Osmanlı Padişahları – Ahmet Seyrek Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Osmanlı Padişahları kimin eseri? Osmanlı Padişahları kitabının yazarı kimdir? Osmanlı Padişahları konusu ve anafikri nedir? Osmanlı Padişahları kitabı ne konu alıyor? Osmanlı Padişahları PDF indirme linki var mı? Osmanlı Padişahları kitabının yazarı Ahmet Seyrek kimdir? İşte Osmanlı Padişahları kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Ahmet Seyrek

Yayın Evi: Tulpar

İSBN: 9786054543861

Sayfa Sayısı: 448


Osmanlı Padişahları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Beylik dönemindeyken Âl-i Osman; devlet olduğunda da Devlet-i Âliyye, Devlet-i Ebed-Müddet (Ebedi Devlet), Memâlik-i Mahrûse (Korunmuş Memleket); Batılı kaynaklarda Turchia, Turkey ve Türk İmparatorluğu, İlber Ortaylı, Erhan Afyoncu şeklinde mühim tarihçiler tarafınca da Batı Türk İmparatorluğu olarak adlandırılan Osmanlı İmparatorluğu; bazılarına göre 623, bazılarına göreyse 620 yıl süresince Afrika’dan Asya’ya, Macaristan’dan Yemen’e kadar geniş bir coğrafyada fazlaca sayıda dini ve etnik gruba son dönemlerine kadar başarıyla hükmetmiş bir cihan devletiydi.

Şehzade olması durumunda porfirogenetos (sarayda doğmak) olmadığından şehzade sayılmayan padişah oğulları kimlerdir?

Annesi harem kurallarına uymuş olsa kim bilir Kanuni’nin yerine padişah olacak Üveys Paşa kimdir?

Hangi şehzadenin evladı Yavuz Sultan Selim’e karşı Mısır’da savaşmıştır?


Osmanlı Padişahları Alıntıları – Sözleri

  • Sizlerle Kanuni Esasi’yi (İlk Osmanlı Anayasasını) paylaşmayı uygun gördüm. İşinize yarayacağını düşündüğümden bunu alıp kopyalamanızı ve saklamanızı tavsiye ediyorum. Tarih severler olarak biz yapıyoruz. Kitapta 371-372-373 ve 374. sayfalarda birazcık değinilmiş sadece biz tam metin olarak vermeyi uygun bulduk. Buyurun;
    Memaliki Devleti Osmaniye
    MADDE 1.- Devleti Osmaniye memalik ve kıtaatı hazırayı ve eyalatı mümtüzeyi muhtevi ve yekvücud olmakla hiçbir zamanda hiçbir sebeple ayrım kabul etmez.
    MADDE 2.- Devleti Osmaniyenin payıtahtı İstanbul şehridir ve şehri mezkurun sair Osmaniyeden ayru olarak bir gûne ayrıcalık ve muafiyeti yoktur.
    MADDE 3.- Saltanatı Seniyei Osmaniye hilâfeti kübrayı İslâmiyeyi haiz olarak sülalei âli Osmandan usulü kadimesi veçhile ekber evlada aittir.
    MADDE 4.- Zatı Hazreti Padişahi hasbel hilâfe dini İslâmın hâmisi ve bilcümle tebeai Osmaniyenin hükümdar ve padişahıdır.
    MADDE 5.- Zatı Hazreti Padişahinin nefsi hümayunu mukaddes ve gayri mesuldür.
    MADDE 6.- Sülalei âli Osmanın hukuku hürriye ve emval ve emlâki zatiye ve madâmelhayat tahsisatı maliyeleri tekâfülü umumi tahdındadır.
    MADDE 7.- Vükelânın azil ve nasbı ve rütme menasıp tevcihi ve nişan itası ve eyalâtı mümtazenin şeraiti imtiyazlerine tevfikan icrayı tevcihatı ve meskûkat darbı ve hutbelerde nâmının zikri ve düveli ecnebiye ile muahedat akdi ve harb ve barış ilânı ve kuvvei berriye ve bahriyenin kumandası ve harekâtı askeriye ve ahkâmı şeriye ve kanuniyenin icrası ve devairi idarenin muamelâtına müteallik nizamnamelerin tanzimi ve mücazaatı kanuniyenin tahfifi ve affı ve Meclisi Umuminin akt ve tatili ve ledeliktiza Heyeti Mebusanın azası tekrardan intihap olunmak şartile feshi hukuku mukaddesei Padişahi cümlesindendir.
    Tebaai Devleti Osmaniyenin Hukuku Umumiyesi
    MADDE 8.- Devleti Osmaniye tabîyetinde bulunan efradın cümlesine herhangi din ve mezhepten olur ise bilâ kural dışı Osmanlı tabir olunur ve Osmanlı sıfatı kanunen belirli olan ahvale nazaran istihsal ve izae edilir.
    MADDE 9.- Osmanlıların kâffesi hürriyeti şahsiyelerine malik ve aherin hukuku hürriyetine saldırı etmemekle mükelleftir.
    MADDE 10.- Hürriyeti şahsiye her türlü taarruzdan masundur. Hiç kimse kanunun atama etmiş olduğu sebeb ve suretten maada bir bahane ile mücazat olunamaz.
    MADDE 1.- Devleti Osmaniyenin dini islâmdır. Bu esası vikaye ile birlikte asayişi halkı ve adabı umumiyeyi ihlâl etmemek şartile memaliki Osmaniyede maruf olan bilcümle edyanın serbestii icrası ve cemaatı muhtelifiye verilmiş olan imtiyazatı mezhebiyenin kemakân cereyanı Devletin tahdi himayetindedir.
    MADDE 12.- Matbuat kanun dairesinde serbesttir.
    MADDE 13.- Tebaai Osmaniye düzen ve kanun dairesinde tecim ve sanat ve felahet için her nevi firmalar teşkiline mezundur.
    MADDE 14.- Tebaai Osmaniyeden bir yada bir kaç kişinin gerek şahıslarına ve gerek umuma müteallik olan kavanin ve nizamata muhalif gördükleri bir maddeden dolayı işin merciine arzuhal verdikleri şeklinde Meclisi Umumiye dahi müddei sıfatile imzalı arzuhal vermeğe ve memurinin ef’alinden iştikâye selâhiyetleri vardır.
    MADDE 15.- Emri öğretim serbesttir. Muayyen olan kanuna tebaiyet şartile her Osmanlı umumi ve hususi tedrise mezundur.
    MADDE 16.- Bilcümle mektepler Devletin tahtı nezaretindedir. Tebaai Osmaniyenin terbiyesi bir siyakı ittihat ve düzenlilik suretiyle olmak için iktiza eden esbaba girişim olunacak ve mileli muhtelifenin umuru itikadiyelerine müteallik olan usulü talimiyeye halel getirilmeyecektir.
    MADDE 17.- Osmanlıların kâffesi huzuru kanunda ve ahvali diniye ve mezhebiyeden maada memleketin hukuk ve vezaifinde mütesavidir.
    MADDE 18.- Tebaai Osmaniyenin hidematı Devlette istihdam olunmak için devletin lisanı resmisi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.
    MADDE 19.- Devlet memuriyetinde umum tebaa yeterlik ve kabiliyetlerine nazaran münasip olan memuriyetlere kabul olunurlar.
    MADDE 20.- Tekâlifi mukarrere nizamatı mahsusasına tevfikan kâffei tebaa beyninde her insanın kudreti nisbetinde tarh ve tevzi olunur.
    MADDE 21.- Herkes usulen mutasarrıf olduğu mal ve mülkten emindir. Menafii umumiye için lüzumu durağan(durgun) olmadıkça ve kanunu mucibince kıymet bahası peşin verilmedikçe kimsenin tasarrufunda olan mülk alınamaz.
    MADDE 22.- Memaliki Osmaniyede her insanın konut ve menzili taarruzdan masundur. Kanunun tâyin eylediği ahvalden maada bir sebeble hükûmet tarafınca cebren asla kimsenin konut ve menziline girilemez.
    MADDE 23.- Yapılacak usulü muhakeme hükmünce asla kimse kanunen mensup olduğu mahkemeden başka bir mahkemeye gitmeye icbar olunamaz.
    MADDE 24.- Müsadere ve angarya ve cerime memnudur. Fakat muharebe esnasında usulen tâyin olunacak tekâlif ve ahval bundan müstesnadır.
    MADDE 25.- Bir kanuna müstenit olmadıkça vergi ve rüsumat nâmı aherle asla kimseden bir akçe alınamaz.
    MADDE 26.- İşkence ve sair her nevi eziyet kesinlikle ve külliyen memnudur.
    Vükelâyı Devlet
    MADDE 27.- Mesnedi sadaret ve meşihatı islâmiye tarafı Padişahiden enmiyet buyurulan zatlara ihale buyurulduğu misullû sair vükelânın memuriyetleri dahi ba iradei şahâne icra olunur.
    MADDE 28.- Meclisi Vükela sadrıazamın risayeti tahtında olarak aktolunup dahili ve harici umuru mühimmenin merciidir. Müzekeratından mühtacı istizan olanların kararları iradei seniye ile icra olunur.
    MADDE 29.- Vükelâden herbiri dairesine ilişik olan umurdan icrası mezuniyeti tahtında bulunanları usulüne tevfikat icra ve icrası mezuniyeti tahtında olmıyanları sadrıazama arzeder. Sadrıazam dahi o makule mevaddan müzekereye mühtaç olmıyanların muktezasını icra veyahut tarafı Hazreti Padişahiden istizan ederek ve muhtacı görüşme bulunanları Meclisi Vükelânın müzakeresine arzeyliyerek müteallik buyurulacak iradei seniye mucibince iktizasını ifa eyler. Bu mesalihin envağ ve derecatı nızamı mahsus ile tâyin olunacaktır.
    MADDE 30.- Vükelâyı Devlet memuriyetine müteallik ahval ve icraattan mesuldür.
    MADDE 31.- Mebusan âzasından biri veyahut birkaçı Heyeti Mebusanın dahil dairei vazifesi olan ahvaldan dolayı Vükelâyı Devletten bir zat hakkında mes’uliyeti mucip şikâyet beyan etmiş olduğu halde evvelâ Heyeti Mebusanın nızamı dahilisi mucibince ve misillu mevaddın Heyete havalesi lazım gelip gelmiyeceğini müzakereye işyar olan şubede incelem olunmak suretiyle şikâyeti müşâir Heyeti Mebusan Reisine verilecek takrîr Reis tarafınca nihayet üç gün zarfında o şubeye gönderilir ve bu şube tarafınca tahkikatı lâzime icra ve iştikâ olunan zat tarafınca izahatı kâfiye istihsal olunduktan sonrasında şikâyetin şayanı görüşme olduğuna dair ekseriyetle bileşim olunacak kararname Heyeti Mebusanda kıraat olunarak ve ledeliktiza şikâyet olunan zat davetle bizzat yada dolaylı vereceği açıklama istima kılınarak âzayı mevcudenin sülüsen ekseriyeti mutlakasile kabul olunur ise muhakeme talibini müş’ir mazbatası Makamı Sadarete takdim ile ledelarz müteallik olacak iradei seniye üstüne keyfiyet Divanı Âliye havale olunur.
    MADDE 32.- Vükelâden itham olunanların usulü muhakemeleri kanunu mahsus ile tâyin edilecektir.
    MADDE 33.- Memuriyetlerinden hariç ve sırf zatlarına ilişik hernevi deavide vükelânın sair efradı Osmaniyeden aslâ farkı yoktur. Bu misillu hususatın muhakemesi ilişik olduğu mehakimi umumiyede icra olunur.
    MADDE 34.- Divanı Âlinin dairei ithamı tarafınca müttehem olduğuna karar verilen Vükelâ tebriyei zimmet edinceye kadar vekâletten sakıt olur.
    MADDE 35.- Vikelâ ile Heyeti Mebusan içinde ihtilâf olunan maddelerden birinin kabulünde Vükelâ tarafınca israr olunup da mebusan canibinden ekseriyeti arâ ile ve tafsilen esbabı mucibe meyanile katiyyen ve mükerreren reddedildiği halde Vükelânın tebdili veyahut müddeti kanununiyesinde intihap olunmak suretiyle Heyeti Mebusanın feshi münhasırran yedi iktidarı Hazreti Padişahidedir.
    MADDE 36.- Meclisi Umumi mün’akit olmadığı zamanlarda Devlet bir muhataradan yada emniyeti umumiyeyi halelden vikaye için bir yoksulluk mübreme zuhur etmiş olduğu ve bu bapta vaz’ına lüzûm görünecek kanunun müzakeresi için Meclisin celp ve cem’ine zaman uygun olmadığı halde Kanunu Esasi ahkâmına mugayir olmamak suretiyle Heyeti Vükelâ tarafınca verilen kararlar Heyeti Mebusanın içtimaile verilecek karara kadar ba iradei seniye, muvakkaten kanun yargı ve kuvvetindedir.
    MADDE 37.- Vükelâdan her biri her ne süre muradeder ise Heyetlerin ikisinde dahi bulunmak veyahut maiyetindeki rüesayı memurinden birini tarafınca vekâleten bulundurmak ve iradı nutukta âzaya öncellik etmek hakkını haizdir.
    MADDE 38.- İstizahı madde için Vükelâdan birinin huzuruna Meclisi mebusanda ekseriyetle karar verilerek çağrı olundukta ya bizzat bulunarak veyahut maiyetindeki rüesayı memurinden birini göndederek irad olunacak suallere yanıt verecek veyahut lüzum görür ise mes’uliyetini üstüne alarak yanıtını tehir etmek selâhiyetini haiz olacaktır.
    Memurin
    MADDE 39.- Bilcümle memurin nizamen tâyin olunacak şerait suretiyle yeterli ve müstahak oldukları memuriyetlere intihap olunacaktır ve bu veçhile intihap olunan memurlar kanunen mucibi azil hareketi gerçekleşme etmedikçe yada kendisi çekilme eylemedikçe veyahut Devletçe bir sebebi zaruriye mebni infisal edenler nizamı mahsusunda tâyin olunacağı veçhile terekkiyata ve takaüt ve mazuliyet maaşlarına nail olacaklardır.
    MADDE 40.- Her memuriyetin vezayifi nizamı mahsus ile tâyin olunacağından her işyar kendi vazifesi dairesinde mes’uldur.
    MADDE 41.- Memurun âmirine saygı ve riayeti lâzımeden ise de itaati kanunun tâyin etmiş olduğu daireye mahsustur. Hilâfı kanun olan umurda amire itaat mes’uliyetten kurtulmağa zorunlu olması imkansız.
    Meclisi Umumi
    MADDE 42.- Meclisi Umumî Heyeti Âyan ve Heyeti Mebusan nâmlarile başka başka iki heyeti muhtevidir.
    MADDE 43.- Meclisi Umuminin iki heyeti beher yıl teşrisani iptidasında tecemmu eder ve ba iradei seniye açılır ve mart iptidasında gene ba iradei seniye ve bu heyetlerden biri ötekinin müctemi bulunmadığı zamanda mün’akid olması imkansız.
    MADDE 44.- Zatı Hazreti Padişahi, Devletçe görünecek lüzum üstüne Meclisi Umumi’yi vaktinde dahi açar ve müddeti muayyenei içtimaını da tenkis yada temdit eder.
    MADDE 45.- Meclisi Umuminin yevmi küşadında Zatı Hazreti Padişahi veyahut taraflarından bilvekâle Sadrıazam hazır olduğu ve Vükelâyı Devletle iki heyetin âzayı mevcudesi beraber bulundukları halde resmi küşat icra olunup senei cariye zarfında Devletin ahvali dahiliye ve münasebatı hariciyesine ve senei atiyede ittihazına lüzum görülecek tedabir ve teşebbüsata dair bir nutku hümayun kıraat olunur.
    MADDE 46.- Meclisi Umumi âzalığına intihap yada nasbolunan zevat Meclisin yevmi küşadında Sadrıazam huzurunda ve o gün hazır bulunmıyan olur ise mensup olduğu kurul müçtemi olması durumunda reisleri huzurunda Zatı Hazreti Padişahiye ve vatanına sadakat ve Kanunu Esasi ahkâmına ve uhdesine tevdi olunan vazifeye riayetle hilâfından mücanebet eyliyeceğine tahlif edilür.
    MADDE 47.- Meclisi Umumi âzası rey ve mütalea beyanında muhtar olarak bunlardan hiçbiri bir gûna vaad ve vaid ve yönerge kaydı altında bulunamaz ve gerek verdiği reylerden ve gerek Meclisin müzakeratı esnasında beyan etmiş olduğu mütalealardan dolayı bir veçhile itham olunamaz; meğer ki Meclisin Nizamnamei Dahilisi hilâfında hareket etmiş ola. Bu takdirde nizamnamei mezkûr hükmünce işlem görür.
    MADDE 48.- Meclisi Umumi âzasından birinin hiyanet ve Kanunu Esasiyi nakız ve ilgaya tasaddi ve irtikâp töhmetlerinden biri ile müttehem olduğuna mensup olduğu Heyet azayı mevcudesinin sülüsan ekseriyeti mutlakasile karar verilür veyahut kanunen hapis ve nefsi mucip bir ceza ile mahkûm olur ise azalık sıfatı zail olur ve bu af’alin muhakemesile mücazatı ilişik olduğu mahkeme tarafınca rüyet ve hükmolunur.
    MADDE 49.- Meclisi Umumi âzasından herbiri reyini bizzat ita eder ve herbirinin müzakerede bulunan bir maddenin red ve kabulüne dair rey vermekten içtinabe hakkı vardır.
    MADDE 50.- Meclisi Umumi Heyetlerinden ikisinde dahi mürettep olan azanın nısfından bir ziyade hazır bulunmadıkça müzakereye mubaderet olunamaz ve kâffei müzakerat sülüsanı ekseriyetile meşrut olmayan hususatta hazır olunan azanın ekseriyeti mutlakası ile karargir olur ve tesavii âra vukuunda reisin reyi iki addedilür.
    MADDE 52.- Bir kimse şahsına müteallik dâvasından dolayı Meclisi Umuminin iki Heyetinden birine arzuhal verdiği halde eğer ilk olarak ilişik olduğu memurini Devlete veyahut o memurların doğal olarak bulundukları mecrie müracaat etmediği tebeyyün ederse arzuhali reddolunur.
    MADDE 53.- Müceddeden kanun tanzimi yada kavanini mevcudeden birinin tadili teklifi Vükelâya ilişik olduğu şeklinde Heyeti Ayan ve Heyeti Mebusanın dahi kendü vazifei muayyeneleri dairesinde bulunan mevad için kanun tanzimini veyahut kavanini mevcudeden birinin tadilini istidaya salâhiyetleri olmakla evvelce Makamı Sadaret vasıtası ile tarafı Şahaneden istizan olunarak iradei seniye müteallik buyrulur ise ilişik olduğu dairelerden verilecek açıklama ve ayrıntı üstüne layihalarının tanzimi Şûrayı Devlete havale olunur.
    MADDE 54.- Şûrayı Devlette bilmüzakere tanzim olunacak kavanin layihası Heyeti Mebusanda badehu Heyeti Ayanda incelem ve kabul olunduktan sonrasında icrayi ahkâmına iradei seniye Hazreti Padişahi müteallik buyrulur ise düsturül amel olur ve işbu heyetlerin birinde kesinlikle reddolunan kanun layihası o senenin müddeti içtimaiyesinde yine müzakereye konulamaz.
    MADDE 55.- Bir kanun lâyıhası evvelâ Heyeti Mebusanda badehu Heyeti Ayanda bend bend okunup ve her bendine rey verilüp ekseriyeti ara ile karar verilmedikçe ve karşılık karar heyeti mecmuası için dahi betekrar ekseriyetle karar hasıl olmadıkça kabul olunmuş olmaz.
    MADDE 56.- Bu Heyetler Vükelâdan yada onların göndereceği vekillerden yada kendi azalarından olmayan veyahut resmen çağrı olunmuş memurinden bulunmayan asla kimseyi gerek asaleten ve gerek bir cemaat tarafınca vekâleten bir madde ifadesi için gelmiş olması durumunda asla kabul edemez ve ifadelerini istima eyliyemez.
    MADDE 57.- Heyetlerin müzakeratı lisanı Türki suretiyle cereyan eder ve görüşme olunacak layıhaların suretleri tab ile yövmü müzakereden evvel azaya tevzi olunur.
    MADDE 58.- Heyetlerde verilecek reyler ya tâyini esamî veyahut işaratı mahsusa veyahut reyi hafi ile olur. Reyi hafi usulünün icrası âzayı mevcudenin ekseriyeti arası ile karar verilmeğe mütevakkıftır.
    MADDE 59.- Her Heyetin inzibatı dahilisini münhasıran kendi reisi icra eder.
    Heyeti Âyan
    MADDE 60.- Heyeti Âyanın reisi ve âzası nihayet miktarı Heyeti Mebusan âzasının sülüsü miktarını saldırı etmemek suretiyle direkt doğruya tarafı Hazreti Padişahiden nasbolunur.
    MADDE 61.- Heyeti Âyana âza tâyin olunabilmek için asar ve efali umumun vüsuk ve itimadına şayan ve umuru Devlette hidematı memduhesi mesbuk ve mütearif olmak ve kırk yaşından aşağı bulunmamak lâzımdır.
    MADDE 62.- Heyeti Âyan âzalığı kaydı yaşam iledir. bu memuriyetlere vükelâlık ve valilik ve ordu müşirliği ve kazaskerlik ve elçilik ve patriklik ve hahambaşılık memuriyetinde bulunmuş olan mazulinden ve berri ve bahri ferikândan ve sıfatı lâzimeyi cami sair zevattan münasipleri tâyin olunanlar azalık memuriyetinden sakıt olur.
    MADDE 63.- Heyeti Âyanın azalık maaşı şehriye onbin kuruştur. Başka bir nam ile Hazineden muvazzaf olan azanın maaş ve tâyini eğer onbin kuruştan dûn ise ol miktara iblâğ olunur ve eğer onbin kuruş yada ziyade ise ibka olunur.
    MADDE 64.- Heyeti Âyan Heyeti Mebusandan verilen kavanin ve muvazene lâyihalarını incelem ile eğer bunlardan esasen umuru diniyeye ve Zatı Padişahinin hukuuk seniyesine ve hürriyete ve Kanunu Esasi ahkâmına ve Devletin tamamiyeti mülkiyesine ve memleketin emniyeti dahiliyesine ve vatanın esbabı savunma ve muhafazasına ve adabı umumiyeye halel verir bir şey görür ise mütalâasını ilâvesile ya kat’iyen red veyahut tâdil ve tashih olunmak suretiyle Heyeti Mebusana iade eder ve kabul etmiş olduğu lâyihaları onay ile Makamı Sadarete arzeyler ve Heyete takdim olunan arzuhalları bittetkik lüzum görür ise ilâvei mütalâa ile birlikte Makamı Sadarete takdim eder.
    Heyeti Mebusan
    MADDE 65.- Heyeti Mebusan miktarı âzası tebaai Osmaniyeden her ellibin nüfus zükûrda bir nefer olmak itibariyle düzenleme olunur.
    MADDE 66.- Emri intihap reyi hafi kaidesi üstüne müessestir. Sureti icrası kanunu mahsus ile tâyin olunacaktır.
    MADDE 67.- Heyeti Mebusan âzalığı ile Hükûmet memuriyeti bir zat uhdesinde içtima edemez. Fakat Vükelâdan intihap olunanların âzalığı mücazdır. Vesair memurinden biri mebusluga intihap olunur ise kabul edip etmemek yedi ihtiyarındadır. Fakat kabul etmiş olduğu halde memuriyetinden infisal eder.
    MADDE 68.- Heyeti Mebusan için azalığa intihabı caiz olmıyanlar şunlardır: Evvelâ tebai Devleti Aliyeden olmıyan saniyen nizamı mahsusu mucibince muvakkaten hizmeti ecnebiye imtiyazını haiz olan salisen Türkçe bilmiyen rabian otuz yaşını ikmal etmiyen hamisen hini intihabta bir kimsenin hizmetkârlığında bulunan sadisen iflâs ile mahkûm olup ta iadei saygınlık etmemiş olan sabian sui ahval ile müştehir olan saminen mahcuriyetine yargı lâhik olup ta fekki hacir edilmeyen tâsian hukuku medeniyeden sakıt olmuş olan aşiren tabiiyeti ecnebiye iddiasında bulunan kimselerdir. Bunlar milletvekili olması imkansız. Dört seneden sonrasında icra olunacak intihaplarda milletvekili olmak için Türkçe okumak ve mümkün mertebe yazmak dahi koşul olacaktır.
    MADDE 69.- Mebusan intihabı umumisi dört senede bir kerre icra olunur ve her mebusun müddeti memuriyeti dört seneden ibaret olup fakat yine intihap olunmak caizdir.
    MADDE 70.- Mebusların intihabı umumisine Heyetin mebdei içtimaı olan teşrini saniden lâakal dört mah mukaddem başlanılır.
    MADDE 71.- Heyeti Mebusan âzasının herbiri kendini intihap eden dairenin ek olarak vekili olmayıp umum Osmanlıların vekili hükmündedir.
    MADDE 72.- Müntehipler intihap edecekleri mebusları mensup oldukları dairei vilâyet ahalisinden intihap etmeğe mecburdur.
    MADDE 73.- Ba iradei seniye Heyeti Mebusan feshile dağıtıldığı halde nihayet altı ayda müçtemi olmak suretiyle umum mebusanın müceddeden intihabına başlanılacaktır.
    MADDE 74.- Heyeti Mebusan âzasından biri vefat eder yada esbabı hacriyei meşruadan birine duçar olur yada bir uzun sürede meclise devam etmez veyahut çekilme eder yada mahkûmiyet yada kabulü memuriyet cihetile âzalıktan sakıt olursa yerine nihayet gelecek içtimaa yetişmek suretiyle usulü veçhile diğeri tâyin olunur.
    MADDE 75.- Münhal olan mebusluk makamlarına intihap olunacak âzanın memuriyeti gelecek intihabı umumî zamanına kadardır.
    MADDE 76.- Mebuslardan herbirine beher yıl içtimaı için Hazineden yirmibin kuruş verilecek ve şehrîye beşbin kuruş maaş itibarile memurinî mülkiye nizamına tevfikan azimet ve avdet harcırahı ita kılınacaktır.
    MADDE 77.- Heyeti Mebusan Riyasetine Heyet tarafınca ekseriyetle üç ve ikinci ve üçüncü riyasetlere üçer nefer ki cem’an dokuz zat intihap olunarak huzuru şahaneye arzile bunlardan birisi riyasete ve ikisi reis vekâletlerine ba iradei seniye tercih ve memuriyetleri icra kılınır.
    MADDE 78.- Heyeti Mebusanın müzakeratı alenidir. Fakat bir maddei mühimmeden dolayı müzakeratı hafi tutulmak Vükelâ canibinden veyahut Heyeti Mebusanın âzasından onbeş zat tarafınca teklif olundukta Heyetin içtima etmiş olduğu mahal âzanın maadasından tahliye edilerek teklifin red yada kabulü için ekseriyeti arâya müracaat edilir.
    MADDE 79.- Heyetin Mebusanın müddeti içtimaiyesinden âzadan asla biri Heyet tarafınca ithama sebebi kâfi bulunduğuna ekseriyetle karar verilmedikçe veyahut bir cünha yada katliam icra ederken yada icrayı müteakip tutulmadıkça tevkif ve muhakeme olunamaz.
    MADDE 80.- Heyeti Mebusan kendüye havale olunacak kavanin lâyihalarını görüşme ile bunlardan umuru maliyeye ve Kanunu Esasiye taalûk eder maddeleri red yada kabul veyahut tâdil eder ve mesarifi umumiye muvazene kanununda gösterildiği veçhile Heyeti Mebusanda tafsilâtile incelem olunduktan sonrasında miktarına Vükelâ ile beraber karar verilür ve buna karşılık olacak varidatın keyfiyeti ve kemmiyeti ve sureti tevzi ve tedariki kezalik Vükelâ ile beraber tâyin edilür.
    Mehakim
    MADDE 81.- Kanunu mahsusuna tevfikan tarafı Devletten nasbolunan ve yedlerine beratı şerif verilen hakimler lâyenazildir. Fakat istifaları kabul olunur. Hakimerin terekkiyatı ve meslekleri ve tebdili memuriyetleri ve tekaüdleri ve bir cürüm ile mahkûmiyet üstüne azil olunmaları dahi kanunu mahsusu hükmüne tabidir ve hakimlerin ve mehakim memurlarının matlup olan evsafını işbu kanun irae eder.
    MADDE 82.- Mahkemelerde hernevi muhakeme açıkca cereyan eder ve ilâmatın neşrine mezuniyet vardır. Ancak kanunda müsarrah esbaba mebni mahkeme muhakemeyi hafi tutabilir.
    MADDE 83.- Herkes huzuru mahkemede hukukunu muhafaza için lüzum görmüş olduğu vesaiti meşruayı istimal edebilir.
    MADDE 84.- Bir mahkeme vazifesi dahilinde olan dâvanın her ne vesile ile olursa olsun rüiyetinden imtina edemez ve bir kerre rüiyetine veyahut rüiyeti için iktiza eden tahkikatı evveliyeye başlandıktan sonrasında dinlence yada tâviki dahi caiz olması imkansız; meğer ki müddei dâvadan keffiyed etmiş ola. Şu kadar ki cezaya müteallik deavide Hükûmete ilişik olan, hukuk nizamı vechile gene icra olunur.
    MADDE 85.- Her dâva ilişik olduğu mahkemede rüyet olunur. Eşhas ile hükümet beynindeki dâvalar dahi mehakimi umumiyeye aittir.
    MADDE 86.- Mahkemeler her türlü müdahelâttan azâdedir.
    MADDE 87.- Deavii şer’iye mehakimi şer’iyede ve deavii nizamiye mehakimi nizamiyede rüyet olunur.
    MADDE 88.- Mahkemelerin sunuf ve vezaif ve selâhiyetinin derecat ve taksimatı ve hükkâmın tavzifi kavanine müstenittir.
    MADDE 89.- Her ne nam ile olursa olsun bazı mevaddı mahsusayı rüiyet ve hükmetmek için mehakimi muayene haricinde fevkalâde bir mahkeme veyahut yargı vermek sel”hiyetini haiz komisyon teşkili kesinlikle caiz değildir. Fakat kanunen belirli olduğu veçhile tâyini mevla ve tahkim caizdir.
    MADDE 90.- Hiçbir hakim hakimlik sıfatiyle Devletin maaşlı bir başka memuriyetini uhdesinde cemedemez.
    MADDE 91.- Umuru cezaiyede hukuku âmmeyi vikayeye işyar müddei umumiler bulunacak ve bunların vezaif ve derecatı kanun ile tâyin kılınacaktır.
    Divanı Âli
    MADDE 92.- Heyeti Âyan otuz âzadan mürekkeptir. Bunların onu Heyeti Âyan ve Şûrayı Devlet ve onu Mahkemeyi Temyiz ve İstinaf rüesa ve âzasından kurâa ile ayrım ve tâyin olunarak Heyeti Âyan dairesinde lüzum göründükçe ba iradei seniye akdolunur. Vazifesi Vükelâ ile Mahkemei Temyiz rüesa ve âzasının ve zat ve hukuku şahane aleyhinde harekete ve Devleti bir hali muhataraya ilkaya tasaddi eyliyenlerin muhakemesidir.
    MADDE 93.- Divanı Âli ikiye münkasem olup biri Dairei İthamiye ve biri Divanı Hükümdür. Daireyi İthamiye dokuz âzadan ibaret olup bunun üçü Heyeti Âyan ve üçü Divanı Temyiz ve İstinaf ve üçü Şûrayı Devlet âzasından Divanı Âliye alınacak aza içinden kur’a ile intihap olunur.
    MADDE 94.- Bu dairei şikâyet olunan zevatın müttehem olup olmadığına sülüsanı ekseriyetile karar verir ve Dairei İthamiyede bulunanlar Divanı Hükümde bulunamaz.
    MADDE 95.- Divanı Yargı, yedisi Heyeti Âyan ve yedisi Divanı Temyiz ve İstinaf ve yedisi Şûrayı Devlet rüesa ve âzasından olmak suretiyle Divanı Ali âzasının yirmibir neferinden mürekkep olarak Dairei İthamiye tarafınca muhakemesi lâzım olduğuna karar verilmiş davalar hakkında âzayı murettebenin sülüsanı ekseriyetile kat’iyen ve kavanini mevzuasına tatbikan hükmeder ve hükümleri kabili istinaf ve temyiz değildir.
    Umuru Maliye
    MADDE 96.- Tekâlifi Devletin hiçbiri bir kanun ile tâyin olunmadıkça vaz ve tevzi ve istihsal olunamaz.
    MADDE 97.- Devletin büdçesi varidat ve mesarifatı takribiyesini mübeyyin kanundur. Tekâlifi Devletin vaz ve tevzi ve eğitim emrinde müstenit olacağı kanun budur.
    MADDE 98.- Büdçe doğrusu Muvazenei Umumuye Kanunu Meclisi Umumide madde be madde incelem ve kabul olunur. Varidat ve mesarifatı muhammenin müfredatını cami olmak suretiyle ana merbut olan cedveller nızamen tâyin olunan numunesine tevfikan aksam ve fusul ve mevaddı müteaddideye münkasem olarak bunların müzakeresi dahi fasıl fasıl icra edilir.
    MADDE 99.- Muvazenei Umumiye Kanunu müteallik olduğu senenin dühulünde mevkii icraya konulabilmek için lâyihası Heyeti Mebusana Meclisi Umuminin küşadı akabinde ita olunur.
    MADDE 100.- Bir kanunu mahsus ile belirli olmadıkça emvâli Devletten muvazene haricinde sarfiyat caiz olması imkansız.
    MADDE 101.- Meclisi Umuminin münakit bulunmadığı esnada esbabı mücbireyi fevkalâdeden dolayı muvazene haricinde harcama ihtiyarına lüzumu kavi gerçekleşme eder ise mesuliyeti Heyeti Vükelâya ilişik olmak ve Meclisi Umuminin küşadı akabinde ana dair kanun lâyıhası Meclisi Umumiye verilmek suretiyle o masrafın tesviyesi için iktiza eden mebaliğin tarafı Hazireti Padişahiye arz ve istizan ile sadır olacak iradei seniye üstüne tedarik ve sarfı caiz olur.
    MADDE 102.- Muvazene Kanunun hükmü bir seneye mahsustur. O senenin haricinde hükmü cari olması imkansız sadece bazi ahvali fevkalâdeden dolayı Meclisi Mebusan muvazeneyi kararlaştırmaksızın fesih olunduğu halde hükmü bir seneyi saldırı etmemek suretiyle bir kararname ile Vükelâyı Devlet ba iradei seniye seneyi sabıka muvazenesinin cereyanı ahkâmını Meclisi Mebusanın gelecek içtimaına kadar temdit ederler.
    MADDE 103.- Muhasebei Kat’iye Kanunu müteallik olduğu senenin varidatından istihsal olunan mebaliğ ile gene o senenin mesarifatına vukubulunan sarfiyatın miktarı hakikisini mübeyyin olarak bunun biçim ve taksimatı dahi Muvazenei Umumiye Kanununa tamamile mutabık olacaktır.
    MADDE 104.- Muhasebei Kat’iye Kanununun lâyihası müteallik olduğu senenin hitabından itibaren nihayet dört yıl sonrasında Meclisi Umumiye ita olunur.
    MADDE 105.- Emvali Devletin kabız ve sarfına işyar olanların muhasebelerini rüiyet ve devairden tanzim olunan sâl muhasebelerini incelem ederek hulâsai tetkikat ve neticei mütalâatını her yıl bir takriri mahsus ile Heyeti Mebusana arzeylelemek suretiyle bir Divanı Muhasebat teşkil olunacaktır. Bu divan her üç ayda bir kere ahvali maliyeyi Riyaseti Vükelâ vasıtasile ba takrir tarafı Hazreti Padişahiye dahi arzeder.
    MADDE 106.- Divanı Muhasebatın âzası oniki kişiden mürettep olacak ve herbiri Heyeti Mebusandan ekseriyetle azlinin lüzumu tastik olunmadıkça memuriyetinde kaydı yaşam ile kalmak suretiyle ba iradei seneyi nasbolunacaktır.
    MADDE 107.- Divanı Muhasebat âzasının evsaf ve vezayifinin tafsilatı ve sureti istifade ve tepdil ve terakki ve tekaüdü ve ahkâmının keyfiyeti teşkili bir nizamı mahsus ile tâyin olunacaktır.
    Vilâyat
    MADDE 108.- Vilâyatin usulü idaresi, tevsii mezuniyet ve tefriki vezayıf kaidesi üstüne müesses olup derecatı nizamı mahsus ile tâyin kılınacaktır.
    MADDE 109.- Vilâyet ve liva ve kaza merkezlerinde olan yönetim meclislerile senede bir kere merkezi vilâyette içtima eden Meclisi Umumu âzasının sureti intihabı bir kanunu mahsus ile tevsi olunacaktır.
    MADDE 110.- Vilâyet Mecalisi Umumiyesinin vezayifi yapılacak kanunu mahsusunda beyan olunacağı veçhile turuku meabir tanzimi ve saygınlık sandıklarının teşkili ve endüstri ve tecim ve felâhatın teshili şeklinde umuru nafiaya müteallik mevad hakkında ve umuma ilişik maarif ve terbiyenin intişarı yolunda müzakerata şâmil olmakla birlikte, tekâlif ve mürettebatı miriyenin sureti tevzi ve istihsalinde ve muamelâtı sairede kavanin ve nizamatı mevzua ahkâmına muhalif gördükeri ahvalin müteallik olduğu makam ve mevkilere tebliği ile tashih ve ıslahı zımnında arzı iştikâ etmek selâhiyetini dahi muhtevi olacaktır.
    MADDE 111.- Müsakkafat ve müstagillât ve müstagillât ve nukudu mevkufe kazancının şurutu vakfiyesi ve teamülü kadimi veçhile meşrutun lehine ve hayrat ve müberrata sarfolunmak suretiyle vasiyet edilen emvalin vasiyetnamelerinde muharrer olduğu suretiyle musalehine sarfına ve emvali eytamın nizamnamei mahsusu veçhile sureti idaresine nezaret etmek suretiyle her kazada her milletin bir cemaat meclisi bulunacak ve bu meclisler tanzim edilecek nizamatı mahususası veçhile her milletin müntehap efradından mürekkep olacaktır. Ve mecalisi mezkûre mahalleri hükûmetlerini ve Vilâyet Mecalisi Umumiyesini kendülerine merci bilecektir.
    MADDE 112.- Umuru belediye Dersaadet ve taşralarda bilintihap teşkil olunacak Devairi Belediye Meclislerile yönetim olunacak ve bu dairelerin sureti teşkili ve vezaifi ve âzasının sureti intihabı kanunu mahsus ile tâyin kılınacaktır.
    Mevaddı Şetta
    MADDE 113.- Mülkün bir cihetinde ihtilâl zuhur edeceğini müeyyid asar ve emarat görüldüğü halde Hükûmeti seniyenin o mahalle mahsus olmak suretiyle muvakkaten (idarei örfiye) ilânına hakkı vardır. (İdarei örfiye) kavanin ve nizamatı mülkiyenin muvakkaten tatilinden ibaret olup (idarei örfiye) tahtında bulunan mahallin sureti idaresi nizamı mahsus ile tâyin olunacaktır. Hükûmetin emniyetini ihlâl ettikleri idarei zabıtanın tahkikatı mevsukası üstüne durağan(durgun) olanların memâliki mahrusai şaheneden ihraç ve teb’id etmek münhasıran Zatı Hazireti Padişahinin yedi iktidarındadır.
    MADDE 114.- Osmanlı efradının kâffesince tahsili maarifin birinci mertebesi mecburi olacak ve bunun derecat ve teferrüatı nizamı mahsus ile tâyin kılınacaktır.
    MADDE 115.- Kanunu Esasinin bir maddesi bile hiçbir sebep ve bahane ile dinlence yada icradın iskat edilemez.
    Madda 116 – Kanuna Esasinin mevaddı mündericesinden bazılarının icabı hale ve vakte nazaran tagyir ve tadiline lüzumu sahih ve kat’i görünmüş olduğu halde zikri ati şerait ile tadili caiz olabilir. Şu şekilde ki Heyeti Vükelâ yada Heyeti Âyan yada Heyeti Mebusan tarafınca işbu tadile dair bir teklif vukubulduğu halde evvelâ Meclisi Mebusanda azayı mürettebenin sülüsan ekseriyetile kabul olunur ve kabul Meclisi Âyanın kezalik sülüsan ekseriyetile onay edildikten sonrasında iradei seniye dahi o merkezde sudur eder ise tadilâtı meşruha düsturülamel olur ve Kanunu Esasinin dali iteklif olunan bir maddesi berveçhi meşruh müzakeratı lâzimesinin icrasile iradei seniyesinin suduruna kadar yargı ve kuvvetini kaip etmeksizin meriyülicra tutulur.
    MADDE 117.- Bir maddei kanuniyenin tefsiri lâzım geldikte umuru adliyeye müteallik ise tâyini manâsı Mahkemei Temyize ve idarei mülkiyeye dair ise Şurayı Devlete ve işbu Kanunu Esasiden ise Heyeti Âyana aittir.
    MADDE 118.- Elyevm düsturülamel bulunan nizamat ve teamül ve âdat ilerüde vazolunacak kavanin ve nizamat ile tadil yada ilga olunmadıkça meriyülicra olacaktır.
    MADDE 119.- Meclisi Umumiye dair olan fi 1 Şevval yıl 93 tarihindeki Talimatı Muvakkatenin cereyanı ahkâmı yalnız birinci kere içtima edecek Meclisi Umuminin müddeti inikadiyesi hitamına kadar olup andan sonrasında hükmü carî değildir.
  • Cülus ve biat tarihinin kararlaştırılan günden bigün önceye alındığı kendisine bildirilmediği için dairesine gelen askerler tarafınca tutuklanacağı vehmine kapılarak depresyona girdi. Hüseyin Avni ‘paşa’ nın otomobiline binerken, paşa otomobilden inmeyerek büyük bir protokol rezaletine imza atmakla birlikte, cebinden çıkardığı silahı da korku içindeki V. Murat’a uzatmış ve korkusu bir kat daha artmıştır. Rıhtımdan çatanaya bindirileceği sırada denizin fırtınadan kabarması üstüne korkuya kapılarak binmek istememiş fakat müdahale edilerek bindirilmiş, Sarayburnu’na geçirilerek bir otomobille Beyazıt’taki seraskerlik binasına gidilerek orada biat törenine başlanmıştır.
    (Amcasının da kaybıyla iyice akıl sağlığı bozulan Sultan, 93 günlük döneminden sonrasında tahttan indirilmiştir. Öleceği ve öldürüleceği korkusuyla beraber başına gelenlerin kendisini delirtmek için olduğu düşüncesi ve üzüntüsüyle depresyona girmiş, akıl ve ruh sağlığını da kaybederek tahttan indirilmiştir)
  • 21 Haziran 1867 tarihinde Avrupa seyahatine çıktı. Böylece Osmanlı tarihinde yabancı ülkelere seyahate çıkan yegane padişah ve Hristiyan yaşamına dost olarak giden ilk halife oldu.
    Abdülaziz’in saltanatı sonunda deniz gücü 20 zırhlı, 4 kalyon, 5 firkateyn, 7 korvet ve 43 nakliye gemisinden oluşuyordu.
  • Tanzimat Fermanı
    Fermanda yer edinen mevzular şunlardır:
    # Tüm vatandaşların can, mal ve namus güvenliğinin sağlanması,
    # Yargılamada açıklık (asla kimse yargılanmadan idam edilmeyecektir),
    # Vergide hakkaniyet,
    # Erkeklere 4 (dört) yıl mecburi askerlik,
    # Rüşvetin ortadan kaldırılması,
    # Herkesin mal ve mülküne haiz olması, bunu miras olarak bırakabilmesi. (Hususi iyelik güvence altına alındı ve müsadere kaldırıldı)
    Bu buyruk yardımıyla padişahların yetkileri meclislere ya da kişilere devredilmiştir. Buradaki amaç, iktidarı saraydan alıp bürokrasiye vermek ve devlet yönetiminde merkezileşmeyi sağlamaktı. Fermanda verilen tüm sözlerin tamamen yerine getirilememesine karşın, bu çabalar çağdaşlaşmaya ve cumhuriyet fikrine önayak olmuştur.
  • Saltanat değişikliğini gerçekleştirenlerin devlet işlerine karışmaları ve istediklerini zorla yaptırmalarının önü alınamadı. Böylece IV. Mustafa’nın saltanatı, kısa zamanda Selim’in tahttan indirilmesine pişmanlık duyulmasına yol açacak kadar büyük bir kargaşa, asayişsizlik, devlet yapısındaki çözülme ve nihayet düzeltim ve karşıtları arasındaki amansız mücadeleler içinde geçti.
  • III. Selim kafesteki günlerini yeğeni Mahmut’la belirli bir yakınlık içinde ve ona varlıklı tecrübelerinden yararlı nasihatlerde bulunarak geçirmişti. Kendini savunmaya girişim etmiş, başlarında Başçuhadar Abdülfettah, Kethuda Ebe Selim, Hazine Vekili Nezir Ağaların bulunmuş olduğu, ondan sonra hepsinin yakalanarak idam edileceği yirmi kadar katille boğuşmak mecburiyetinde bırakılmıştı. Ebe Selim hayalarını sıktığında, celladın kaytanı atıp onu boğduğu nakledilmiş, sadece naaşı üstündeki darp izleri, kanlı bereli hali, sağ şakağının derisi sakalıyla beraber çenesine kadar sıyrılmış bulunduğunun tasviri (Cevdet, VIII, 308) kendisinin kanlı bir halde şehit edildiğine işaret etmektedir. Ertesi gün geniş bir halk kitlesinin iştirakı ve esef nidaları içinde büyük bir merasimle babasının Laleli’de yaptırdığı caminin türbesine gömüldü. Hak etmediği bir işlem görmüş olarak kendisinin meziyetleri ve icraatları İstanbul kahvelerinde uzun süre efsaneleşmiş şeklinde anlatılmaya devam etti. Alemdar’ın katillerin peşine düşmesi ve onların hepsini tek tek yakalayarak ölümle cezalandırması da alkışla karşılandı.
    Yenilikleri sebebiyle oluşan muhalefetin ağır sözlerle saldırmış olduğu III. Selim’in haklılığı on beş yıl geçmeden teslim edilmeye başlandı. Bilhassa 1821’den beri devam eden ve uzun seneler devam eden nafile uğraşlara karşın bir türlü bastırılamayan Rum ayaklanmasını Mora’ya sevk edilen uygar eğitimli Mısır kuvvetlerinin beş altı ay içinde sona erdirmesi, İstanbul’da Batı tarzında eğitilmiş ordunun kıymetini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi ve halk içinde Sultan Selim’in itibarı iade edildi. II. Makmut’a, Yeniçeri Ocağına son darbeyi vurmanın zamanı geldiğini özetleyen bu ruhsal hava olmuştur.
  • İyi huylu, merhametli ve gayretli bir padişah olan I. Abdülhamit’in on iki kızı ve yedi oğlu olmuş fakat bunların bir çok ufak yaşta ölmüştür. Oğullarından yalnız Şehzade Mustafa ile Şehzade Mahmut padişah olmuşlardır. 1785’te Sadrazam Halil Hamit Paşa’nın bir komplosu ile tahttan indirilme tehlikesi geçiren I. Abdülhamit, on beş senelik saltanatı süresince sürekli olarak devletin iç ve dış meseleleriyle uğraşmıştır. Silahtar Seyyid Mehmet Paşa, Halil Hamit Paşa, Koca Yusuf Paşa ve Cezayirli Gazi Hasan Paşa şeklinde kıymetli devlet adamları yardımıyla ıslahat işlerinde büyük başarı elde etmiş, ek olarak Fas ve Hindistan’daki Müslüman devletlerle münasebete girmiştir.
  • Otuz bir eyalet, elli bir elviye, otuz altı üç tuğlu vezirlikten oluşan devlet, Aydınlanma sürecini yaşamakta ve büyük fikri ve ekonomik değişiklik geçirmekte olan Avrupa’daki gelişmelerden tamamen uzak, hatta habersiz bir yaşam sürmekteydi. Eski dönemleri aşan fikri bir tekamül gözlenmemekte, gelişen çevre şartları ve istikbalde bunun getireceği siyasal tehlikelerin hesabı yapılmamaktaydı. Tasarrufa itina göstermesi, bakiye vergilerin toplanmasındaki duyarlılık ve uyguladığı müsaderelerle oluşan, süre içinde biriktirmiş olduğu büyük hazineyi savaşma kabiliyeti için kafi gören III. Mustafa devleti tekrardan yapılandıracak bir eğitim ve asabiyete haiz değildi.
  • 3 Ocak 1699’da Edirne Sarayında hayata merhaba dedi. Babası II. Mustafa, anası Şehsuvar Valide Sultandır. Babasının Edirne Vakası ile (1703) tahttan indirilmesinin arkasından Topkapı Sarayından Şimşirlik Dairesine gönderildi. I. Mahmut’un vefatı üstüne 14 Aralık 1754 cuma günü elli sekiz yaşlarında tahta çıktı. Osmanlı tarihinde en uzun süre ile Şimşirlik Dairesinde kalan şehzadedir.
  • Devrin önde gelen devlet adamlarından Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Paris sefaretini müteakip saraya sunmuş olduğu raporla Türkiye’de Batılılaşma hareketleri fiilen başlamış bulunuyordu. Her şeyden ilkin İstanbul’da yaşam seçimi geniş seviyede değişmiş, Paris’ten getirilen planlara nazaran Kağıthane çevresiyle Haliç ve Boğaziçi sahillerinde, Üsküdar civarında padişahın hoşuna giden yeni binaların inşasına başlanmıştı.


Osmanlı Padişahları İncelemesi – Kişisel Yorumlar

Kitabı, başlangıcından itibaren ele almamız gerek. Osmanlı için yazılan kitaplarda direkt olarak Padişah ve hikayelerine girişler yapılıyor ve bunu yapanların çoğunu da okurken insan ister istemez hani güzel bir başlangıç bekliyor. Bu kitap oan haiz. Güzel bir önsöz, hem Bizans, hem Osmanlı, hem Batılı hem de Günümüz tarihçileri kâle alınarak bazı konuşmalar yapılıyor. Olması ihtiyaç duyulan bu. Bunun derhal akabinde de güzel bir başlangıç ve mütevazi bir ifade görmek mümkün.
Ardından başlangıcı da Osman Gazi yerine Ertuğrul Gazi’den yaparak, onun kimliğini, iyi mi biri olup neler yaptığını özetleyen, dil olarak da akıcı bir dil kullanan, okuyucuyu sıkmayan ve aynı anda meraklandıran ve kitaba sevk eden bir üslup, hakkaten fazlaca etkisinde bırakan olmuştu.
Osman Gazi kısmı da oldukça ilgi çekiciydi. Kim olduğundan rivayetleri de dahil ederek anlatmak olsun, Bafeus (Koyunhisarı) Savaşı olsun, şu görmüş olduğu ve herkesçe malum ünlü rüya olsun, Amcası Dündar Bey olsun (Dündar Bey’i fetihlerine engel oluyor düşüncesiyle öldürmüştür) ve son olarak da eşleri ve evlatları olsun, hepimiz kendine birazcık olsun bu kitapta hisse buluyor.
Keza bir Orhan Gazi gerçeği var ki babasından geri kalmayan bu padişah ilkin senelerce alınamayan Bursa’yı almış ondan sonra İznik’i alarak bu 2 kenti sırayla başkent yapmış, Şile ve Üsküdar hariç ülkenin batıya oluşturulan penceresi olmuş ve buradaki toprakları eline geçirmiş, bununla beraber adaletiyle kendini, kendi halkı kadar Rumlara da sevdirmiş, onlara inanç ve yakarma özgürlüğü tanımış, sürecinin en gözüpek, sert ve bununla beraber bir o denli da merhametli hükümdarı olmuş, adı öteki padişahlar şeklinde göklere çıkarılmasa da Osmanlının benimsenmesini elde etmiş, muhteşem bir insan. Ayrıca Sultanü’l A’zam ünvanının sahibidir. (Bu ünvanı İlhanlılı Ebu Said Bahadır’ın ölümünden sonrasında kimse almaya cesaret dahi edememiştir, üstelik bu Sultan fazlaca erkenden 30 yaşlarında vefat etmiştir ve tahta da 7 yaşlarında geçmiştir. )
I. Murat, nam-ı kıymet Dominus Armiratorum Turchie. Edirne Fatihi. Burada padişah adına dikkat çekici 2 unsur var. Birisi kendisi savaşlara giderken ve çarpışırken öteki kardeşlerinin harpte safların içinde olmaması ve buna karşın babalarının vefatı sonrası taht kavgasına haksız yere girişmesidir ki Sultan Murat 2 kardeşini de öldürmüştür. Diğeri de Osmanlı tarihçilerinin devletin devamında görülmeye başlanacak olan ve hatta bunun için “Kardeş Katli Vaciptir” fetvasının ileride verileceği olan ilk kavgayı ele almaması ya da önemsiz bulmaları (!) olmuştur diyebiliriz. Ayrıca kendisi büyük zaferlerimizden birisi olan Sırpsındığı zaferinin sultanıdır. Bir de burada değineceğimiz Savcı Bey vardır ki, babasına karşı başkasının aklıyla hareket ederek (hiçbir padişah yada oğluna hakaret edecek değiliz fakat işler beklendiğinden de iyi giderken bir padişaha, herşeyin yanında bir babaya baş kaldırmak, devletin durumunu iyi yada fena olsa da daha da fena etkileyebileceğinden ben fena kelimelerimi gene içime saklıyorum) baş kaldırmıştır. Bizanslılardan ve Bizans İmparatoru Yuannis’in oğlu Andronikos’un da bizzat isyanda bulunmuş olması benim ‘başkalarının aklıyla hareket etme görüşümü’ haklı bulduğumu gösterecektir. Ayrıca isyan bastırılmış ve Savcı Bey’in gözlerine de mil çekilmiştir(Kör ediliyor). Bundan ayrı olarak padişahın en büyük savaşı ve Osmanlı adına kara lekelerinden birisi de Kosova savaşıdır kanımca. Araştırırsak Sırpların en büyük efsanelerinden birisi bu savaştır. Neden büyüttükleri anlaşılmaz. Kitapta birazcık bahsedilse de bu yüzeyselliğin yanında bahsetmem gerekir ki Yıldırım Beayezid’in, I. Murat’ın ölümünde oranı olduğu saçmalığı yazılır. Kendilerine hisse çıkartmayı artam zanneden Batı tarihinin kanımca yüzyıllar süresince düşünemediği ise, Kosova Savaşında madem ki koskaca Yıldırım Bayezid böyleydi, acaba niçin cenk esnasında Sol Kanat çöktüğünde (Sağ Kanadı da kendisi yönetim ediyordu) Sağ Kanadı kullanarak savaşın kazanılmasını ve hem komutan hem işbirlikçilerinin kaçmasını sağlamış oldu ? Tarihimizi çekemeyen ve bizlerden oldukça korkan bazı milletlerin tutumunun ve yazdıklarının kâle alınması hakkaten inanılmaz bir hatadır.
Yıldırım Bayezid. Savaşlarla süregelen savaşlarla biten, tehdit oluşturmasa bile kendi kardeşini öldürmek zorunda (!) kalan, Karamanoğulları ve Kadı Burhaneddin ile ciddi sınavlarını veren, cesaret ve atılganlığıyla (Karamanoğlu Alaaddin’e meydana gelen harpte kazanılmış olduğu Yıldırım ünvanı da var) Yıldırım ünvanını alan padişah. İstanbul’u birazcık güç gösterisi birazcık da peygamber övgüsüne mazhar olmak için ilk kere ciddi ciddi kuşatan padişahtır. Tam tamına 7 yıl kuşatmıştır. Bunun yanında en büyük vakalarından birisi de ileride Osmanlıya bela olacak ve Macarların halen efsanesi olan Vlad’ı tahta geçirmiştir. Macarların baskısıyla devrin en büyük Haçlı ordusu toplanmış (100000 kişilik bir kuvvet oldukları ve 60000 Macarın aralarında bulunmuş olduğu söylenir) sadece disiplinsizlikleri ve ön cephedeki Fransızların kolay hataları yüzünden -iyi ki- savaşı kaybetmişler ve Yıldırım Bayezid hem üstünlük kazanmış hem de Türk Dünyasında ünü artmıştır. Bu ek olarak son ve en büyük Haçlı birliği olarak da kayıtlara geçmiştir. Ankara Savaşı ise hepimizin bilmiş olduğu Timur tarafınca 2 Müslüman devlet içinde meydana getirilen en büyük cenk olma özelliğine haizdir. Bu harpte 2 tarafta da büyük sayıda şehitler verilmiştir ve tabiri caizse kardeş kardeşi vurmuştur. Burada dikkatimi çeken mevzu Batı tarafında İran ve doğu tarafında Çin padişahının ölmesiyle beraber Çin ile uğraşan Timur’un niçin bu seferlerde Bayezid ile anlaşmak varken ona düşman olması, topraklarına (Erzincan ve Sivas) saldırması ve bu şekilde sürecinin en büyük bağımsız 2 gücünün birbirinin kanını döktüğüdür. Bu savaşları birlikte yapsalar 2 tarafında daha fazlaca kazanacağı doğudan batıya hem Türklüğü hem İslamiyeti yayacağı oldukça aşikardır. Esaret altında üzüntüsünden vefat eden kimileri tarafınca da şehit kabul edilen Bayezid Ata’nın da ruhu şad olsun.
Kitapta değinilen mühim noktalardan birisi de bu padişahların akabinde derhal Fetret Devri’nin de verilmesi. Bu devirde Doğu tarafının en büyük imparatorluklarından birisininin çeyrek asırlık döneme denk gelecek başsızlığı, yarım yüzyıl sürecek hadiselerinin başlangıcı olması ve sonradan yine düzenin oluşturulması. Bu devir hakkaten de tabiri caizse iyi mi bir maçın tehlikeli sonuç anı var ise bu koca çınarın da filizlenip gelişme döneminde bu şekilde bir tehlikeli sonuç anı olmuştur. 4 kardeşin birbiriyle amansız taht mücadelesi. Musa Çelebi ve Mehmet Çelebi’nin son ana kadar birbiriyle savaşmaları. Ayrıca dikkatimi çekti burası neredeyse kitaplarımızın çoğunda işlenmiyordu. Musa Çelebi, Mehmet Çelebi’yi kimden yardım alırsa alsın yeniyordu ta ki son muharebeye kadar. O denli başarıya ulaşmış adam olmasına rağmen etrafına oldukça sert davrandığından tarafındaki adamları ona yüz çevirmeye başlamış ve o da yalnız kalmıştı. Mehmet’in de vazgeçmeyen yapısı ve inatçılığı yardımıyla Musa Çelebi son savaşını kaybedip boğduruldu. Osmanlı da başsızlıktan kurtulmuş oldu.
I. Mehmet, müessese sürecinin minimum fetih meydana getiren padişahıdır kanımca. Ancak onun savaştan daha mühim yapmış olduğu işler bu 600 senelik koca çınarın 400 yılını daha kurtarmış, kendisine Osmanlının 2. Kurucusu olma şerefi kazandırmıştır. Ankara Savaşı sonrası kardeşleriyle olan mücadelesi ve bunu kazanıp tahta çıkması, arkasından Batı devletlerinin tamamına güvence vererek anlaşmalar yapması, onlara hücum etmek yerine içeriyi emniyete alması, baş kaldıran öteki beylerin başını kesmesiyle bilinir. Ruhu şad olsun.
II. Murat, daha gelir gelmez amcası Mustafa ile uğraşmaya başlamış, büyük zorluklarla hakkı olan saltanatı elinde tutmaya çalışmış, amcasının, Bizans’ın ve babasına sadık olan öteki beyliklerin aniden ayaklanmalarına karşın dimdik durmayı başarmıştır. Yani bu zorluklara bakılmış olduğu süre kendisine karşı amcasının yapmış olduğu Gelibolu çıkarması, Bizans Kralının itaatsizliği, tekrardan arkasından iş çevirmesi. Burada Bizans’a karşı Haziran-Eylül arası bir kuşatma da yapılmış oldu. Bizans Kralı Manuel gene rahat durmadı bu sefer de Murat’ın 13 yaşındaki kardeşi Şehzade Mustafa’yı ayaklandırdı. Oldukça zor bir dönemden geçen Padişah, bir de Anadolu halkının çoğunun Amcası Mustafa’yı desteklemesiyle yalnız kalmıştı. Ancak Mustafa savaştan yine kaçınca Anadolu halkı bu gözüpek padişahı kabullenmişti. Gene aynı devirde bu sefer de Timur’un oğlu Şahruh’un Anadolu yürüyüşü düşmanları sevindiriyordu. Ancak Şahruh babası şeklinde olmamış, tekrardan kardeş kanı dökmeyerek Azerbaycan dolaylarından geriye dönmüştür. En önemlisi bir türlü rahat durmayan bir an kendileriyle savaşan öteki süre bizlere karşı hainliklerinden geri kalmayan Sırplar’a ilişik tüm topraklar ele geçirildi ve Sırplar haritadan silindi. Sadece Macarların elinde olan Belgrad kalmıştı. Bu olayların akabinde bir de Varna Savaşı vardır ki bu cenk o devrin tüm yapısını tabiri caizse yerinden oynatmıştır. Varna Savaşı, Osmanlı’nın cenk taktikleri mevzusunda uzmanlaştığı bilhassa savaşlarda Savaş Arabaları kullanımı görmeleri sonrası gelecek savaşlarda hem davranışlarında ölçülü hem de daha tecrübeli ve yetenekli bir ordu yetiştirmelerine olanak elde etmiştir. Türkleri, Avrupa dışına çıkarma düşüncesi akıllardan kalkmış, iç siyasette II. Murat ve Oğlu Mehmet’e büyük bir güç kazandırmıştır. Bir de II. Kosova Savaşı var ki geçen Sırp efsanelerinden bahsederken bir de şimdi Macar efsanesinden bahsedeceğiz. Macar efsanelerine yerleşmiş Kral Hunyadibüyük bir birlikle ve cenk otomobilleriyle Osmanlı’nın karşısına çıkmış sadece direnemediği şeklinde bir de firar etmiş ve Osmanlı’nın Batı hakimiyeti güçlendiği şeklinde Macarların da Balkan hakimiyeti tamamen ortadan kaybolmuştur. Bu kadar büyük bir padişahtan ne kadar bahsetsek de azdır.
II. Mehmet, Fatih Sultan, Çağı Değiştiren Padişah, Grande Maestro.. Ne derseniz deyin, Dünya Tarihinde gerek zekası, gerek askeri bilgisi, gerek iletişimi, gerekse kültürü ve konuşmuş olduğu yabancı dillerin zenginliği ile birçok insana ve cenk kumandanlarına esin olan, hele ki Peygamber Hadisi şerefine nail olmuş büyük kumandan. İlim ve Bilim Adamı. Çağının neredeyse tüm tanımlarına uyan ender insanlardan. Burada her insanın tahmin edeceği suretiyle büyük fetih konusu var. İstanbul Fethi. Hatta bu durum öyleki hal alıyor ki Bizans katoliklerle birleşme fikrini düşünüyor kurtulmak için. Tabi Latinlerle Rumların eskiden beri aralarındaki sorunları azca fazlaca bileniniz vardır. Ortodoks ve Katolikler bu sebeplerle beraber olmaya dayanamazken bir de Osmanlı’nın hakkaniyet anlayışı ve rahat yaşatma fikri birçok Rum’un, Osmanlı hakimiyeti istemesiyle sonuçlanmış hatta İmparator’dan sonrasında Bizans’ın en yüksek kademesindeki Grandük Notaras tarihin en iyi sözlerinden birisini “Konstantinapolis’te kardinal şapkası görmektense Türk sarığı görmeyi yeğlerim” diyerek aslen çoktan tarafını seçmiş, zindana atılmış ve fetih sonrası da Rum Patrikliğine bizzat Fatih tarafınca getirilmiştir. Savaş ise bambaşka. İnsanda bu şekilde fazlaca beğenmiş olduğu bir rüyanın gerçeğe dönmesi şeklinde his bırakıyor. Hani keyifle okuyorsun bazı şeyleri hissediyor, heyecanlanıyor, seviniyor, hatta tabiri caizse gaza geliyorsun derken birazcık sonrasında başka bir vaka ve coşku sönüyor. Tabi o dönemin ateşini yüzyıllar sonrasında bile söndürmemek fazlaca mühim. Ölümü bile yaşamı kadar büyük olan padişahın eceliyle yada hastalıktan öldüğü kesinlikle büyük tarihçiler tarafınca kabul görmez. Onlara nazaran esas mantık 3 temelden oluşur. Bunlar hastalıktan ölmesi, verilen içeceğin ağırlığını kaldıramaması ve verilen şurubun ilaç değil de zehir olmasıdır. Mantıklı düşününce ayakta duramayacak hale gelen koskaca padişah niçin 300000 kişilik ordu toplayıp sefer için yola çıksın, Üsküdar’dan yola çıkışı hastalığının bu kadar şiddetli olmadığını gösterirken atla beraber Üsküdar – Maltepe arası gitmesi de ve bu sürede hastalığının ölümcül hale gelmesini de mantık çerçevesine oturtamadıkları için son 2 seçeneğe ve zehirlenme üstüne görüş belirtmişlerdir. Ruhu şad olsun.
II. Bayezid, Osmanlı tarihinde “Veli” sıfatıyla anılan tek padişahtır. Üstelik gençliğinde babası Fatih’in gazabına uğrayan, eğlence alemlerinden çıkmayan ve afyon kullanan biri olmasına rağmen. Tahta çıkınca birçok iyilikler meydana getiren ve askerinin maaşını arttıran bu padişaha kardeşi Cem ayaklandı ve bunun sonucu oldukça kanlı iç savaşlar ve devletlerarası çatışmalara yol açtı. Bayezid adına en mühim olayların başlangıcında İspanyol ve Venedik mücadeleleri gelir. İspanya’dan eziyet çeken Endülüs müslümanları kurtarılmış, Rusya ile dostluk kurulmuş ve bu Rusya ile ilk tanışmamız olmuştur. Tabi Bayezid gerek halkını gerek askerlerini mutlu edemediğinden her ne kadar 30 yıl tahtta kalsa da kıtlık, veba ve yangın hadiseleri sonrası bir de Şahkulu isyanı eklenince ortalık kızışmış, kardeşlerinden sıyrılarak Selim hak etmiş olduğu şeklinde de tahta geçmiştir. Bunu küçümsememek gerek zira zamanı verilere nazaran Bayezid’in evlatlarının ve torunlarının sayısının 300ü aştığı söylenir. Bu şekilde bir devirde sarayın içinde bulunmuş olduğu durumu ve sıkıntıları kestirmek güç olmayacaktır.
I. Selim (Yavuz), daha kendi döneminde sert mizacı, cesareti ve atılganlığı sebebiyle “Yavuz” lakabıyla tanınmıştır. 25 yıl süresince Trabzon’da kalmış daha o zamandan tehlikeleri babasına haber vermiş, kuvvetli donanmalar yapılmasını istemiş, bileğinin hakkı olan padişahlığı zorla (!) da olsa almıştır. Şehzadeler ve ölümlerine bakacak olursak da burada beni en fazlaca etkileyen -aynı zamanda Yavuz da en fazlaca bundan etkilenmiştir- Şehzade Korkut’un ölümü olmuştur. Kardeşine tam destek veren Korkut o zamana kadar hiç kimseye güvenemeyen, çekingen ve abisine sadık bir kişidir. Selim ise gene de onu tecrübe etmek için devlet adamlarıyla plan yaparak ona gizlice gelmiş şeklinde bazı mektuplar göndererek devletin başına geçmesini istemişler, bu mektuplar fazlaca fazla ulaşınca o da buna sevinmiş daha kabul dahi edemeden sevindi diye Selim onu öldürtmek zorunda kalmış, cenazesinde oldukça ağlamış, tabutunu da taşımıştır. Diğer kardeşler ise bu 2 kardeşin gölgesi dahi olmayı başaramadan ölmüş yada öldürülmüşlerdir. Bir de halen daha Yavuz’un arkasından fena konuşanların sığındığı gerçek (!!!) denilen ‘Bahane’ vardır ki o da Selim’in 40.000 aleviyi öldürmesi vakasıdır. Tüm büyük tarihçiler bu mevzuda görüş birliğine varmış ve bunun uydurma bulunduğunu hele sayının da oldukça abartı bulunduğunu belirtmiştir. (Mustafa Akdağ, Robert Mantran, Erhan Afyoncu da bu tarihçilerden bazılarıdır) Yavuz’un büyük savaşları,savaşım ve askerinin kahramanlığı devam ediyordu. Bilhassa ufak isyan ve baş kaldırı hareketlerini dışarıda tutarsak Mercidabık ve Ridaniye savaşları onu bambaşka bir insan yapmıştı. Mercidabık da 24 Ağustos 1516’da averaj 100000 kişilik bir orduyla Memlük ordusuyla karşı karşıya geldiler. Hızını alamayan Yavuz ve birlikleri kazanmışlar sadece Memlükler halen boş durmamış ve tekrardan orduyu yıpratma girişiminde bulunmuşlardı. Bunun üstüne Yavuz da Kahire’ye sefere gidileceğini belirtmiş, çölün geçilemeyeceğini korumak için çaba sarfeden, şiddetle divanda ayrılık çıkartan Hüsam Paşayı da çadırını başına yıkarak idam ettirmişti. Daha sonrasında bölgeye gidilecek ve Ridaniye Savaşı yapılacaktı. Yavuz’un Tomanbay’ı cenk meydanında ve sonrasında kent içinde 2 kere yenmesiyle tam tarih olarak 13 Nisan 1517’de Mısır alınmış oldu. Hayarı seferle geçen bu yüce padişahımız Batı seferine çıakcakken hazırlıkların yapıldığı Edirne tarafında bir gece yakın adamı Hasan Can ile beraberken 21 Eylül 1520 gecesi vefat etti. Ruhu şad olsun.
I. Süleyman (Kanuni), Yabancıların Büyük, bizim tarihçilerin Haşmetli ve Kanuni dedikleri aslına bakarsan isminden fazlaca Kanuni lakabıyla tanınan Süleyman, II. Bayezid’in oğullarının baskısı sonucu sancağa 10 yaşlarında çıkması gerekirken gecikmeli olarak 15 yaşlarında çıksa da 7 yıl Manisa Sancakbeyliği yapmış oldu. İleri de kendini Kanuni olarak tanıtmış olacak sıfatı alacak adımları attı. Babasının eziyet etmiş olduğu birçok insanoğlunun durumunu olması gerektiği şekilde düzeltti, zorla alınan malları sahiplerine verdiği şeklinde, zorla tutulan sanarkarları gitmek yada kalmakta özgür bıraktı ve en önemlisi de halka zulmedenle fazlaca ağır cezalar vererek kendini Kanun adamı, varlığını da Kanun yapmış oldu. Halk tarafınca sevgiyle karşılandı. Rodos fetih edilmesi gerçekleştirilerek 213 senelik son Haçlı Devleti de tarihe karışmış oldu. Macaristan’a seferler düzenlendi. Hele bir de Mohaç zaferi var ki dillere destan. 2 saat kadar devam eden bu harpte tarihin en kısa ve en kanlı savaşlarından birisi yaşanmış ve 2 saatte 20000 piyade 4000 süvari cesedi sayılmış. 10000 de tutsak alınmıştır. Bu savaşlardan sonrasında Doğu tarafına yönelecek olan padişah adını dünyaya duyuran ve denizcilik tarihimizin emsalsiz en iyisi olan ‘Barbaros’ lakaplı Hayrettin Reis’i donanmanın başına geçirecekti. Doğu seferlerinde ise Safevi tehlikesi halen kalkmadığı için buralara yönelmek daha uygun bulunmuştu. Daha sonradan Preveze Deniz Savaşı gerçekleşecek ve kendinden 1.5 kat fazla gemiye haiz Andrea Doria komutasındaki düşmanlara karşı Barbaros, Osmanlı’ya büyük bir zafer kazandıracaktı. Tabi bir de saray içi vakaları vardı ki bir dönem dizilere mevzu olan ‘Hürrem’ denilen bir karı, layık olmadığı halde Osmanlı padişahının eşi olan ve geleneği bozdurarak cariyeyle nikahlanmasına niçin olduğu Kanuni ile beraber bazı bozulmalara da yol açacaktı. Bilhassa halkın fazlaca sevilmiş olduğu, hiçbir hatası olmayan, babası ve kardeşlerine saygılı ve hem halk hem de saray ahalisi ve Yeniçeri tarafınca oldukça sevilen Şehzade Mustafa’nın ‘Hürrem’ tarafınca sırf kendi oğlu başa gelsin diye öldürülmesi felaketlerin başlangıcı olmuş, toplumsal bozulmaya, rüşvete, sarayın devleti zor duruma soktuğuna dair halk söz birliğine varmış, insanoğlu artık Kanuni’yi açıkça istemez olmuşlardı. Bunda ‘Hürremin’ devlet işlerine Kanuni’nin eşi olduğu nedeni öne sürülerek fazlaca karışması da etkili olmuştur ve bundan sonrasında ki 140 senelik dönem yavaş yavaş gelen duraklama sürecinin de habercisi olmuştur. Şundan dolayı artık sarayda entrikalar başlamış olacak, rüşvetler artacak, hepimiz kendi tanıdığını getirmeye çalışacak, işini bilen ve yapanlar görevden azledilmeye ve idam edilmeye başlanacaktı. Daha sonrasında Cerbe Savaşı, Malta Kuşatması ve Son Sefer dediğimiz Zigetvar ve Eğri Kalelerine düzenlenen seferler olacak ve Kanuni Sultan Süleyman’ın 46 senelik hükümdarlığı cenk zamanı otağındayken bitirilecekti. En uzun süre padişahlık meydana getiren şahıs olup Duraklama, Gerileme ve Yıkılış dönemlerinde kendi devrinden sıkça Altın Çağ olarak bahsedilecektir.
II. Selim de bazı özellikleriyle öteki padişahlardan ayrılır. Mesela kendisi hem İstanbul’da doğan hem de Saltanata geçen ilk padişah olma unvanına haizdir. Diğerlerinden ayrı olma sebeplerinden bazıları da, nazik olmaması, zevk ve sefaya düşkün olması, tembel olması, hiç kimseye güleryüz göstermemesi şeklinde bir padişaha yakışmayacak hareketlerinin olmasıdır. 8 yıl devam eden saltanatı döneminde asla sefere çıkmaması da sözün bittiği yer olarak adlandırılabilir. Sarayda devamlı eğlenceler düzenlettirmiş, işlerini de Sokullu Mehmet Paşa’ya gördürmüş birisidir. Osmanlı Hanedanının bozulmaya yüz tuttuğu devirde tahta geçmesi de tam isabet (!) olmuştur. Bu dönemde en mühim başarı Kıbrıs adasının fetih edilmesi olmuştur. İnebahtı kaybedilmiş, ordumuz yok edilmiş hepsinden daha mühimi 20000 vatan evladı şehit olmuştur. Kendisi de sefa ve eğlencelerde yedikleriyle hasta olmuş tekrar da toparlanamamış ve -koyun sucuğu ve aşırı su içerek kalp krizi geçirdiği belirtilir- ölmüştür.
III. Murat, 12 yıl süresince Saruhan Sancakbeyliği yapmış, tahta çıkınca ilk iş olarak Kabe duvarlarının tamirini emretmiştir. Atalarının mezarlarını ziyareti aksatmayan padişahın tek hatası o devrin en büyük devlet adamı Sokullu Paşa’yı tarafındaki dalkavukların sözlerine bakarak amaçsızca zayıflatmasıdır. Yanındakiler kendileri güçlenecek, sözleri geçecek diye devletin zayıflamasına göz yumarken koskaca ve 12 yıl Sancakbeyi olmuş bir padişahın bunu göremeyecek kadar tarafındaki dalkavuklar tarafınca kandırılması da sorunların önünü açmıştır. Ardından Sokullu Mehmet Paşa’nın (ruhu şad olsun) suikast ile ölüm haberini almıştır. Artık saray içinde sadrazam ve vezirler dahi yaşlarına bakmaksızın birbirleriyle saltanat yarışlarına girer olmuş, padişah iyice köşeye çekilmiştir. Burada pozitif diyebileceğimiz Sinan Paşa vardır. Padişahın orduyla sefere çıkması icap ettiğini belirtince fazlaca ilgili (!!) olarak ‘bayanlar partisinin de yardımıyla’ görevinden azledilmiştir. Saltanatı adına pozitif bakılacak tek nokta ise Osmanlı Devletinin en geniş sınırlarına ulaşmasıdır diyebiliriz.
III. Mehmet, Osmanlı’da veliaht gözüyle bakılan şehzadelerin -artık tane olduğu üzere- 17 yaşlarında Saruhan Sancakbeyliğine atandı. Biraz yumuşak mizaçlı biri olması rağmen daha padişah olmazdan evvel bile halkın içine karışması, sultanlığı zamanında bile baskılara karşın halkın içine girip onları dinlemesi şeklinde özellikleriyle halka kendisini sevdirmeyi başarmıştır. Bilhassa babasının yapısı göz önüne alındığında halk onu daha fazlaca kucaklamıştır. Tahta geçtiğinde 4ü erişkin 19 şehzade tane suretiyle boğularak aynı gecede öldürülmüştür. İyi tarafları ise sarayda başı boş ve entrikalar çeviren hanımlarla birlikte babasının eğlence için getirdiğği ve devlet hazinesini oldukça fena etkileyen cambazlar, hokkabazlar, cüceler vs saraydan def edilmiştir. Askerlerine de oldukça ehemmiyet veren padişahın cülus bahşişi dudak uçuklatacak türdendir. Ne kadar mı ? Tamı tamına 660000 altın. Evet. Hayal şeklinde bir sayı. Babasının yaptıklarının tam tersini yapması, cuma selamlıklarına tekrardan gitmesi, gömü düzenlemeleriyle halkın gözünde uzun senelerden beri aranılan padişah özlemine son vermiş şeklinde görünüyordu. Üstelik Kanuni sonrası ilk kez bir padişah başta ‘Anne’ sıfatını taşıyan kişinin baskılarına karşın boyun eğmemiş ve dedelerinin izinden giderek muharebeye askerinin başlangıcında gitmeyi kafasına koymuştur. Haçova Savaşı bu mevzuda hususi bir ehemmiyet taşır. Savaş, padişahın geri dönme fikrine karşı çıkıp bizzat ordusuyla kalması sonucu lehimize sonuçlanmış, üstelik meydandan kaçan yada muharebeye katılmayan ‘Sözde Asker Sıfatlılar’ yakalanarak ihtiyaç duyulan cezaları kesilmişti. Bu askerleden kaçanlar da Celali gruplarına katılmış, büyük bir isyanı perçinlemişlerdir. Osmanlı hazinesinin batkı durumuna geldiği bir dönüm noktası olmuştur bu savaşlar. En son bir de Kanije Müdafaası yaşanmış ve bu da padişahın son verdiği ve kazanılan sefer olmuştur. Doğu cephesindeki kayıplara oldukça içerleyen ve melankolik bir mizacı olan padişahın üzüntüleri sonucu hastalığı artmış ve fazla kilolarının da etkisiyle bazı kaynaklarda da belirtildiği suretiyle kalp krizi sonucu öldüğü belirtilir. Ruhu şad olsun.
I. Ahmet, Celali isyanları dolayısıyla sancağa çıkamamıştır. Ancak tahta çıktığında da ufak kardeşi Mustafa’yı öldürtmedi. İlk işi de Safiye Sultan’ı saraydan göndererek, tekrardan devlet işlerine karışmasını engelledi. Bunları yaparken 14 yaşlarında bulunduğunu da belirtmek gerek. Askeriyede de Sinan Paşa ile uğraşmak mecburiyetinde bırakıldı. Şah Abbas’ın üstüne gitmeyen paşa, cenk mevsiminin boşa geçmesine niçin olmuş, bir de üzerine üstlük Şah Abbas’a yitirmiş, bunun yanında Halep Bey’i gene de yardımına tüm ordusuyla koştuğu halde suçlu oymuş şeklinde onu idam ettirmiştir. Bunlar öğrenilince tepki çeken Paşa da Diyarbakır’da ölmüştür. Bunun yanında Avusturya ile Zitvatorok imzalanmış, Balkanlardaki Türk hakimiyeti yavaş yavaş kaybolmaya adım atmıştır. Bu imzada içerdeki Celali isyanlarının tesiri fazlaca fazladır. Kuyucu Murat Paşa zekasıyla bu isyanların önüne geçse de onun vefatından sonrasında (ruhu şad olsun) isyanlar gene çoğalmıştır. I. Ahmet’in en iyi yönlerinden birisi de donanmaya verdiği önemdir. O şekilde ki gerek paşaları, gerek askerleri ve gemileri oldukça kalitelidir. Donanmanın bu zor dönemler ve sonrasında en başarıya ulaşmış olduğu süre onun zamanıdır desek yeridir. 51 gün devam eden mide rahatsızlığı sonrası vefat etmiştir. (ruhu şad olsun) Zevk ve sefaya kapılmayan, dindar, fakirleri gözeten hayır sahibi bir padişah olması onu halk nezdinde yüceltmiştir.
I. Mustafa, Osmanlı içinde akibetine en fazlaca üzüldüğüm padişahtır. Akıl sağlığı yerinde olmadan tahta çıkarılan padişah aslen oldukça iyi kalplidir. Sadece 3 ay tahtta kalmıştır. Kimseyi öldürmediği şeklinde kimse de onu öldürmemiştir fakat davranışlarıyla onu yaşatarak cezalandırmışlardır. Yaptığı tek şey tabanca ustalarına verdiği bahşişler olmuştur. Ulema, şeyh ve fakirlere yardımda bulunulmasını buyurmuş devlete de ziyanı olmamıştır. Ancak I. Ahmet’in oğlu II. Osman’ı tahta geçirmek isteyen asiler ona üstünü giymesine bile fırsat vermeden yaka paça odasından çıkartmışlar türlü eziyet etmişler, insanoğlunun okurken bile gözlerinin yaşamasına sebep olacak alçaklık etmişlerdir, bir de bunu yaşayan o savunmasız insanı düşünün. Ruhu şad mekanı aden olsun.
II. Osman ya da bilindik adıyla Genç Osman’ı biz daha fazlaca seferlerle değil de ordu ve onun durumu, askerin düzensizlikleri, yeni ordu kurma girişimi şeklinde vakalarla tanırız. Bir de bu şekilde tanıyalım. Çoğunlukla kılık değiştirerek sokağa çıkması ve başı bozuk askerleri meyhane şeklinde yerlerde yakalayıp cezalandırması ile ünlüdür. Sefere gidilirken ve ‘Ocak devlet içindir’ anlayışı yerine ‘Devlet ocak içindir’ diyebilecek kadar yozlaşan Yeniçerilere karşı gösterdiği tutum ve sertlik, askerlerin -haksız olduklarını bildikleri halde- işlerine gelmemiş, askerden kaçmaya, muharebeye gitmemeye hatta şehirde evlenip (Yeniçeri için evlilik yasaktır) dükkan açmalarına kadar varmıştır. Bu yolsuzluğun önüne geçmek isteyen padişah daima asker sayımları yaptırmış ve yeniçerinin parasını kısmıştır. Ordu Lehistan seferinde de başarısız olunca Osman aklındakileri uygulamaya karar verdi. Ancak kendi sarayında ihanete uğraması ve yeni ordu ve ıslahatların saraydaki insanoğlu (!) tarafınca öğrenilerek Yeniçerilere ‘yetiştirilmesi’ Osmanlı’nın tekrardan toparlanmasının önünü kesmiş oldu. Genç Osman’da, Sultan Mustafa şeklinde ağır eziyet, hakaret ve küfürlere maruz kalmış olarak, Yedikule’de boğularak şehid edilmiştir. Ruhu şad olsun.
IV. Murat, 11 yaşlarında tahta geçmiştir. 20 yaşına kadar 9 yıl süresince devlet işleriyle anası Kösem Sultan ilgilenmiş, 20 yaşlarında devlet idaresini ele almıştır. Öncelikli problem otorite idi. Bilhassa taşra bölgesi isyanları, Genç Osman’ın katledilmesini halen sindiremeyen Abaza Paşa başta olmak suretiyle birçok Paşa isyan etti. Murat, Abaza Paşa ile görüşerek onu Bosna’ya atadı. Bu şekilde sadık bir paşaya daima ihtiyacı olacaktı. Aynı dönemde Avrupa’da 30 Yıl Savaşları buhranı sürüyor, Katolik ve Protestanlar birbirleriyle içerde ve dışarda hem askeri hem siyasal mücadelelerine devam ediyordu. Yeniçerileri de bastırmayı başarmış, saraydaki bir çok hileciyi idam ettirmişti. Tütün ve Afyon yasağı getirdi sadece içkiye düşkünlüğü ile tanındı. Revan seferinde yaptıklarıyla da dosta itimat düşmana korku verdi desek yeridir. Gene uzun aradan sonrasında bir padişah ordunun başına geçmiş, top atışlarında bile bulunmuştu. Ordu da haliyle koca padişah savaşırken oturup izleyecek kadar da bozulmamıştır diye düşünüyorum. Bundan sonrasında büyük gayretlerle Bağdat alınmış, Murat’ın Osmanlı’yı tekrardan ayağa kaldıracağı düşünülmeye başlanmıştı. Zaten kendisine de bu fetih sonrası Bağdat Fatihi denilmeye başlanmıştır. Daha sonrasında imzalanan Kasrı Şirin (17 Mayıs 1639) Antlaşması ile bugünün sınırlarına yakın İran sınırı da çizilmiş oldu. En son Venedik ile muharebeye çıkacağı sırada da Gut Hastalığı neticesinde yaşamını yitirmiştir. Mekanı aden olsun.
İbrahim süreci fazlaca değişik bir dönemdir. Padişaha (haşa) ‘Deli’ lakabı takmaya çalışanlar olmuştur. Ancak burada belirtmekte yarar var. Dördüncü Murat’ın, kardeşlerini boğdurtması, dedikodulara kanıp Kasım’ı öldürmesi aslına bakarsan abisi Osman’ın katlini aklından çıkaramamış padişaha büyük eziyet olmuş ve kendi öleceği korkusuyla çocuk psikolojisi de eklenince akıl sağlığı ve ruh sağlığı etkilenmişti. Ancak tahta geçince cömertliği ve yoksul ile kimsesizlere yapmış olduğu yardımlarla fazlaca sevilen birisi oldu. Kara Mustafa Paşa (Allah rahmet eylesin) yardımıyla devleti fazlaca iyi yönettiler. İranlılarla Kasrı Şirin’i imzalayan Paşa, ülkeye dönünce maliyeyi düzeltti. Ocaklı sayısını indirerek maaşların tertipli yatırılmasını sağlamış oldu. Donanmayla ilgilendi. Adete padişahın kendi gölgesi şeklinde destek oldu. Girit, Osmanlı toprağı yapılmış sadece bu büyük Kara Musa Paşanın vefatından sonrasında tekrar devlet işleri düzene girememiş bu da İbrahim’in sonunu getirmiştir. Ruhu şad olsun.
IV. Mehmet, nam-ı kıymet ‘Avcı’. Ava olan tutkusuyla bilinir, lakabını da buradan almıştır. Tahta 7 yaşlarında çıkarılmıştır. Bu tablo sık değişimlerin, entrikaların ve şehzadelerin sık eğitim alamamalarından kaynakları tecrübesizlikleriyle yavaş yavaş başarısız bir Osmanlı ailesinin gelmekte bulunduğunu haber vermektedir aslen. Devrin bence en mühim olaylarının başlangıcında Kösem Sultan’ın ölümü gelir. Bir insanoğlunun kendi insanına, devletine iyi mi ihanet ettiğinin canlı simgesidir o. Onun ölümü sonrası devlet birazcık refah bulmuş, sonrasında Vaka-i Vakvakiye (Çınar Vakası) meydana gelmiş, birçok saray mensubu Yeniçerilerin isteği üstüne öldürülmüştür. Bu dönemde Köprülü Mehmet Paşa büyük işler başarmış, ilkin Rum patriğini sonrasında Venediklileri ortadan kaldırarak Çanakkale Boğazını açmış ve Adalar geri alınmıştır. Mehmet Paşa’nın oğlu Fazıl Ahmet Paşa, babasının isteği üstüne Sadrazamlığa geçince öyleki başarılar elde edilmiş ki Osmanlı’nın yükseliş devri adeta tekrardan yaşanmıştır. Venedik, Fransa, Orta Avrupa, Lehistan, Avusturya şeklinde dev ülkeler Osmanlının enerjisini tekrardan tanımıştır. Ancak her iki Köprülü Paşanın vefatı sonrası işler eskisi şeklinde gitmemiş, gene de bunların içinde yetişen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sadarete getirilmiştir. Bu Paşa birazcık cahilliğinden birazcık da ün hevesiyle aradaki kaleleri işgalle uğraşmadan Viyana seferi isteyince ordumuz yenilmiş kendisi de idam edilerek ölmüştür. Bu savaşlar ve sonrası 1699 Karlofça Antlaşmasına kadar olan dönem ise Osmanlı’nın yenilgisiyle sonlanmış oldu. Köprülü Paşaların vefatı sonrası toparlanamayan devlette, padişahın büyük kayıplara karşı ilgisizliği ve dalkavuklarıyla birlikte ava devam etmesi sonucu çıkan ayaklanma, tahttan indirilmesiyle neticelenmiştir.
II. Süleyman ; şanssızlık, baskı ve korkunun simgesidir. “İzalemiz emrolunduysa söyle, iki rekat namaz kılayım. Kırk senedir her gün ölmektense bigün ölmek yeğdir” diyerek 40 senedir tutsak tutulduğu Şimşirlik’te baskı ve korku ile yaşamıştır. Tahta ulaştığında Osmanlı bilhassa Batı cephesinde aşırı derecede toprak kaybı yaşıyordu. İçeride de Cebeci isyanları patlak vermiş bu isyanlara Avusturya’da son başarıya ulaşmış seferleri meydana getiren Yeğen Osman Paşa da katılmıştı. Burada Köprülüzade Mustafa Paşa, köprülü geleneklerinde olduğu şeklinde birazcık toparlanmaya destek olmuş, halkı rahatlatmış, haksız ve yüksek vergiyi halktan kaldırmıştır. Ordu önceki döneme nazaran birazcık rahatlamış, kazanmaya başlamış hatta 8 gün şeklinde kısa sürede Belgrad ve birkaç günde Vidin ve Niş alınınca Osmanlı’nın toparlandığı haberleri yayılmıştı. Seferler devam ediyor ve evvelde kaybedilen kaleler Süleyman ile beraber geri alınıyordu. Ancak onun da hastalığı nüksetti. İstiska hastalığına yakalanmış, hastalığı artmış ve tadavisinden umut kesilmişti. 3 yıl 8 ay tahtta kalan padişah, bu kısa sürede mühim zaferlerin kazanılmasında rol oynamış sadece 22 Haziran 1691 Cuma günü vefat etmiştir. Mekanı aden olsun.
II. Ahmet, bir fazlaca Osmanlı Haneden kardeşlerinin aksine abisine yada amcalarına kan kusmamış, hatta ve hatta kardeşi Süleyman’ı da bizzat kendi ikna ederek tahta kendinden ilkin çıkmasını elde etmiştir. Bu da ne kadar edep sahibi biri bulunduğunu göstermiştir. Tahta ulaştığında Macar seferleri devam ediyor başarılar ve başarısızlıklar birbirine karışıyordu. Ordunun zor durumu ve cenk mevsiminin haricinde olmaları sebebiyle asker huzursuz olunca başarı da gelmiyordu. Bu şekilde aniden Sakız adası düşman eline geçmiş ; Ahmet “Madem ki Sakız düşman elindedir, tüm Engürüs (Macaristan) fethetsen makbülüm değildir” diyerek üzüntüsünü dile getirdi. Duygusal yapısıyla öne çıkan padişah tüm komutanlarına Sakız Adası alınmazsa hepsinin boynunu vurduracağını haber vermiş sadece fetih haberi kendisine ulaşmadan vefat etmiştir. Ruhu şad olsun.
II. Mustafa süreci de değişik bir dönemdir. Padişah sulh görüşmelerine ve İngilizlere asla yanaşmamış, barışa karşı olmuş. Kaybedilen toprakları almak için savaşmak gerektiği ve bizzat ordunun başlangıcında olması icap ettiğini emredip bunun hakkında fetva verdirmiş, zevk ve eğlencenin padişaha haram olduğu fatvasıyla da kendisini halka iyice sevdirmiş, böylelikle Avusturya seferine çıkmıştır. Zaferleri sonrasında şuan da Milli Kahramanımızın da almış olduğu ve fazlaca kıymetli ünvan olan “Gazi” ünvanını da almıştır. Gene ilklerimizin padişahı 1500 kadar Edirne ve İstanbul bostancısına sefer emri verdi. Ayrıca kendisine Kanuni’yi örnek almış olduğu ve Hırkai Şerif sandığını açtırarak önünde Allah için yalvarıp ağlamış olduğı görülmüştür. Zaferler kazanılsa da fazlaca akıllı (!) kumandanlarımızdan bazılarının kararları iyi giden Avusturya seferlerinin önünü tıkamış, arkasından Lehistan, Rusya ve Venedik cephelerinde de savaşın fena gitmesiyle son olarak Karlofça imzalanmak mecburiyetinde bırakılmıştı. Aslında bu Antlaşma sonrası 5 senelik dönemde ekonomik olarak düzelmeler başlamış fakat Yeniçeriler saray içinden aldıkları destekle ayaklanma çıkarmış, buna içerleyen Mustafa, kardeşi Ahmet’in yanına giderek “Birader, kul seni padişah istemişler” diyerek kendi rizasıyla tahtı kardeşine bırakmıştır. II. Mustafa, ordularının başlangıcında sefere çıkan son Osmanlı padişahı olarak hafızalarda yer eder. Üzüntü ve hastalıkları (Ödem ve Mesane) ile beraber 5 ay sonrasında da vefat etmiştir. Ruhu şad olsun.
III. Ahmet, isyanlar sonucu kendisini başa getirenlere zorla verdiği rütbeleri tek tek geriye alarak etrafa dağılmış ve sindirilmiş hakkaten o mevkiyi hakeden alimleri ve eski vezirleri yine yanına toplamıştır. İşe yönetimden başlaması oldukça etkilidir. Her ne kadar tarafsızlığını korusa ve savaşlara katılmasa da Sadrazam Çorlulu Ali Paşa’nın İsveç kralına yardım etmesi -bundan padişahın haberi asla olmamıştı- Rusya’nın Osmanlıya cenk açmasına niçin olmuştur ve bu savaşlar ileride Prut seferi olarak karşımıza çıkacaktır. İstanbul Antlaşması hükümlerini çiğneyen Ruslar, kaybettikleri cenk sonrası Prut Antlaşamasını da imzalamış sonrasında onu da çiğnemişlerdir. Avusturya ile imzalanan Pasarofça (1718) bir süre de olsa batı ve kuzeyde sükunet sağlanmış oldu. Ancak doğu tarafınca bilhassa İran mevzusunda Rusya ile savaşım ve kanlı savaşlar, padişahın savaşlara isteksizliği ve bu zor durumlarda bile tekrardan eğlence alemlerine dalması, halkı canından bezdirdi. Bunun sonucu olarak Patrona Halil İsyanı hayata merhaba dedi. (1730) Bunun sonucu olarak da tahttan indirildi. Kendisi 27 yıl padişahlık yapmıştır sadece pozitif olarak sunabileceğimiz örnekler savaşlar değil, Batılılaşma hareketleridir. Paristen planlar getirtilmiş, Haliç ve Boğaziçi sahili ile Üsküdar civarına çağıl binalar yapılmaya başlanmıştır. Yenilik hareketlerini başlatması haricinde da mühim bir icraati yoktur.
I. Mahmut süreci ise tam bir gariplik timsalidir. Devletin önceliği savaşlardan fazlaca Patrona Halil olmuştur. Kendi keyfine nazaran istediğini öldüren, padişaha buyruk verdiren, istediği yapıyı yıktıran, değişik bir insan olan Halil’e karşı padişah her şeyden ilkin ondan kurtulmak icap ettiğini düşünüyordu. Daha sonrasında halk içi bozulmalara karşı hanımefendilerin giysileri, fuhuş, esnaf denetlenmesi ve narh meseleleri şeklinde toplumsal vakalara karşı önlemler alındı. Savaşlara bakılacak olursa İran, Rusya ve Avusturya bu dönemler ve sonrasında Osmanlı’yı en fazlaca uğraştıran devletler olacaktı. Avusturya 3 koldan birden Osmanlı topraklarını işgale çoktan başlamıştı bile. Ruslar da Özi’yi işgal etmişlerdi. Ancak Osmanlı buraları geri almasını bilmiş olduğu şeklinde meydana getirilen anlaşmalara neredeyse tüm büyük dünya devletleri hatta Fransa ve İspanya bile katılmış, toplamda 28 yıl sürecek sulh antlaşması imzalanmıştı. I. Mahmut’un en büyük tarafı ise Osmanlı Devletine son parlak sürecini yaşatan padişah olmasıdır. Ruhu şad olsun.
III. Osman, Osmanlı tarihinde en uzun süreyle Şimşirlik Dairesinde kalan şehzadedir. Biliyorsunuz ki bu daire de padişah olması olası şehzadeler, padişahın talimatıyla göz altında tutuluyordu. Elli sekiz yaşlarında tahta çıkan padişah, icraat olarak Rumeli ve Anadolu’dan İstanbul’a oluşan devamlı göç hareketini yasaklamasıyla ünlüdür. Başka da bir icraati görülmeyen padişah, padişahlar arasındaki en sönüklerinden birisidir.
III. Mustafa’ya gelecek olursak artık padişahlık oyuncak (!) olma yoluna girmiştir. Yanındaki tecrübeli vezirleri ve komutanları dinlememek, saltanatın başındaki sulh döneminde ekonomik düzelme sürerken hiçbir etkinlik yapmamak şeklinde sebeplerin yanında tecrübesiz olması ve kendine bu şekilde bir durumda aşırı güvenmesi, cenk şartlarında hazinesinin kafi olacağı inancı şeklinde sebeplerle oldukça rahat yaşayan padişah, savaşın patlak vermesiyle daha savaşın başlangıcında hazinesini, sonradan yaptıklarıyla vezir ve kumandanları ile beraber bu yarışı yitirmiş, kendi kardeşinden borç para alacak kadar gömü tüketimine sebep olmuş, oldukça başarısız bir padişahtır.
I. Abdülhamit daha tahta gelir gelmez Osmanlı-Rus savaşının kaybedilmesi üstüne 1774’te Minik Kaynarca Antlaşmasını imzaladı. Bu metin ile Kırım bağımsız olmuş, Fransa ve İngiltere’ye verilen ticari imtiyazlar Rusya’ya da verilmek durumunda kalınmıştır. Padişahın ilk girişimi doğal olarak ki iç isyanlar olacaktır. Zahir Ömer, Kölemenler ve Mora mısra getirildi. Gazi Hasan Paşa ve Cezzar Ahmet Paşa, Sultan’a en fazlaca yardımı dokunan insanoğlu oldu. Yaş ve Hötin kalelerinin kaybı ve arkasından Özi Kalesinin düşmüş olduğu haberi de kendisine okunurken üzüntüsünden nüzul geçiren padişah 7 Nisan 1789’da vefat etmiştir.
III. Selim’in değişik yanı da hanedanda 40 yıl aradan sonrasında doğan ilk çocuktur. I. Mahmut ve III. Osman’ın evlatları olmadığından onun doğumu şenliklerle kutlanmıştır. III. Mustafa tarafınca resmi işlere ve merasimlere alınması, elçilerle görüşmelerde bulundurulması ve devlet muamelesi öğrenmesi onun adına -son dönemde bilhassa şehzedelerin yetiştirilmemesi ve zindana kapatılmalarıyla karşılaştırınca- oldukça iyi olmuştur. Halk tarafınca da oldukça sevilen birisidir. Ordunun ‘Padişah’ emirlerini hiçe sayması ve kumandanların kendi aralarında sözleşme imzalayarak Selim’e gelmeleri de askeri bozulmanın artık had safhada bulunduğunu ve Selim’e aklındakileri yapma mevzusunda baskıcı olmuştur. Rus savaşının bitmesiyle Selim’i simgeleyen Nizam-ı Cedit yenilenmesi başlayacaktı. Ardından Kara Harp Okulu’nun açılmasıyla bu seviye devam edecekti. Ancak bizzat Sadrazam Hafız İsmail Paşa ihaneti sebebiyle ordu fikri, gelişimini tamamlayamamış ve Selim’in otoritesine kaybetmesine niçin olmuştu. Burada yobaz ve oldukça zeka sahibi (!!!) vezir ve yardımcılarının ihanetlerinden söz etmek gerekir. Bunun sonucu Kabakçı Mustafa isyanı patlak vermiş, devlete gene ihanet edilmiş, ihanet edenler cezasını bulmamış Selim tahttan indirilmişti. Oldukça feci şekilde katledilen Selim’i bir kez daha anıyor, yapanlara nalet, Selim’e Allah’tan rahmet diliyor mekanı aden ruhu şad olsun diyorum.
IV. Mustafa, tahtı tabiri caizse oyuncağa çevirmiş, o çıksın ben ineyim ben çıkayım onlar insin düşüncesinden ve isyancıların baskılarından kurtulamamıştır. III. Selim ve II. Mahmut’un katlini emretmiş, Mahmut’u da bizzat öldürmeye çalışmış fakat başarıya ulaşmış olamamıştır. İyi ki olamamıştır zira başarıya ulaşmış olsaydı Osmanlı soyundan hiçkimse kalmayacaktı.
II. Mahmut, oldukça zor bir zamanda tahta geçmişti. Kendisi ilk olarak devletarası sorunlara oldukça güzel çözümlerle yaklaşıyor, Fransa tarafını tutuyor, Ruslarla savaşıyor, kaybetse bile Mısır ile savaşırken daha Ruslar kendilerinden yardım dahi istemeden Osman’a desteğe geliyorlardı. Bu şekilde bir zamanda Rusya ile Hünkar İskelesi Antlaşması imzalanmış ve ittifak kurulmuştur. Ancak Mahmut bunlarla yetinemeyip, ıslahatlar fikrini aklına koymuştur. Ilk olarak Eşkinci Ocağı kurulacağı bilerek duyurmuş, Yeniçeri isyanı beklemiş, böylece onları tamamen kaldıracağı planını yapmıştır ve bu plan akılsız Yeniçeri Ocağı yönetimi ve Osman’ın yanında olup ona ihanet edenler tarafınca anlaşılmadığından fazlaca güzel uygulanmış ve Yeniçeriler tuzağa çekilmiştir. Ocağın kaldırılmasının yanı sıra aklıyla devrin tüm şahlarına taş çıkaran II. Mahmut, tarikat ve şeyhleri de yanına çekmiş, halkı da kendi yanında bulundurmuş yetmemiş bir de halkına bile politika uygulayarak ek olarak ilk gazetemiz olan Takvim-i Vekayi gazetesini de çıkararak reformlar hakkında da halkı bilgilendirmiştir. Böylece her koldan kendisini destekletmiş ve bunu da yapmış olduğu reformlarla elde etmiştir. Halk da aslına bakarsan Selim vakasından sonrasında gelecek reformlara karşı padişahı destekleme sonucu aldığından başarılar fazlaca acele gelmiştir. Ayrıca Avrupa’da ne var ise devlete getirtmiş, matbuat, takvimhane, posta şeklinde nazırlıklar kurulmuştur. Eğitimde de büyük başarılar aimza atmış, ilk kere yurt dışına talebe göderilmiş, tıp okulu açılmış ve öyleki zannediyorum ilk kere Osmanlı Devleti, gayri müslim bir devletin dilini öğrenmeyi (Fransızca) mecburi kılmıştır. Kendisi hakkında her ne kadar ‘deli’ ve ‘gavur padişah’ yorumları meydana getiren ilerizekalı (!!) insanoğlu olsa da o bu tarz şeyleri yaparak Osmanlının şan ve şerefini had safhaya çıkarmıştır. Devletin bekası için ömrünü feda edecek olan Sultanımız, son yıllarda artan aşırı içki kullanımına bağlı olarak vefat etmiştir, ruhu şad olsun.
Abdülmecit döneminde emsalsiz her insanın bilmiş olduğu tek nokta vardır. Gülhane Hattı Hümayunu ya da bilindik adıyla “Tanzimat Fermanı”. Bu buyruk yardımıyla Avrupa devletleri ile beraber Mısır’a karşı Londra Antlaşması (15 Temmuz 1840) imzalandı ve işgal edilen topraklarla Osmanlı Donanması geri alındı. Ayrıca bir de Islahat Fermanı çıkarılarak Abdülmecit Efendi’ye buyruk padişahı denildi. Düşüncesi fazlaca güzel ve uygulamasına da sadık kalan padişah, gene de Avrupa’da çıkan Milliyetçilik akımlarına karşı Türkçüğü değil de Osmanlıcılığı benimseyince zarar kaçınılmaz olmuştu. Ayrıca padişahın hanım hakları savunucusu olması da Batı’da oldukça örnek alınmıştır. Bu bağlamda aslına bakarsan kendisi de 1858’de İstanbul’da kız rüştiyesi açarak bunu göstermiştir. Eğitim alanında o denli fazlaca uygulama yapılmış oldu ki, savaşlardan daha karmaşık bir eğitim sisteminde sadeleştirmeler ve her insana nazaran eğitim fazlaca ön plana çıkmıştır. Ancak dış güçlere hizmet eden vezir ve kumandanların çokluğu da padişahı zorda bırakmıştır. Abdülmecit Efendi de babası şeklinde Tüberkiloz’a yakalanarak 25 Haziran 1861’de 39 yaşlarında vefat etmiştir.
Abdülaziz denilince benim için akan suyun durduğu noktadır, benim için ilk toplumsal medyayı gören adam gibidir, Osmanlı duraklama ve gerileme döneminde kendisine kadar ki hükümdarlar içinde ondan daha toplumsal olanı yoktur kanımca. Önceliği saraya vermiş, haremi kapatmış, hanımefendilerin bir ‘mal’ edasıyla kullanılamayacağını belirtmiş ve tek eşle olacağını açıklamıştır. Şu sosyalliği niçin birazcık da latife yollu belirttiğime gelecek olursak, rahmetli ilk kere Osmanlı İmparator’u sıfatıyla yurt dışına ‘dost ve davetli’ olarak gitmiş (Napolyon daveti üstüne), Belçika, Prusya ve Avusturya’ya da uğramıştır. Ayrıca birazcık daha işi ciddiye alırsak, eğer Bulgar halkı şuan varlığı için birine teşekkür edecekse Abdülaziz onlar için kafi olacaktır. Kendi dinlerini tanıdığını belirtmiş ve 1870’te onlara kendilerince yaşama hakları tanınmıştır. Bugün benim de okuduğum İstanbul Üniversitesi, o zamanların Harbiye Nezareti olarak yaptırılmıştı. Bahriye mevzusuna da o denli öncelik verilmişti ki Dünyanın en iyi 3. filosu Osmanlı Devletinde idi. Ancak dışarıda bu kadar başarı, savaşlarla yıkılamayan devleti içeriden yıkma düşüncesi göstermiş, bu kadar başarıya ulaşmış, nazik, kibar, ek olarak hanım haklarının da baş savunucularından bir padişah (bu örneği verme sebebim ileride batıda hanım hakları ile ilgili hareketlerde kendisinin örnek gösterilecek olduğudur) oldukça hain bir darbe girişimiyle ve bildiğiniz suretiyle bilekleri kesilerek öldürülmüş, Hain ve Onursuz bulunduğunu söylemekten çekinmeyeceğim ‘Paşa’ sıfatlı Hüseyin Avni tarafınca öldürülmüş olduğu nedeni öne sürülerek de onu görevli kabul etmişlerdir. Ayrıca bu mevzunun intihar mı yoksa katliam mi olduğu günümüzde münakaşa mevzusudur ve bu Paşa sıfatlı hainin, bizzat doktorlara komut vererek onun vücudunu incelettirmemesi de gerçeğin anlaşılacağı endişesiyle beraber bir katliam bulunduğunun göstergesidir. Ruhu şad, mekanı aden olsun.
V. Murat, amcası Abdülaziz’in vahşice öldürülmesi sonucu psikolojisi bozulmuş halde tahta çıkmıştır. O denli korkutulup sindirilmiştir ki, Biat tarihinin erkene alındığı söylenmediği için kapısına gelen askerler onu öldürecek sandığı için korkmuş, Hüseyin Avni’nin otomobilden inmeyerek protokol rezaleti yaşattığı gün de padişaha bir de ansızın tabanca uzatmasıyla padişah iyice korkmuş, iğrenç bir fırtınalı deniz gecesinde Beyazıt’a götürülmek istenmesiyle birlikte tüm bunların kendini öldürmek isteyenlerin işi olduğuna inanmış, bazı olayların arkasından Amcasının ölüm haberi ve amcasının ölümüne dayanamayıp ‘paşa’ sıfatlı Hüseyin Avni’nin de aralarında bulunmuş olduğu 5 kişiyi geberten Çerkez Hasan adlı kahraman subayın da öldürüldüğünü duyunca iyice akıl sağlığını yitirmiş ve 93 gün kalmış olduğu tahttan indirilmiştir. Mekanı aden olsun.
II. Abdülhamit. Osmanlı tarihinde Fatih, Kanuni ve Yavuz’dan bile fazlaca bahsedilen, Batı kaynaklarında oldukça övülmekle beraber düşmanca tavırların takınıldığı ; Doğulu kaynaklarında övgüden bölgelere göklere sığdıramadığı, Osmanlı’nın ömrünü uzatan padişahtır. Ayrıca bu padişahımızın hakkında artık nefret etme derecesine vardığım nokta, bilgisiz ve bilgisiz, okumayan, internette gördükleriyle hareket edip araştırma zahmetine bile girmeyen birçok insanoğlunun etmiş olduğu hakaretler var ki bunlara değinip de can sıkmak istemiyorum. Kendisi hakkında yerli ve yabancı -güvenilir- kaynaklardan yapacağınız araştırmalarla kendi kararınızı kendiniz verirseniz daha zekice olacaktır.
Abdülhamit, hainliğiyle ünlü saray halkınca sevilmeyen birisidir sadece babasının fikriyle söylersek oldukça parlak zeka olan bu evladı Mısır ve Avrupa seyahatlerine götürerek zekası ve politik kabiliyetine daha o yaşta güvenilmiş olduğu ve bunun gelişmesine destek olduğu bellidir. Askere ve halka kendini sevdiren ve tüm hükümet üyelerini Yıldız Sarayında yemeğe çağrı eden padişah kısa sürede ülkeyi toparlanmı, ekonomik düzelmeyi başlatmış ve “İlk Anayasamız Kanuni Esasi” 23 Aralık 1876’da duyuru edilmiştir. 93 Harbi doğrusu alışılan Osmanlı-Rus Savaşı yapılmıştır. Bu savaşı kazansak da meydana getirilen konferansta sanki kaybeden biziz şeklinde gelen metin net bir üslupla reddedilmiştir. Kafkasya Cephesi’nde cenk patlak vermiş kazansak da komutanların tecrübesiz kararları sebebiyle savaşın sonlarına doğru kaybetmişizdir. Tuna Cephesi açılmış, Şıpka Geçidi savaşı verilmiş burası kaybedilmiş sadece bir Plevne Savunması yaşanmıştır ki, Burada adına şarkılar türküler yazılan benim de fazlaca sevdiğim, hatta Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de ileri de örnek aldığım kumandan söylediği Gazi Osman Paşa vardır ki, bu paşamız 100000’den fazla Rus’a 30000 askeriyle karşı koymuş, harpte tutsak edilmiş sadece Rus general ve Çar talimatıyla kılıcına dahi dokunulmamış, düşman askerlerinin hiç kimseye hatta komutanların birbirlerine bile göstermedikleri saygıyı Gazi Osman Paşamıza gösterdikleri belirtilir. Avusturya, İngiltere, Fransa ve Almanya, Rus üstünlüğünü gördüklerinde muharebeye karşı çıkmışlar ve 1878’de Berlin Antlaşması imzalanarak cenk kati olarak sona erdirilmiştir. Daha sonrasında başta Rusların desteklediği Bulgar isyanları çıkacak ve Bulgaristan, Balkanlardaki en büyük toprağa haiz devlet olarak Dünya Savaşına kadar gidecekti. Tabi burada bilhassa Balkan Savaşları ile Abdülhamit kendi devletini korumayı başarmıştır. Akabinde senelerdir Türkler ile yaşayan, yediği içtiği ayrı gitmeyen ve fazlaca sevilen Ermeniler isyan başlatmışlar, Osmanlı’nın kendisinden bekleyip onlardan bekleyemeceği kadar dostluk kurduğu bu insanoğlu devleti arkadan vurmuşlar ve günümüze kadar gelen sorunların ve günümüzde bile devam eden düşmanlığın tohumlarını ekmişlerdir. Ancak Abdülhamid’in başarısını hazmedemeyen Batı; Erzurum Olayı, Sason İsyanı, Zeytun İsyanı, Van İsyanı, Makedonya İsyanı, Kresna Ayaklanması, İlinden Ayaklanması şeklinde ayaklanmalar çıkartmış, yedirememiş Yıldız Suikasti tertiplemiş sadece fazlaca şükür ki Başarısız olmuşlar ve Türkler başsız ve devletsiz kalmamıştır. Burada Yıldız Suikasti, fazlaca fazlaca önemlidir. Papazyan’ın da söylediği suretiyle bir gerçek sadece bu kadar net açıklanabilirdi. Aynen aktarıyorum. “Başarısı Ermeni davasına bir yarar getirmezdi, başarısızlığı herhalde halkımızı büyük bir felaketten kurtarmıştı” diyerek gerçeği gözler önüne sermiştir. II. kere Meşrutiyet duyuru edilmiş Jön Türk adlı yurt haricinde Türk düşmanlarıyla çalışan bu grup birçok vatanseveri de kandırarak içine almıştır. Bu vatanseverler başta Enver Paşa olmak suretiyle bu harekete katılmışlar, 31 Mart Vakasını çıkarmışlar hatta bu vakadan sonrasında Enver bizzat Abdülhamit’in yanına gelmiş olarak özür dilemiş ve sonuçların bu şekilde olamayacağını dile getirmiştir. Bu da artık Osmanlı’nın yıkılışı ve geriye kalan dönemlerin yalnız göstermelik bulunduğunun işaretidir. Dünya Savaşı döneminde bu fazlaca daha net olarak anlaşılmış ve Abdülhamid’e karşı duran birçok yazar bile onun varlığının önemini daha iyi kavramış sadece iş işten geçmiştir. 10 Şubat 1918 günü hayata gözlerini yummuştur. Mekanı aden, ruhu şad olsun, uçmağa varsın inşallah.
V. Mehmet ya da malum adıyla Mehmet Reşat. Birfazlaca başarısızlığa imza atan bir padişahtır (!) Kendisine ‘kukla’ demek istememekle beraber açıkçası yapmış olduğu işler, yabancılara verdiği önemi Türk halkına verememesi şeklinde nedenlerle ondan açıkça söylemek gerekirse nefret ettirmiştir. Mesela hain Ermeni meseleleri vardır ki bu meselelerde Ermenilere milyonlarca para harcamış, kendi ordusunu giydirememiştir. Üstelik bu Ermeniler, Türk ve Kürt köylerini basmış, Van’da büyük katliamlar yapmış gene de o yaşamalarına izin vermiştir. Hatta belgelerle de bunu destekleyecek olursak, hem Osmanlı hem de Yabancı kaynaklar devrin Ermeni nüfusunu bizim topraklarımızda 1.250.000 civarı belirlemiş, soykırım bulunduğunu iddaa eden akıl yumakları (!) da 1.5 milyon ermeni öldü demiştir. Para mevzusunda da 1915 senesinde 25 milyon, 1916 yıl sonuna kadar da 230 milyon kuruş harcandığı belgelerle sabitlenmiştir. Mehmet ise bunlara yardım etmekten çekinmemiş, askerimiz silahsız, yiyeceksiz ve hatta kıyafetsiz savaşmağa zorunlu bırakılmıştır. Bu Padişah adına tek pozitif bakışım açıkçası Mustafa Kemal’in orduya ve Türk Milletine kazandırılmış olmasıdır. Ülkede başka hiçbir faydası olmamıştır. Eski usüller bırakılmış, muharebeye çıkan padişah aslına bakarsan kalmamış, diplomatik tecrübesizlikler eklenmiş, 65 yaşlarında tahta çıkan padişah 9 yıl padişahlık yapmış ve 3 Temmuz 1918’de kalp yetmezliğinden 74 yaşlarında vefat etmiştir.
VI. Mehmet ya da malum adıyla Mehmet Vahdettin. Son Osmanlı padişahıdır. Onun döneminde ona kalan hiçbir iş yoktur. Sembolik olarak kalmış ve Saltanatın kaldırılmasıyla da son hükümdar unvanını almıştır. Savaş esnasında Veliaht sıfatıyla Almanya’da seyahat yapmış ve bu gezide yanında Mustafa Kemal’de bulunmuştur. Onun için vatana ihanet etti, Mustafa Kemal’in öldürülmesini söylemiş oldu ithamları tamamen yalandır. Kendisi silik olduğundan el altından Mustafa Kemal’e destek vermiş, asla yılmaması icap ettiğini söylemiş hatta bazı kaynaklarda ona Sancak yada Tuğra verdiğinden de bahsedilmiştir. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa, Sultan Vahdettin’in fahri yaveridir. Hatta bizzat kendisi padişaha telgraf gönderip, hükümeti Ahmet İzzet Paşanın kurmasını istemiş ve Vahdettin’de yaverinin istediği şeklinde yapmış, Harbiye Nazırlığını Ahmet İzzet Paşa almıştır. Mustafa Kemal’e de 9. Ordu Müfettişliği verilmiş sadece Vahdettin ona verdiği belgeyle yetkilerini tüm Anadolu’yu kapsayacak şekilde genişletmişti. Her ne kadar Mustafa Kemal’e karşı olduğu yazılsa da İngiliz kaynaklarında da verildiği suretiyle Padişah, İngilizlerden olan can korkusu sebebiyle meclis açılışına sağlığını bahane ederek gelmemiş sadece Mustafa Kemal Paşa’nın temsilcisi Kara Vasıf ile görüştükten sonrasında da meclisin açılmasını net bir üslupla emretmiştir.
Son olarak kitabı genel olarak değerlendirecek olursak, bence yazar oldukça net ve akıcı bir dil kullanmıştı. Okurken herhangi bir güçlük çekmedim. Kendisi de benim şeklinde bazı padişahların öldürülmelerinden oldukça fena etkilenmiş olacak ki fazla da detaya girememiş. Varsın olsun, tarihimizi bu kadar net anlatacak, bu kadar güzel toparlayacak şekilde dili kullanabilen insanoğlu pek kalmadı. Yazarımıza, bizlere bu şekilde eserler kazandırdığı için teşekkür, Osmanlı şeklinde büyük bir çınarı ayakta tutarak Fatihler, Kanuniler, Mehmetler, Selimler, Osmanlar ve nice Mustafa Kemal’ler için Allah’a şükrediyorum. Umarım ki sizler de bu şekilde yararlı eserleri okur ve şöyleki bir çağda, insanların birbirinden iğrenilmiş olduğu bir zamanda, tarihimizi ve kimin ne işe yaradığını görme ve bilme ayrıcalığına haiz insanlardan olmuş olursunuz. Hepinize, hepimize mutlu günler dilerim.. (Sadık Kocak)


Osmanlı Padişahları PDF indirme linki var mı?


Ahmet Seyrek – Osmanlı Padişahları kitabı için internette en fazlaca meydana getirilen aramalardan birisi de Osmanlı Padişahları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan bir çok kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Ahmet Seyrek Kimdir?

Ahmet Seyrek, Araştırma – İnceleme, Azınlıklar & Etnik Gruplar, Biyografi kategorilerinde eserler yazmış popüler bir yazardır.

Başlıca kitapları alfabetik sırayla; Aliya İzzetbegoviç, Angela Merkel, Büyük Komutanlar Seti (10 Kitap Takım), Donald Trump, Dünyaya Hükmeden Osmanlı Padişahları, Ermeni Meselesi ve Tehcir olarak sayılabilir.

Ahmet Seyrek kitapları; Bizim Kitaplar Yayınevi, Kar Yayınları, Mavi Çatı Yayınları, Siyah Beyaz Yayınları, Tulpar vesilesiyle kitapseverlerle buluşmuştur.

Ahmet Seyrek tarafınca yazılan son kitap “Vladimir Putin”, Mavi Çatı Yayınları tarafınca okurların beğenisine sunulmuştur.


Ahmet Seyrek Kitapları – Eserleri

  • Malcolm X
  • Elon Musk
  • Aliya İzzetbegoviç
  • Steve Jobs
  • Sürgünde Üç Devrimci
  • Medeniyetlere Yön Veren Uygarlıklar – Eski Yunan
  • Medeniyete Yön Veren Uygarlıklar – Mayalar
  • Çerkez Ethem’in Anıları
  • Medeniyetlere Yön Veren Uygarlıklar – Sümerler
  • Cesaretin Güneşi Mahir Çayan
  • Köy Enstitüleri
  • Fatih Sultan Mehmet
  • Medeniyete Yön Veren Uygarlıklar – Roma
  • Leonardo da Vinci
  • Medeniyete Yön Veren Uygarlıklar – Aztekler
  • Medeniyetlere Yön Veren Uygarlıklar – İnkalar
  • Osmanlı Padişahları
  • Mahatma Gandhi
  • Bill Gates
  • Aliya İzzet Begoviç
  • Çöl Kaplanı Fahreddin Paşa
  • Medeniyete Yön Veren Uygarlıklar – Çin
  • Dünyaya Hükmeden Osmanlı Padişahları
  • Necip Fazıl Kısakürek
  • Ateizm Deizm Agnostisizm
  • Jack Ma
  • Marco Polo
  • Medeniyete Yön Veren Uygarlıklar – Babil
  • Sergey Brin ve Larry Page
  • Mark Zuckerberg
  • Akad
  • Mustafa Kemal Atatürk
  • Neyzen Tevfik
  • Medeniyete Yön Veren Uygarlıklar – Asur
  • Medeniyete Yön Veren Uygarlıklar – Hitit
  • Medeniyete Yön Veren Uygarlıklar – Urartu
  • Yoldaş Che
  • Angela Merkel
  • Mevlana
  • İnsanlık İçin Teknoloji- Jeff Bezos
  • Viking
  • Medeniyete Yön Veren Uygarlıklar – Lidya
  • Donald Trump
  • Japon
  • Bizans
  • Şeyh Bedreddin
  • Deniz Gezmiş
  • Vladimir Putin
  • Frigya
  • Evanjelizm
  • İlluminati
  • Ahmet Yesevi
  • Bir Asırdır Çözülemeyen Sorun
  • Sultan II.Abdülhamid
  • Çerkez Ethem
  • 1.Murat
  • Larry Ellison
  • Dünyayı Yöneten Osmanlı Padişahları
  • III.Selim Ve II.Mahmut
  • I.Mehmet Ve II.Murat
  • II.Selim
  • Yavuz Sultan Selim
  • Fal ve Tarot
  • İbrahim Kaypakkaya
  • Mahir Çayan
  • Yıldırım Bayezid
  • Ertuğrul – Osman ve Orhan Gazi
  • Kanuni Sultan Süleyman
  • Köprünün Ortasında
  • 1. Mehmet ve 2. Murat


Ahmet Seyrek Alıntıları – Sözleri

  • Büyük problemleri çözmek , ufak problemleri çözmekten daha kolaydır. (Sergey Brin ve Larry Page)
  • Gösteriş ve ihtişamlı bir yaşam ,cemiyet için büyük bir tehlikedir . (Medeniyete Yön Veren Uygarlıklar – Roma)
  • 12 yıl süresince, bu 450 millik alanda İspanyollar 4 milyonu aşkın insanı, hanım, çoluk çocuk, genç, yaşlı demeden bıçakla yada mızrakla öldürdüler ya da diri diri yaktılar.

    Denir ki 5-6 bin insan avluda kılıçtan geçerken, İspanyolların yüzbaşısı şöyleki bir şarkı söylemiş:
    Neron yangına bakar
    Roma’dan Tarpeia kayasına
    Çocuklar, yaşlılar bağırır
    Ve o hiçbir şey hissetmez (Medeniyete Yön Veren Uygarlıklar – Mayalar)
  • Bilim komutandır, uygulama asker. (Leonardo da Vinci)
  • İçimi sevgi ile doldur Tanrım!
    Gönlüm tüm varlıkları kucaklasın. (Mahatma Gandhi)
  • Bizim en büyük hastalığımız bencilliğimizdir. (Mahatma Gandhi)
  • Tam Otuz yıl saatim işlemiş, ben durmuşum..
    Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.. (Necip Fazıl Kısakürek)
  • Geçmiş gecelerde,
    Geçmiş uzak gecelerde. (Medeniyetlere Yön Veren Uygarlıklar – Sümerler)
  • Vefatı esnasında kırk dokuz çocuğunun hayatta olduğu ve cariyelerinin yedisinin hemen hemen hamile bulunmuş olduğu anlaşılmaktadır. Osmanlı padişahları içinde en fazlaca evladı olan padişah lll. Murat’tir. Kız ve adam evlatlarının sayısıni tarihçiler 100-130 içinde verirler. (Dünyayı Yöneten Osmanlı Padişahları)
  • Yanlış yanlıştır, kimin söylediği mühim değil. (Malcolm X)
  • Yunan askerlerinin ölümü esarete tercih ettikleri fazlaca görülüyordu. Esir aldığımız Yunan esirlerini sorguya çektik. Komutanları askerlerine” Ethemcilere tutsak olursanız ayaklarına hayvan nalı çakılacağını, daha binbir çeşit işkenceler içinde öleceğinizi unutmayınız” diyormuş. (Çerkez Ethem’in Anıları)
  • Bir ilkbahar sabahıydı ve çevre yemyeşil & Arkadaki araçtan inen öteki tutuklularla selamlaştı Bu sırada bana dönerek, “Bizi hiçbir yere sığdıramadılar’ dedi. Derin derin havayı soluyordu. (Deniz Gezmiş)
  • Bir hikayeyi öbürlerinden ayıran ve mühim kılan şey onun sonu olduğuna nazaran, bu son hiçbir sona benzememeli… (Köprünün Ortasında)
  • Hayatımda asla uyumamış olduğum yalnız birkaç gece hatırlayabiliyorum. Bunlardan biri de Lukavica’daki o geceydi. (Aliya İzzet Begoviç)
  • “İnsan şahsiyetini alçaltan,onu eşyayla bir tutan her şey gayri insanidir.” (Aliya İzzet Begoviç)
  • Övgüler sizi mutlu eder, eleştiri ise sizi geliştirir. (Elon Musk)
  • Ömrüm süresince kazandığım paraları yanımda götüremem, götürebileceğim yalnız sevgiyle beslenmiş hatıralarım. (Steve Jobs)
  • … “Bugün Deniz, Türkiye devriminin simgesi hâline gelmiştir.” … (Cesaretin Güneşi Mahir Çayan)
  • Dünya senin kendine sayginla ilgilenmez. Dünyanın ilgisini aslolan çeken şey, senin kendini iyi duymak için ne yaptığın olacaktır. (Bill Gates)
  • Fatih Sultan Mehmet, Romanos Kapısı’na (Topkapı) giderek geleceklerinden kaygı duyan Rumlara hitaben şu fermanı yayınladı…
    “Yaptığım anlaşmada manastırlarınız ve kiliselerinizin açık kalacağına ve dininize dokunulmayacağına söz verdim. Ancak şehrin bir bölümünü kılıcımla aldığımdan bu bölümdeki kiliselerin cami olmasını, sizin teslim olduğunuz bölümdeki kiliselerin de aynen kalmasmı uygun gördüm.” (Bizans)