Eğitim

Şeyh Galib Divanı – Şeyh Galip Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Şeyh Galib Divanı – Şeyh Galip Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Şeyh Galib Divanı kimin eseri? Şeyh Galib Divanı kitabının yazarı kimdir? Şeyh Galib Divanı konusu ve anafikri nedir? Şeyh Galib Divanı kitabı ne konu alıyor? Şeyh Galib Divanı PDF indirme linki var mı? Şeyh Galib Divanı kitabının yazarı Şeyh Galip kimdir? İşte Şeyh Galib Divanı kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Şeyh Galip

Yayın Evi: Akçağ Yayınları

İSBN: 9789753380356

Sayfa Sayısı: 450


Şeyh Galib Divanı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti


Şeyh Galib Divanı Alıntıları – Sözleri

  • Gönül ders-i gamın çokdan unutdu hâtırın hoş tut
    O murg-i başka bir sayyâd tutdu hâtırın hoş tut
    Seninle ey sitem-hû germ-i ülfet olmayız artık
    Soğuk sözler beni candan sogutdu hâtırın hoş tut
    Gözümden çıkdı hûnâb-ı şirişk akıtdığım demler
    Hevâ-yı tünd-i gam kanım kurutdu hâtırın hoş tut
    Anıp ey şîr-i mestim gül hemân hâl-i dil-i zâra
    Şeker-handın çün ol oldukça zehr yutdu hâtırın hoş tut
    Perîşân etme zülfün senden özge bir siyeh îmân
    Uyardı çeşmimi bahtım uyutdu hâtırın hoş tut
    Bulup âyînesin tûtî-i tab-i Gâlibin söyler
    Gönül ders-i gamın çokdan unutdu hâtırîn hoş tut
  • al destine bir bâde derd u gamı ver bâda
  • Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
    Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
  • Ey gönül, ey gönül, niçin bu kadar gamla dolusun. Yıkıksın, kırık döküksün fakat tılsımlı bir definesin sen.
    Meleklerin secde etmeleri emredilen kadri yüceltilmiş bir varlıksın, bildiğin benzer biçimde değil, her varlıktan daha olgun daha ilerisin sen.
    Ruhsun, Cebrail’in üfürmesiyle ikizsin, Tanrı’nın sırrısın, Meryem’in oğlu İsa benzeri biçimindesin sen.
    Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün sen, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
    Mertebeni adlarla sanma; adların sahibindedir. Dönerek varacağın yer her şeyi yaratandır, eşyaya gideceğini zannetme.
    Gördüğün gerçekleri rüya sanma, sen başka bir varlıksın; kendini her sûreti kabul eden Heyulanın büründüğü sûret zannetme.
    Keşifle gerçekliği meydana çıkan manayı dava sanma, hakkında söylenen vasıfları gözüne girmek için söylenmiş sözler zannetme.
    Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün sen; varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
    Sırrını inleyip de sakın ağyara açma; bilmezlikle inkâr çukuruna düşmekten sakın.
    Ahların, sakın, sevgilinin kâkülüne değmesin, sonrasında Mansur benzer biçimde dâra çıkarsın.
    Sakın yaradan incinip de sevgiliye aczini bildirmeye kalkışma; a çaresiz şahıs bulduğun kadri yüce incileri sakın.
    Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
    Sevgi sırlarının mahzeni, o sırlar hazinelerinin konduğu yer sendedir, sende. Erlik, yiğitlik nurlarının madeni sendedir, sende.
    Gizli gizli saklı daha nice ruh halleri var sende. Tanıyıp anlayış sende, hüner sende hakikât sende.Baksan görürsün ki yer de, gök de, cehennem de, aden de sende, kürsî de sende, melek de elbet sendedir sende.
    Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün sen, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
    Yazıktır, padişahken alemde yoksul olmayasın, umut ve yalvarışla bozbulanık bir hale gelmeyesin.Yeis vadisine düşüp bir asla olarak yok olmayasın, yolunu yitirip bela sahrasının yolunu tutmasayasın.
    Âdeme yapış ki hakkaten ayrılmayasın, secdeler tesir Tanrı reddetmesin seni.
    Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün sen, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
    Tanrı’dan gayri tüm varlıklardan, çakıp sönen, gelip giden tüm şimşekler benzer biçimde geç git.
    Üzerine takılan, konan çerçöpe aşk ateşini siper et ( onları yak yandır).
    Gönül bağlanacak şeylerin eserleri, sakın, eteğini tutmasın. Şems benzer biçimde, Mevlana’yı isteyerek yola koyul, yol almaya bak.
    Aynanı( gönlünü) arıt, tüm sûretler ona vursun, görünsün. Galip, hele bir duygularını derle, topla da bak.
    Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün sen, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
  • “Vardır dehan-ı dilbere şayan bir sözümüz
    Nam-ı vefayız ah-ı müsemmaya hasretiz.”
  • Nev-hevesler ne aceb etse anınla da’vâ
    Kendi asrında da bâzîçe-i tıflân idi Kays
  • Kırılsaydım ortadan ikiye, koparmazdım kendimi senin bakışının kılıcından gene. Ey sevgili bana boşuna işkence etme — aşığım ben sana…
    #edebiyat
  • Bağlanıp zülfüne bozdum ahdi de peymânı da
    Çeşmini gördüm unuttum derdi de dermânı da
  • ‘Erişip bahâra bülbül yenilendi söyleşi-i gül
    Yine nevbet-i tahammül dil-i bî-karâra düşdü’


Şeyh Galib Divanı İncelemesi – Kişisel Yorumlar

Mert Ona Denmiştir: Besmele-Hamdele-Salvele..
Merhum Şeyh Galib Hazretlerini Rahmetle yâd edelim. Hamd ile salvele getirip evvala; Hazretin ruhuna bir Fatiha armağan edelim.
***
Ey ozan! Şimdi dönemin icbarına ses ver.. Komşun duvarında istinad olmuş benzer biçimde komşundur şu yaşam. Hapsetsen kendini söyle ne çıkar? Bir bardak yetişir de sana ihtarını infaz eder; “daya beni o muhkem duvara, bak bakalım yaşam ne söyler?”
Bir hülya aroması sanmışsa şiiri, kağıt yangını elbet munis gelir orman yangınından. Ama bir ağacı yakan şey, bir kağıt parçasıdır. Hazin bu ya, sonrasında yakan bir ağacı, yanı başındaki ağaçtır. Öyleyse çaputlara yazılmış bu hakikati imha yollarının en sefinesine hasr’et. Gürce dür, hürce yutuver. Telaşa mahal bırakma o dem; bu satırlar ilkin Allah’ta, sonrasında hıfzında emanet.
Ey ozan! Bir kez daha dönemin icbarına ses ver.. Şımartılmak istiyorsan, hınca hınç doldur fiyakayla mısraları. Bu benzer biçimde anlaşılmaz yaz. Ama seni mutmain etmez bu övgüler. En iyi ihtimalle sana “Cahit Zarifoğlu kadar kapalı yazıyor” diyecekler. Bu memnun edecekse seni, terk et menzilini de şanın yürüsün. Zira sen ozan, karşılaştırma indinde yalın kaldıkça büyürsün.
Derdine konçerto eşlik etsin de ilk olarak basmalı fistanlar adı konmamış çiçeklerin baskısıyla giydirilsin. Fiyakalı bir dert olmadıkça derdin, vah ki şiir cambazı.. sen ne söyleyebilirsin? Ama olmaz böylesi. Haydi gel, dönemin icbarına ses ver. Şahidim, sana cephane kadar dirimsel şeyler söyleyecek.
“Sana olan aşkım, kavgam kadar büyüktür” demedikçe bir şiir, sakıttır artık. Zira kozmetik sektörüyle yarışandır göle atılmış bir pirana. Fakat bu anlam ifade etmeyen yarışa girişmekten imtina eden taraf pirana olacaktır. Nitekim kozmetik, Kanunî devriyle kıyasa muktedir olacak kadar kudrete haizdir. Heyhat! Şiir bile kozmetiğin midesindedir.
“Sana olan aşkım, gratis indirimleri kadar nefes kesicidir” demenin bir başka adıdır melankoli. Ve kavga denince akla öncelikle; rafta kalan son Maybelline marka fondöten gelir. Bilmem ne yapsak?
Bir derdin olmalı. Şahsından ötelere oluşturulan bir derdin olmalı. Bir derdin olmalı ve hesap görücülüğe selef kılmalı. Önemli şeyin üç kerre tekrarı bir sünnettir mesela. Mükerrer punto çarpı iki;
Bir derdin olmalı
Bir derdin olmalı
Bir derdin olmalı.
Dert denince Müslüm Gürses şarkıları geliyorsa akla, yazık sana ey ozan! Efsus ki koltuğunda ihanet. Ki bu koltukta liyakatsizlik sadece ihanetle izaha kabil. Dert, gocunmaktır. Mide bulantısı geçirmektir çokça. Sözgelimi Mehmet Akif bir şairdir. Onun devrinde kendiyle birlikte Cennet Mekan Sultan Abdülhamid Han’dan nefret eden bir oldukça zevat vardır. Ancak Sultan’ı görünce duyduğu tiksintiden midesi bulanıp kusan yalnızca Mehmet Akif’tir. Zira şairin şanına giden yol midesinden geçer.
Ey ozan! Dönemin icbarına kulak ver.. Tiksin diyor sana, tiksin! Senin harcın değil bildiri. Ki düşürülmüştün meşveret meclisinden. Öyleyse senin harcın bildiri değil tekliftir, ifşa etmektir, suç duyurusu ve uyarı etmektir.
***
Ozan yanıyla muhabir ve muhbirdir. Haber ondadır, uyarı ondadır. Kıymetli şeyleri, kıymetli kumaşlarla süsleyip arz eder. Fakat bir mesuliyeti vardır şairin; bu tarz şeyleri yaparken sanattan ödün vermemek!
Divan şiiri, şiir sahasındaki en müstesna, en güzide ve en müzeyyen ögedir. Mademki sanatın enli mikyasında şiir en kadim olandır; öyleyse sanatın sultanı da divandır. Joseph Haydn benzer biçimde Mozart benzer biçimde Beethoven benzer biçimde, Hayalî’nin de Nabî’nin de Yahya Efendi’nin de senfonileri vardır. Michelangelo benzer biçimde Spenser Moore benzer biçimde Giacometti benzer biçimde, Bâki’nin de Fuzulî’nin de Naili’nin de abideleri vardır. Picasso benzer biçimde Leanordo benzer biçimde Van Gogh benzer biçimde Zâri’nin de Hayrî’nin de Cevrî’nin de portreleri vardır. Mimar Sinan benzer biçimde Christopher Wren benzer biçimde Balyan benzer biçimde, Şeyh Galib’in de Mevlana’nın da Aşık Paşa’nın da kilit taşlı yapıtları vardır. İşte bu yanıyla bir ummandır divan şiiri ve divan şairleri. Sanatlı söyleyişin kehkeşanıdır.
Fakat “şiiri kafiyeye kurban etmek” tabiri, şiirde en oldukça duyduğumuz tabirdir artık. “Vezin tutsa babamı bile hicvederim” diyen Nefi benzer biçimde “Kafiye tutsa, mesnevi bile yazarım” diyen şairler görüyoruz.
Naçizane görüş ve kanaatim, bugün divan edebiyatından alınası yegâne şeyin, şiirdeki musîki olduğudur. Şiiri anlam ifade etmeyen bir yoğunlukla boğmak, anlam ifade etmeyen bir rekabete tutuşmak elbet beyhudedir. Biroldukça divan rekabet neticesinde dünyaya gelmiştir. Fakat artık Türk şiirinin ihtilafa değil, ittifaka ihtiyacı var.
Bu zemine gelmek için son bir ihtilaf, son bir kavga gerek. Zira barışı temin etmek isteyen, savaşı göze almalıdır ve savaştan galip çıkmalıdır. İşte bugün, buna muvaffak olmuş bir şairden konuşacağız.. O ozan, mahlasıyla müsemma olan şairimizdir… Şeyh Galib’tir.
***
(1757-1799)
“1171’de (1757) İstanbul’da Yenikapı Mevlevîhânesi civarlarındaki bir evde dünyaya geldi. Doğumuna “eser-i aşk” ve “cezbetu’llah” terkipleri tarih düşürülmüş, kendisine mevlevîhânenin şeyhi Kûçek Mehmed Dede ile halefi Seyyid Ebûbekir Dede’nin tavsiyesiyle Mehmed Esad adı konulmuştur. Dedesi Mevlevî olduğu benzer biçimde babası Mustafa Reşid Efendi de Peçuylu Ârif Ahmed Dede’den inâbe almıştır. Annesi Emine Hatun’dur.” (TDV İslam Ansiklopedisi)
Divan geleneğinde mahlas, bir çok kez şairlerin tasarrufu değil hocasının yada şeyhinin ihsanıdır. Şeyh Galib’in hocası da bu geleneğin icabı ile Şeyh Galib’e “Esat” mahlasını münasip görmüştür. Fakat Şeyh Galip usûl bilir şanı ile bu mahlası kabul edip, kadirşinas itaatsizliğiyle de “Galib” mahrecini “Esat” mahlasına katık etmiştir. Zira Şeyh Galib’in yüksek irfanı, yüksek irtifayı çoktan ihata etmiştir. Onun iddialı bir söyleyişi ve kat’i bir düsturu vardı. O düstur; divan edebiyatının tıkanık mazmunlarını açmak, abese kaçan rumuzlarını tazelemek ve şiire yeni bir nefes getirmekti. Özetlemek gerekirse Şeyh Galib, koca bir divan geleneğine galebe çalmak istiyordu. Ve niyetini hemen hemen şairliğinin fecrinde aşikar etmek için kendi mahlasını kendi belirleme ediyor ve “mahlasım Galib’tir” diyordu.
Maksuduna istinaden, edebiyatta mevcut olan Hikemi biçim ve Türk-i Basit akımlarına tâbi olmaksızın, Sebk-i Hindi ekolünü benimsemiş ve bu ekolün öncü adı olmuştur. Burada bir ayraç açmamız gerekmektedir. Zira Şeyh Galib’in Türk-i Basit ve Hikemi biçim benzer biçimde akımlara karşın niçin sebk-i hindi’yi seçtiği, muteyakkız zihinlerin kıymet merakıdır.
Sebk-i hindi, aruz kalıplarına çeşitli kelime oyunları vasıtasıyla görkemli kolaylıklar getirmektedir. İhlal etmeden imâ edebilmek, imâ ederek de ihlal edebilmek Şeyh Galib benzer biçimde erbab-ı nev rah’ın birincil cephanesidir. Zira bu ihlal ediş; inşa etmek için imha edilmesi ihtiyaç duyulan yerin rapor tertibatıdır.
Şeyh Galib rüştünü Hüsn ü Aşk ile kanıtlama etmiştir. Mezkûr esere yaptığımız incelemede ( gonderi/103849183 ) zikrettiğimiz için Hazret’in şiirde “şeklen” yapmış olduğu devasa devrim üstünde pek durmayacağız.
“Merd ana denür ki aça nev rah”
***
32 Kaside, 73 Târih, 13 Terc-i Bend, 8 Müseddes, 18 Tahmis, 3 Muhammes, 11 Şarkı, 10 Mesnevi, 1 Bahr-ı Tavil, 137 Gazel, 3 Lügaz, 43 Kıta, 64 Rubai, 74 Müfret Beyit, 3 Muzariat Beyit’ten teşekkül eden Şeyh Galib divanı, Türk edebiyatının en tehlikeli sonuç eseridir. Ne çeşit meddahlık kisvesi giysek, bu eserin önemini tekellüme aciz kalırız. Hâlbuki bir yanıyla bu yaratı, edebiyatımızın hicap noktadır. Zira kıymeti hiçbir vakit bilinmemiştir.
Şeyh Galib, Hüsn ü Aşk ile birlikte divan şiirini bambaşka bir boyuta çıkarmış ve tüm adetleri lağv etmiştir. Bu cihetle Hüsn ü Aşk, şairimizin birinci kanadı olacaktır. Mezkûr eserin mahiyeti, divan şiirlerindeki mazmun akışının tıkanıklığını gidermiş olmasıdır. Zira o yıllarda kadim divan nehrine derbentler çekilmiş ve o ferha dere suları göle inkılap edip, kokmaya yüz tutmuştur.
Merhumun ikinci kanadı ise işbu eserdir. Hüsn ü Aşk ile o köhne derbenti yıkan Şeyh Galib, yazdığı divan ile de kokuşan suları arıtacaktır.
Şeyh Galib’in en çarpıcı müdahalesi aşk üstüne olacaktır.
Herkes aşığın kahroluşunu, mahvoluşunu ve dahi viran oluşunu görmek ister. Zira aşk bahsinde kim daha oldukça perişan olmuşsa, âşıkların şahı odur. Başta divan şairleri olmak suretiyle, şiirimizin ve tüm bir dünya antolojisinin en belirli kanaatidir bu. Zira Aşk, Mem’in Zin kahrıyla ölüme yürüyüşü, Kamber’in Arzu uğruna kavminden geçişi, Romeo’nun Juliet için zehri şerbet bilişi, Ferhat’ın Şirin muradıyla dağlar delişi, Tahir’in Zühre aşkından ayıp taşlarıyla recm edilişi, bülbülün gül dikeniyle kanat yitirişi, dervişin şeyh muhabbetiyle yamalı abasını canıyla beraber ateşe verişi, Yunus’un Tabduk Emre eşiğinde kanı giryan, giryanı kan edişi, aşkı gagasında taşıyan güvercinlerin akçıl gerdanlarına, yakut rengi gerdanlıkları urgan eyleyip boynunlarına geçirişi ve daha nicesidir, nicesi gibidir. Zira hepsi kahır içre aşkı ikrar etmiştir.
“Nev’iyâ dem-sâz-ı ışk oldun benzer biçimde
Haylî sûz ile sürûdün var senün” (Nev’î)
“Hâne-i dilde çü berk urdı gene envâr-ı ışk
Şems-i enver tâli’ oldukça olur tekrâr-ı ışk” (Atayî)
“Gamdan aglar âh ider sanman beni olmuş durur
Dem-be-dem rûd-ı sürûdum âh ü vâveylâ-yı ışk” (Hayretî)
Yukarıdaki beyitlerde görüldüğü suretiyle, aşk daima yakıcı, aşık ise daima bu aşk ile helak olucu konumdadır. O şekilde ki şairler el ele verip adeta bir içtihatta bulunmuş ve aşığa gülmenin haram olduğu noktasında ittifak etmiştir. Fakat Şeyh Galip daha ilkin asla duyulmamış bir şey söylemiş ve şu beyitleri yazmıştır;
“Özrü nedir Azra’ nın Vâmık mı değilsin yâ
Bu gam ne gezer sende âşık mı değilsin yâ
Âşıkda üzüntü neyler gam halk-ı cihânındır
Koyma kadehi elden söz pîr-i mugânındır”
Şeyh Galip yalnızca kavramlar üstünde değil, gelenekler üstünde de müşahhas değişimler yapmıştır. Bunlardan biri de divan edebiyatındaki “maşuku yerme” türüdür. Evet, divan edebiyatında bu şekilde bir akım vardır. Oldukca aramama karşın adını bulamadığım bu akım, Şeyh Galib’in de birkaç şiiriyle dahil olduğu akımdır. Lakin Merhum hiçbir vakit maşuku yermeyi doğru bulmamış ve mezkûr akımda da bir devrim yapmıştır:
“Gönül ders-i gamın çokdan unutdu hâtırın hoş tut
O murg-i başka bir sayyâd tutdu hâtırın hoş  tut
Seninle ey sitem-hû germ-i ülfet olmayız artık
Soğuk sözler beni candan sogutdu hâtırın hoş tut
Gözümden çıkdı hûnâb-ı şirişk akıtdığım demler
Hevâ-yı tünd-i gam kanım kurutdu hâtırın hoş tut
Anıp ey şîr-i mestim gül hemân hâl-i dil-i zâra
Şeker-handın çün ol oldukça zehr yutdu hâtırın hoş tut
Perîşân etme zülfün senden özge bir siyeh îmân
Uyardı çeşmimi bahtım uyutdu hâtırın hoş tut
Bulup âyînesin tûtî-i tab-i Gâlibin söyler
Gönül ders-i gamın çokdan unutdu hâtırîn hoş tut”
Yergi var ise kabahat da vardır. Suç var ise müeyyide şarttır. İşte bu kural mucibince, Şeyh Galib maşuku yermek, kem söz etmek yerine yalnızca Allahasmarladık der ve yergi terimini siteme kalbeder. Şeyh Galib’e gore maşuk daima günahsız olandır. Hakeza Hüsn ü Aşk’ta da maşukun hocası “İsmet”tir. Öyleyse maşukun hocasını dinlemediği her fiilde, zelle failidir.
Şeyh Galib neredeyse divan şiirinin her unsurunda rakiplerine meydan öğrenim görmüştür. O şekilde ki en zor türlerden önde gelen ve divan edebiyatında oldukça fakat oldukça azca rastlanan “bahr-ı tavil”le dahi yazmıştır. Üstelik zor olması hasebiyle bu kadar endemik bir tür olan bahr-ı taville toplamda 4 mısra birden yazmıştır. Fe’ilatün, mefa’ilün, müstef’ilün benzer biçimde cüzlerin arka arkaya sıralanarak yazılan bahr-ı tavile Şeyh Galib’in “bir mısralık” örneği şudur;
BAHR-I TAVÎL MISRÂ-I EVVEL (Birinci Mısra)
“Ey gülistân-ı letâfetle hezâr işve vü nâz ile yetişmiş gül-i ra’ nâ sana gûyâ ki edip müşk-i-sahâb ü mey-i Gülgün ü gülâbı dahı bârân edip enfâs-ı Mesîhayı nesîm eyleyip envâ-ı nezâketle tarâvatle verip perveriş etmişler o rûhsâreyi yüz reng-i bahâran ile bin gonce-i handanı mukattâr kılup el-hak bir aceb sûrete koymuş seni nakkâş-ı ezel kim ne gelir misli ne gelmek mutasavver görünür bu şekilde bahâ bu hüsn ile yaraşmaz sana ki âşık-ı şûrîde-i bî-tâbını mahzûn edesin nâle ile ciğer-hûn edesin yâ bu mıdır kâide-i şehr-i mahâbbet bu mıdır târz-ı meveddet tutalım bu şekilde imiş farz mı ol kaideyi eylemek icrâ ne olurmış bir iki gün dahı terk eyleyip ol resm-i cefâyı donadıp bezm-i safâyı oturup meclise begler benzer biçimde sen nûş-ı şarâb eylesen uşşâk-terâne ile dil ü sînesini nây ü rebâb eylese kimmenede hâşâ”
Bu çok büyük türe niçin bu kadar azca rastlanıldığı o şekilde sanıyorum ki artık her insanın malumudur.
Şeyh Galib’in şarkıları ayrı bir hüviyete haizdir. Yalın bir söyleyişi vardır ki; usandırmayan itirafların ağdasız tekellümüdür;
“Ey nihâl-i işve bir nevres fidânımsın benim
Gördüğüm günden beri hâtır-nişânımsın benim
Ben ne hâcet kim diyem rûh-ı revânımsın benim
Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim
Derd-i aşkın ben senin bîhûde izhâr eylemem
Lâf edip âh u enini kendime kâr eylemem
Hâsılı âlem bilir bu sırrı inkâr eylemem
Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim
Ey gül-i bâğ-ı vefâ malûmun olsun bu senin
Hâr-ı cevr-i ile sakın terk eylemem pîrâmenin
Ölme var ayrılma yokdur o şekilde tutdum dâmenin
Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim
Gâhî ikrâr eyleyip gâhî dönerek inkârdan
Aksini seyreylerim âyînede dîvârdan
Gerçi bu sûretle pinhân eylerim ağyârdan
Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim
Beste kıldım sâz-ı efkârı o zülf-i sünbüle
Oldu Gâlib perde-i âhım muhayyer sünbüle
Her çi bâd-â-bâd bâğlandım hevâ-yı kâküle
Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim”
( https://soundcloud.app.goo.gl/hSxxd )
Şeyh Galib’in en ünlü şiiri olan Terc-i Bend-i Diger şiiri de tüm heybetiyle bugün dahi insana haddini bildirmektedir;
“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”
Hem ozan, şu bercesteden gayrı ne desindi?
“Âh minel-aşk ve hâlâtihî 
Ahraka kalbî bi-harârâtihî”
***
Şeyh Galib.. Şiirin burcu olup giderken, haklı bir teyakkuz ile şu yakaza mısraını ardı sıra baktı;
“İn dem ki zi şairi yaratı nist
Sultan-ı sühan menem diger nist”
(Bu devirde şairlikten yaratı yok, sözün sultanı benim ötekiler yok)
Şairin şuuru, yapacağı ve yapmış olduğu şeyden haberdar olmaklığıdır bir çok kez. Kendinden geçip cezbeye gelen şairlerle O’nu ayıran şey, kim bilir bu teyakkuzdu. Şiire bir hevesle değil bir hedefle girmişti. “Mer ana dinür ki aça nev rah” ahdiyle menzilini belirleme etmiş ve maksuna ermişti.
Şeyh Galib.. Şiir tedavülümün intisap noktasıdır. Alem-i şiirde önünde diz çöküp kendime şeyh saydığımdır. Onunla kurduğum bağlantı, şiirdeki irtibatımı alazlandırıp menzilimi belirleme ediyor ve beni bir öncüye arkçı olma masuliyetine zorunlu kılıyor.
Rıza makamında payidar olsun.
***
Sözü böylece tamam edelim,
Son bir tahammül ile bu miskine kulak verelim..
Görelim ki ne söyler?
Belki de sehven-i kelâm etmiştir,
Affınıza sığınma eder..
Şeyh Galib fazlaca olmuştur
Dar-ı bekaya irtihal edeli
O varmıştır maksuduna
Biz kalmışız bir geri..
Varacağız elbet mukadder bu
Âmin diyelim, bulalım huzuru..
Hak Teâlâ bu tarz şeyleri okuyanlara
Versin hayırlı bir nihayet,
Âmin diyelim,
Yazan bulsun hidâyet..
Okuyalım Şeyh Galib Hazreti’nin
Ruhaniyetine bir Fatiha,
Ama evvel olsun Habib Zişan’a salat selâm..
El-Fatiha..
Measselam.. (Oğuzhan Âsım Güneş)

Üniversitede bana Eski Türk Edebiyatı dersini sevdiren, son büyük Divan şairidir. 600 senelik bir yazınsal geleneğin sonuna denk gelmesi de ayrı bir özellik olmuş. Şeyh Galip Mevlevi geleneğinden gelme bir yazar. Galata Mavlevihanesi şeyhliği de yapmıştır. Padişahlarla arası oldukça iyidir. Kaside ustasıdır. Hüsn-ü Aşk’ı ile tanınır. Ama Divan’ı da kesinlikle muhteşem. Bu tarza ilgisi olan her insana, muhakkak tavsiye ediyorum. (İsmail SALCAN)

Kendi milletinin eski edebiyatı insana hep bir yabancı edebiyatmış benzer biçimde görünecektir.
Dichtung und Wahrheit, III. Anmerkpngen. Früheres Vortwort
yazar/i877 / kitap/kitap–28195 (zaimoğlu mehmet)


Şeyh Galib Divanı PDF indirme linki var mı?


Şeyh Galip – Şeyh Galib Divanı kitabı için internette en oldukça meydana getirilen aramalardan birisi de Şeyh Galib Divanı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan bir çok kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Şeyh Galip Kimdir?

Galib Mehmed Esad Dede yada tanınan kısa adıyla Şeyh Galib (1757, İstanbul – 1798, İstanbul), Türk divan edebiyatı şairi, mutasavvıf. 1757 senesinde İstanbul’da dünyaya geldi. 9 Haziran 1791 tarihinde Galata Mevlevihanesi şeyhliğine atandı. 1798’de vefat eden Galib Mehmed Esad Dede, avluda yer edinen türbeye defnedildi.Esed ve Galip mahlaslarıyla yazdığı şiirlerini biriktirerek 24 yaşlarında iken divanını meydana getirdi (1780). Sembolizm benzeri bir tarzın Türk edebiyatındaki öncüsü olmuş, birçok buluşu ve yarattığı mazmunlarla Divan Edebiyatı’nın gelişmesinde büyük bir rol oynamış olmasına karşın divan şiirinin geleneklerinden de kopmamıştır. Bugün Şeyh Galip’in şiirleri gösterdiği mükemmel sembolizm ve betimlemelerle bilhassa Batıda fazlasıyla beğeni toplamaktadır. Şeyh Galip’in eserlerinin en mühim yönlerinden birisi de tasavvufi temellere haiz olmasıdır.


Şeyh Galip Kitapları – Eserleri

  • Hüsn ü Aşk
  • Şeyh Galib Divanı
  • Ateş Denizinde Mumdan Gemiler
  • Şeyh Galib Divanından Seçmeler
  • Şeyh Galib Kitabı
  • Mevlevi Ayinleri Mecmuası
  • Hüsn-ü Aşk


Şeyh Galip Alıntıları – Sözleri

  • “Sevmez mi sever mi kimse bilmez
    Ol aşama de bi haber denilmez.” (Hüsn ü Aşk)
  • که جانیمدا ایستك وار,
    که گوکلومده نشه (Şeyh Galib Divanından Seçmeler)
  • “Gelsin mi o âhlar beyâna
    Bir nebzesi sığmaz âsmâna.” (Hüsn ü Aşk)
  • “Vardır dehan-ı dilbere şayan bir sözümüz
    Nam-ı vefayız ah-ı müsemmaya hasretiz.” (Şeyh Galib Divanı)
  • Bağlanıp zülfüne bozdum ahdi de peymânı da
    Çeşmini gördüm unuttum derdi de dermânı da (Şeyh Galib Divanı)
  • [Yarabbi, bu ne bekleyiştir; bu ne biçim zamandır ki geçmek bilmez. ] (Şeyh Galib Divanından Seçmeler)
  • ~
    Şem’ine pervâneyim pervâ ne lâzımdır bana..
    ~
    | Şeyh Gâlib (Şeyh Galib Divanından Seçmeler)
  • ” Fâriğ olmam eylesen yüzbin cefâ sevdim seni
    Bu şekilde yazmış alnıma kilk-î kazâ sevdim seni… ” (Şeyh Galib Divanından Seçmeler)
  • Belki de her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiğinin ifadesiydi bu. (Ateş Denizinde Mumdan Gemiler)
  • Unutmayın ki, bundan sonrasında da başınıza türlü haller gelecektir, o vakit Allah’ı kalbinizde anıp O’ndan yardım dileyin. (Ateş Denizinde Mumdan Gemiler)
  • al destine bir bâde derd u gamı ver bâda (Şeyh Galib Divanı)
  • “Sabr eyle birazcık sen etme efgân
    N’eyler bakalım Hudâ-yı zî-şân.” (Hüsn ü Aşk)
  • Ben ne hâcet kim diyem rûh-i revânımsın benim
    Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim (Şeyh Galib Divanından Seçmeler)
  • “Ger zî sırr-ı aşk güftârest ba’d ez hâmuşî
    Ez sühân bâlâ çi esrârest ba’d ez hâmuşî”
    Galib, üç senelik aradan sonrasında, şiire Farsça bir gazelle döner:
    “Sustuktan sonrasında söylenen sözler eğer aşkın sırlarına dairse, sözden daha yüksek ne vardır?”
    mea­linde bir matla’ ile başlamış olan gazel, çile sırasındaki suskunluğuna bakarak onun ar­tık şiir söyleyemeyeceğini iddia edenlerin kötü halde yanıldıklarını göstermiştir. (Şeyh Galib Kitabı)
  • “Bîçâre gönül gamı-yle yansın
    Tek ol büt-i âteşîn inansın
    Hûn-âbe-i hecre cân boyansın
    Mahrûm gözi şerâba kansın
    Her kahrın bin Kerem gedâdır.” (Hüsn-ü Aşk)
  • Tedbîrini terk eyle takdîr Hudâ’nındır
    Sen yoksun o benlikler hep vehm ü gümânındır
    Birden bire bul aşkı bu tuhfe bulanındır
    Devrân olalı devrân erbâb‐ı safânındır
    Âşıkda üzüntü neyler gam halk‐ı cihânındır
    Koyma kadehi elden söz pîr‐i mugânındır (Şeyh Galib Divanından Seçmeler)
  • Aynı şekilde, Hüsn ü Aşk’ta yer edinen “Geceye ve Kışın Şiddetine Dair/Der Ödat-ı Şeb ve Sertlik-i Şita” başlıklı kısmı, burada anımsamak gerekiyor. Bu bö­lümde, Aşk’ın Kalp diyarındaki yolculuğu esnasında, kendini ansızın içinde buldu­ğu bir kış gecesi anlatılmaktadır.
    Şeyh Galib’in kendisine mi, yoksa icad etmiş olduğu öykü kahramanı Aşk’a mı ilişkin olduğu kolay kolay kestirilemeyen geceye ve kışın ayazına ilişkin intibalara ve dolayısıyla ifadenin şiddetine dikkat etmek gerekir.
    Hafif açılarak sadeleştirilmiş şu cümlelere, beraberce göz gezdirelim isterseniz:
    “Bu karanlık ve soğuk gecede ay ışığı donmuş…
    Karanlık, bir ceylan benzer biçimde or­talıklarda kol geziyor.
    Karın içindeki siyahlıklar insana, gözün beyazlığı içindeki “göz bebeği”ni hatırlatıyor.
    Kar, kışla birlikte yer yüzüne inerken, gece bir zenci­nin dişleri benzer biçimde sırıtıyor.
    Her tarafta sıçrayıp duran kıvılcımlar ayazın sertliğinden donup kalıyorlar.
    Uzak dağlarda kaynayan sular, göklere yükselerek kar adıy­la/şeklinde tekrardan ve durmaksızın yağar da yağarlar.
    Havada uçan bir kuş bile gözükmüyor. Göklerde, yalnız tek tük ateş renkli uçuşlar göze çarpıyor.
    Bu koşul­larda eğer sabahleyin, buzdan kazıklarını güneşe çakmasa, onun ateşini de rüzgar alıp götürebilirdi.
    Şiddetli kış buzdan sütunlanyla destek olmasa, yeşil/mavi gökler bölgelere çökerdi. Ağlayan gözlerde yaşlar dahi buz tutmuş!
    Bu umarsızlık içinde insanoğlu, ölümü dahi gözlükle arar hale gelmişler.
    Daha da önemlisi, karanlıklada yüklü gecede “düşünce yolu” da buz tuttuğu için, söze can veren tüm sanatkarlar sükütu tercih eder hale gelmişler.” (Şeyh Galib Kitabı)
  • ‘Erişip bahâra bülbül yenilendi söyleşi-i gül
    Yine nevbet-i tahammül dil-i bî-karâra düşdü’ (Şeyh Galib Divanı)
  • “Gelsin mi o âhlar beyâna
    Bir nebzesi sığmaz âsmâna.” (Hüsn-ü Aşk)
  • Demek ki yol bir kez seçildiyse, artık engellere ve zorluklara tahammül etmek gerekirdi. (Ateş Denizinde Mumdan Gemiler)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle



[

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
düşmeyen takipçi satın al tiktok takipçi satın al Instagram takipçi hilesi instagram yabancı takipçi satın al takipçi satın al
viagra meritking meritroyalbet bahsine giriş madridbet yeni giriş paralı tombala siteleri