhalde “en proleter” takımıdır, Schalke 04. 1904’te, Ruhr havzasının madenci şehri Gelsenkirchen’in sefil bir işçi mahallesi olan Schalke’de kurulmuştur. Lâkapları “Madenciler”dir. (“Çalışkan ve ülkesine sadık kolay işçi” kimliğiyle, Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’nin de sevgili takımıydı Schalke. Schalkeliler Nazi olmadılar fakat Nazi yöneticileri hevesle Schalkeli oldular!)
  • “Devamlı tezahürat icra eden grup da bir tek tezahürat yapıyor, maçı tam seyredemediği için gerektiğinde oyuna müdahale edemiyor ve rakip ekibi baskı altına alamıyor. (…) Yani onlar da oyunun haricinde kalıyor.”
  • Epeydir, futbolcu tayfası, hırstan fazlaca hınçla seviniyor. Çirkin, dengesiz bir ergen oğlan evladı zalimliğinin örtüsü var gol sevinçlerinin üstünde. Envai çeşit “geçirdik… koyduk” jestini gene hoşgörebiliriz de, bunlar daha ziyade “geçirdim… koydum” suretine bürünüyor ve bu da pek tat kaçırıcı.
  • “Yaşlanmanın en sağlam emaresi, futbolcuların artık hep yaşça senden minik olmasıdır”
  • Tribünlerde gerginliği artıran ve ekibi desteklemekten ziyade güç gösterisi icra eden, takımlarını sevmekten ziyade kendilerini seven fanatik çekirdek grupların ortamı ajite etmiş olduğu doğrudur. Fakat bu çekirdek grupları “terörist grup” söylemi içinde kriminalize etmek yanıltıcıdır, problemi çözmez; üstelik tribünlerin bu kez asayişçi bakış açısıyla “terörize” edilmesine neden olur.
  • “Yetkililer”, en azından “kötüleri” engellemeye verdikleri enerjinin bir kısmını, “iyileri” teşvik etmeye ayırmalı! Asayiş baskısı altında tribünlerin tadını kaçırmayan bir çözüm bulmanın, sadece tribün halkının katılımıyla olabileceğini görmeliler.
  • Medyanın dört büyük kulübü esas alan, öteki kulüplere ise figüranmış benzer biçimde işlem eden bakış seçimi, ‘büyük’ denen kulüplerin taraftarlarının kendilerine her şeyi hak görmelerini, öteki takımlara ve taraftarlara karşı küçümseyici tutumlara girmelerini teşvik etmektedir.
  • …Gençliğinde uzun müddet kalecilik icra eden Albert Camus boşuna söylememiş: “Hayatta, ahlâkla ve yükümlülüklerle ilgili ne öğrendiysem, futbola borçluyum.”…
  • …İşte, oynamanın bu yanına, her insanın her yerde her çeşit araçla oynayabileceği bir oyun olarak futbola haiz çıkmakta, isyancı, devrimci bir yan vardır. (Onbeş dakikalık teneffüste kan ter içinde kotarılıveren bir maç, ansızın patlayan bir isyana benzemez mi birazcık?) Futbolu bu şekilde sevenler, maç yaparken, kimse figüran olmasın, hepimiz topa vursun isterler: Şişman da, gözlüklü de, fena oynayan da, kızlar da… Paslaşmayı severler. En beğendikleri gol, delice abanarak vurulmuş gaddar bir şutla atılan gol değil, pasları dantela benzer biçimde örerek, takımcak atılmış organize goldür. Yeteneksiz birinin yavaş yavaş topu denetim etmeyi öğrenmesinden mutlu olur, gurur duyarlar. Hata yapana bağırıp çağırmazlar, onu yüreklendirirler. Futbolun, ekip oyunu karakterini severler…


Kârhanede Romantizm İncelemesi – Kişisel Yorumlar

Tanıl Bora, 2006 yılına geldiğimizde bir çok Radikal Futbol’da çıkan belli bir periyottaki yazılarını derlemiş ve o kadar da iyi yapmıştı.
‘Tüm bu futboldaki rezilliklere karşın futbolu sevebilme, onu romantize edebilme inadını konu alıyor Kậrhanede Romantizm adı.’ demişti bir röportajında.
Ha, bir de Tanıl diye topçu adı olmaz! (Mehmet Y.)

Yazardan oldukça güzel bir yaratı. Futbolla ilgili olarak daha evvelinde gazetelere ve çeşitli dergilere yazdığı yazıları birleştirmiş ve ortaya oldukça güzel bir yaratı çıkarmış. Uzun zamandır maç izlediğinden vakaya daha duygusal yaklaşan yazar, vatanımızda ve dünyada futbol anlayışı, ülkemizdeki futbol kulüplerinin isim ve renk geçmişleri, bayrak oyuncuları, geçmişten günümüze futbol seyretme alışkanlıklarındaki değişimler, çeşitli meşhur adların anıları benzer biçimde pek fazlaca mevzuda yararlı ve güzel bilgiler veriyor. Yazarın kendisi Gençlerbirliği taraftarı ve Beşiktaş sempatizanı olduğundan bu tür örnekler haliyle daha çok. Keyifle okunan bir kitap olmuş. (Serdar Poirot)

Tanıl Bora’nın Radikal gazetesindeki yazılarından derlenen Kerhane Romantizm bizlere futbolun unutulmaya yüz tutan güzel taraflarını bizlere hatırlatıyor. Kitabın adı kirli ve çirkin futbol ortamında, futbol sevgisi ile ilgili yazılar içermesinden geliyor. Gençlerbirliği taraftarı olan yazar, ülkemizin günden güne yozlaşan futbol ortamında yazıları ile futbolun güzellikleri tutunmamızı sağlıyor. “ İşte, oynamanın bu yanına, herkesin her yerde her çeşit araçla oynayabileceği bir oyun olarak futbola sahip çıkmakta isyancı, devrimci bir yan vardır…. Futbolu böyle sevenler, maç yaparken, kimse figüran olmasın, herkes topa vursun isterler: Şişman da, gözlüklü de, kötü oynayan da, kızlar da… Paslaşmayı severler. En beğendikleri gol, delice abanarak vurulmuş gaddarca bir şutla atılan gol değil, pasları dantela gibi örerek, takımcak atılmış organize goldür. Yeteneksiz birinin yavaş yavaş topu kontrol etmesinden mutlu olur, gurur duyarlar. Hata yapana bağırıp çağırmazlar, onu yüreklendirirler. Futbolun, takım oyunu karakterini severler” diyerek, oyunun hala mahallede oynadığımız o güzel oyun bulunduğunu ve oyunun bu tarafınca vazgeçmememiz icap ettiğini futbol severlere hatırlatıyor.
Kitap ile ilgili yazımın tamamı için;
https://kelimelerinzihni.wordpress.com/2020/08/17/karhanede-romantizm/ (Kelimelerin Zihni)


Kârhanede Romantizm PDF indirme linki var mı?


Tanıl Bora – Kârhanede Romantizm kitabı için internette en fazlaca meydana getirilen aramalardan birisi de Kârhanede Romantizm PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan bir çok kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Tanıl Bora Kimdir?

1963’te Ankara’da dünyaya geldi. İstanbul Erkek Lisesi’nin peşinden 1984’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni tamamladı. 1984-87’de Yeni Gündem’de gazetecilik yapmış oldu. 1988-89’da Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’nin gösterim kurulunda yeraldı. Birikim dergisinde editörlük; Toplum ve Bilim dergisinde gösterim yönetmenliği yapmış oldu.

1988’den beri İletişim Yayınları’nda araştırma-araştırma dizisi editörlüğünü yürütmekte, üç aylık toplumsal bilimler dergisiToplum ve Bilim dergisinin gösterim yönetmeninliğini yapmakta, Birikim dergisinde yazmaktadır. Ek olarak, Radikal Gazetesi’nde haftalık futbol yazıları yazmaktadır.


Tanıl Bora Kitapları – Eserleri

  • Cereyanlar
  • Türkiye’nin Linç Rejimi
  • Zamanın Kelimeleri
  • Türk Sağının Üç Hali
  • Taşraya Bakmak
  • “Boşuna mı Okuduk?”
  • Kârhanede Romantizm
  • Yugoslavya
  • Devlet, Ocak, Dergâh
  • Medeniyet Kaybı
  • Hasan Âli Yücel
  • Sol, Sinizm, Pragmatizm
  • Milliyetçiliğin Kara Baharı
  • Yeni Dünya Düzeni’nin Av Sahası Bosna-Hersek
  • Takımdan Ayrı Düz Koşu
  • Tren Bir Hayattır
  • Devlet ve Kuzgun
  • Sayfiye
  • Çizgi Açığı
  • Ankara Rüzgarı / Gençlerbirliği Tarihi
  • Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi
  • İnşaat Ya Resulullah


Tanıl Bora Alıntıları – Sözleri

  • Çelişkiler keskinleşsin diye
    Bu şekilde mi geçsin ömrüm (Sol, Sinizm, Pragmatizm)
  • …işsizlik ve işsizlerin işsizliği yaşama biçimleri problemi son kertede siyasal bir sorundur. (“Boşuna mı Okuduk?”)
  • “Havasından mıdır suyundan mıdır pek kim bilir bura insanlarının direnme sürdürmede üstüne yoktur alimallah. Büyük bir olasılıkla dikkafalılıkta birinciliği asla hiç kimseye kaptırmayız. Politika yapması ihtiyaç duyulan birinci adamlarımızda bu davranış sıkça görülmektedir. Bu güzelim ülkenin Arap saçına dönüştürülmesinde ve burada yaşayan millet ile azınlıkların nerede ise birbirlerine girmesinde direnme denilen faktörün aslan oranı geçmiştir”
    Şerafettin Ömer
    Tan (Priştine), 22 Haziran 1991 (Yugoslavya)
  • “Zaten ayrıca hümanist sıfatı, popüler dilde ‘iyi niyetli, naif, saf’ İn eş anlamlısına dönüşmüştür(1970lerde)-galiba hala da öyledir.” (Cereyanlar)
  • Demiryolcuların emek verme koşullarında ise hiçbir değişim olmamıştı. Eskiden yabancı şirketlerde iyi mi çalışılıyorsa devlet şirketinde de aynı yorucu emek verme değişmeden devam ediyordu. Makinist ve ateşçiler yazın sıcağında kazan karşısında terlerken kışın ayazında açık markizlerde üşüyor, gardıfren denilen vagon memurları daracık kabinlerde vazife hayata geçirmeye çalışıyor, makascçılar ve manevracılar her türlü hava koşulunda hâlâ ağır maaks topuzlarıyla kumanda edilen makasları yönetiyor, özetle yetersiz insan gücü ve teknolojik gerilik ile savaşım ediliyordu. Şüphesiz zorluklar demiryolcunun alnına yazılmıştı. (Tren Bir Hayattır)
  • Ezcümle, parti-devlet eliti içinde, ‘ayakla-
    rın baş olmasını’ istemeyenlerin hoşnutsuzluğu barizdir. (Hasan Âli Yücel)
  • Türkiye kapitalizminin ve modernleşmesinin malum “lümpen karakteri, Türkiye toplumunda bu krizin bilhassa ağır yaşanmasına yol açıyor. Her şeyden ilkin, kitleselleşen ve geleneksel koruma- kollama mekanizmalarını da yitiren büyük bir yoksulluk var. Bunun ötesinde, toplumsal ve ekonomik pers-pektifsizlik, “kıymet” kaybı büyüyor. Dünyayı ve kendini açıklamaya, anlamlandırmaya dönük ezberler bozuluyor. (Medeniyet Kaybı)
  • Sinizm terimi felsefi düzlemde, suni ihtiyaçlardan arınarak gerçek erdeme erişmeyi korumak için çaba sarfeden çileci bir Aristotelesçi okulun yaşam görüşünü tanımlıyor. (Sol, Sinizm, Pragmatizm)
  • Rifkin’e gore, işsizliği yapısallaştıran temel etken, ekonominin artık istihdam yaratmadan, tersine istihdamı azaltarak büyümesidir. Büyümenin temel etkeninin teknolojik gelişme olduğu koşullarda “üretkenlik artışı=istihdam artışı” denklemi geçerliliğini yitirmiştir. (“Boşuna mı Okuduk?”)
  • ‘Nisan, ayların en zalimi’ T.S. Eliot’ın ünlü dizesini tüm bahara teşmil etmeli. Baharın zalim yüzünü unutmamalı. Ahir kışın ve peşin yazın gafil avlayışını, faniliği hatırlatan nisan yağmurunu, polen alerjisini falan kastediyor değilim. İlkbahar provokatiftir ve bir tek pozitif yönde anlamda değildir onun tahriki. Şımarık kışkırtısıyla peydahladığı umutlara hudutlarını gösterir derhal. İnfilak eden arzularla aczler arasındaki gerilmiş ipte bir cambazdır ilkbahar. Ergenin kendini evinde hissettiği mevsimdir – ve erişkinlik birazcık da evden gitmek istemektir. Şüphesiz ilkbahar bununla beraber bu güzel havada okula gitmek zorunda olmanın saçmalığı anlama gelir. (Çizgi Açığı)
  • Iranlı yazar Macit Rahnema, kendisini yoksulluk davasına adamış bir eylemci-uzmanin su sözünü aktariyor: ” Birşeyler paylaşacağınız kimse kalmadığı vakit yoksulsunuz anlama gelir.” Uzmanın anlattığı bir izah olmaktan öte, Kuzey Kanadalı Kizilderillilerin yoksulluğu, yoksulluklarini iyi mi algıladıklarını ve tanımladıklarını dile getiriyor bu söz (Sol, Sinizm, Pragmatizm)
  • Zaten, linç sözcüğünün refakatinde linç hukuku kavramıyla birlikte zuhur etmiş olması, bizi irkiltmeli. Kavramın adından türetildiği söylenen -farklı kaynaklara göre- dört kişiden üçü yargıçtır aslına bakarsan. 1493’te İrlanda’nın Galway nahiyesinde katliam zanlısı oğlunu mahkûm ettikten sonrasında evinin penceresinden sarkıtarak bizzat asan, gaddarlığıyla meşhur yargıç James Lynch… Amerikan bağımsızlık harbinde gerek İngiltere’ye sadık kalan “düşmanları” gerekse her adi kabahat zanlısını mahkemeye çıkarmadan, çoğunlukla kırbaçlatarak, cezalandırtan yargıç Charles Lynch… 16. yüzyıl sonlarında Kuzey Carolina’da muhteşem sertliğiyle nam salmış bir yargıç, John Lynch… Linçin isim babası adaylarından yargıç olmayan, yalnızca William Lynch: 18. yüzyıl sonu/19. yüzyıl başlarında Pittsylvania kentinde bir haydut çetesini bizzat cezalandırmak suretiyle milis örgütleyen bir adam… (Türkiye’nin Linç Rejimi)
  • İllirya, Arnavutların ataları olduğu savlanan bir kadim Cenup Avrupa ırkının ülkesinin adıydı. (Yugoslavya)
  • Kelime, 13 Mayıs 2014’te Soma’da 301 madencinin vefat etmesiyle sonuçlanan korkulu “kaza”nın peşinden, Başbakan -o vakit öyleydi- Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleriyle ünlü oldu: “Arkadaşlar şu demek oluyor ki biz bir kez bu tür ocaklarında, kömür ocaklarında bu olanları, lütfen buralarda bu vakalar asla olmaz diye yorumlamayalım. Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir vaka vardır. Bunun yapısında fıtratında bunlar var.” (Zamanın Kelimeleri)
  • “Devlette bir uzuv olabilmek için şuurlu bir surette onun hareketlerile ilgili olmak, ona tam bir sadakatle yardım etmek, onun inkışaf ve terakkisi­ne çalışmak lazımdır. Asiler, mücrimler ve alâkasızlar da devletin tebaasıdırlar, fakat azası değildirler.” (Türk Sağının Üç Hali)
  • Lyonlu dokumacılar Bourgneuf, Saint-Jean, Saint Georges ve Croix-Rousse mahallelerinde yoğunlaşmışlardı. Dar yollar, karanlık ve uzun avlular, sağlıksız, rutubetli ve ağır bir hava, harabeleri çağrıştıran eski binalar, loş lamba ışıklarının aydınlattığı perdesiz evler bu mahallenin başlıca görüntüsüydü. Lamartine’in “Avrupalı parya kabilesi” olarak adlandırdığı işçi yığınları, bu kirli ve hastalıkların kol gezdirilmiş olduğu yerlerde yaşamlarını sürdürürken, işi olmayan kaldıklarında yollarda şarkı söyleyerek dileniyorlardı. Lyonlu işçilerin sefalete karşı buldukları bu “çözüm”, sonraki yıllarda yaygınlaşarak sokak şarkıcılığının kaynağını teşkil edecekti. (Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi)
  • 19.yüzyılda Türkiye’de demiryolu büyük oranda II.Abdülhamid’in nüfus politikasının bir parçası olarak vazife yapmıştır. Bu kapsamda demiryollarının etrafına değişik etnik kökende göçmenler yerleştirilmiştir. Bunlar çoğu zaman istasyonun karşı kıyısında yerleştirilmiştir… Bu planlama süreci kapsamında göçmen yerleşimlerine padişahların adları verilmiştir. Demiryollarının çevresinde adı Hamidiye, Mecidiye, Mahmudiye olan sayısız göçmen yerleşimi bulunmaktadır. (Tren Bir Hayattır)
  • Prens Sabahattin’in ifadesiyle: ”En büyük düşmanımız direkt doğruya kendimiziz.” (Cereyanlar)
  • Önsöz – Ömer Laçiner
    Millet, kapitalizmle beraber ortaya çıkan, fakat onun direkt, özdeş mantıklı ürünü olmayan bir toplumsallık çerçevesidir. (Yugoslavya)
  • İnsan ölçüsünde mütevazı binalar tercihi, beşeri ebedilik yanılsamasına karşı fanilik bilincinin ifadesidir. (İnşaat Ya Resulullah)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle



[

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Instagram takipçi hilesi instagram yabancı takipçi satın al takipçi satın al
meritking meritroyalbet bahsine giriş madridbet yeni giriş paralı tombala siteleri