Eğitim

Söz Işıldağı – Ali Çolak Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Söz Işıldağı – Ali Çolak Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Söz Işıldağı kimin eseri? Söz Işıldağı kitabının yazarı kimdir? Söz Işıldağı konusu ve anafikri nedir? Söz Işıldağı kitabı ne konu alıyor? Söz Işıldağı PDF indirme linki var mı? Söz Işıldağı kitabının yazarı Ali Çolak kimdir? İşte Söz Işıldağı kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Ali Çolak

Yayın Evi: Zaman Kitap

İSBN: 9789758578290

Sayfa Sayısı: 139


Söz Işıldağı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Canımın canı, edebiyatın narçiçeği denemeyi bin türlü adla anarım da ona en fazlaca söz ışıldağı demeyi yeğlerim ben. Nereden bakarsanız bakın, ışıldak hem çağrışımlarıyla hem de o nesnenin görmüş olduğu işlevle içimin ısınmış olduğu bir kelime. Denemeye de ısmarlama bir elbise şeklinde tastamam oturuyor. Hem onun kıpır kıpırlığını, cazibesini, insanda bıraktığı şölensi tadı veriyor bu yakıştırma, hem de kurcalayıcı, zihin açıcı, aydınlatıcı yönüne uygun düşüyor.

Deneme, Salah Birselin söylediği şeklinde bir eğlen-gör-işit çabasıdır. Deneme yazarı adını hak etmiş tüm ustaların pusulasıır bu üç sözcük. Onların yazı serüveni, başından sonuna bir görme, işitme yolculuğu ve keyifli bir gezintidir. Boşuna değildir, Birselin “Her insan bir sicil-i Osmanidir.” demesi. Denemecinin ömrü; yaşamın, olayların, nesnelerin ve insanların sicilini çıkarmakla, onların üzerine ha bire ışıldak tutmakla geçer. Deneme akıl öğretmez; fakat fazlaca şey öğretir, keşfettirir. Oldukca şeyi sevdirir insana, en başta da kendini…


Söz Işıldağı Alıntıları – Sözleri


    Söz Işıldağı İncelemesi – Kişisel Yorumlar


    Söz Işıldağı PDF indirme linki var mı?


    Ali Çolak – Söz Işıldağı kitabı için internette en fazlaca meydana getirilen aramalardan birisi de Söz Işıldağı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan bir çok kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

    Kitabın Yazarı Ali Çolak Kimdir?

    1965 senesinde Nazilli’de dünyaya geldi. Toygar İlkokulu’nu, Sümer Ortaokulu’nu ve Nazilli Endüstri Meslek Lisesi’ni tamamlamış oldu. Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi’nde başladığı yüksek öğrenimini ikinci sınıfta bıraktı. Daha sonrasında Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Kısmı’ne girdi ve 1988 senesinde buradan mezun oldu. Bir süre bir yayınevinde çalıştı. 1989’un Mart ayında dostlarıyla beraber edebiyat dergisi Kırkikindi’yi çıkardı.(3 Sayı) Daha sonrasında Milli Eğitim bakanlığı’na geçerek Mardin’in Savur ilçesinde edebiyat öğretmenliğine belirleme edildi. Burada yarım dönem çalıştıktan sonrasında çekilme etti ve İstanbul’da bir hususi öğretim kurumunda öğretmenliğe başladı. 12 yıl süreyle öğretmenlik ve yöneticilik yapmış oldu.

    1989’da, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeni Türk Edebiyatı Kısmı’nde başladığı yüksek lisans çalışmasını, tezini tamamlamadan bıraktı. Çeşitli edebiyat dergilerinde denemeler yazdı. 1992 senesinde Zaman gazetesinde köşe yazarlığına başladı. Deneme türünde eserler veren ve çeşitli yayınevlerinden çıkmış 10 kitabı bulunan Ali Çolak, 1996 senesinde ‘Günlük Güneşlik Şarkılar’ adlı kitabıyla, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ‘Yılın Deneme Yazarı’ ödülünü aldı. Ali Çolak, haftada bir yazdığı köşe yazılarının yanı sıra 2001 yılından bu yana Zaman’ın kültür – sanat sayfası editörlüğünü yürütüyor.


    Ali Çolak Kitapları – Eserleri

    • Mavisini Yitirmiş Yaşamak
    • Günlük Güneşlik Şarkılar
    • Periyi Uyandırmak
    • İnce Sözler
    • Bilmem Hatırlar mısın?
    • Susarak Konuşalım
    • Yitik Hüzün
    • Söz Işıldağı
    • Günsarısı
    • Günün Ötesi
    • Ozan Dediğin
    • Bir Bahçe Düşü
    • Ama Sözcükleri Götüremezler
    • Bir Ateş Yakmak
    • İslam’a Nazaran Anadolu’da Düğün Adetleri


    Ali Çolak Alıntıları – Sözleri

    • ‘Kaçmak’… galiba bugünlerde ruhum en fazlaca onunla meşgul. Kendime mi, uzaklara mı, meçhule mi? Ne önemi var… (Yitik Hüzün)
    • ” Bu kentin koynuna girdiğim günden beri
      Cebimde ölümüm
      Avuç avuç dağıtırım insanlara bir türlü tükenmez ölümüm.”
      Alâeddin Özdenören (Bir Bahçe Düşü)
    • ”Aşkın şiddetine direnme edecek ve fakat birbirine değdikçe alev alacak kelimelerimiz yok artık.” (Bir Bahçe Düşü)
    • Dağı taşı, kurdu kuşu, cümle yaratılmışı dost bilsek kendimize… (Günün Ötesi)
    • Delirecekmişim şeklinde hissediyorum. Bu korkulu çağda daha çok yaşamayı sürdüremem. (Periyi Uyandırmak)
    • İnsan çağımızda gönül tarlasına durmadan put dikiyor. Kendi türettiği eşyaya, kendi kurduğu sisteme yada kendinin yücelttiği insana tapmak kanalıyla kendine tapmaya çalışmakta kim bilir. Kendini dolaylı yoldan putlaştırmanın boş deneyinde.. (Ama Sözcükleri Götüremezler)
    • Oyuncağın kıt olduğu zamanlarda yaşamı sürdürmenin güzel bir yanı var mıydı?
      Bu bir avuntu değilse evet vardı!
      Mecburiyetten, elinden iş gelir çocuklar olmuştuk.
      Çakıyla, testereyle, keserle kendi oyuncağımızı kendimiz yapabiliyorduk.
      Harikulade uçurtmalar yapar uçururduk örneğin…
      Küçücük ellerimizle yaptığımız oyuncakları hiçbir yapınak üretemezdi… (Bir Ateş Yakmak)
    • Yitirdiğinin farkına varmak, kim bilir aramaya adım atmak için ilk adımdır. (Mavisini Yitirmiş Yaşamak)
    • İçinizde bir kıpırtı oluyorsa karlar savrulunca, yüreğiniz kamaşıyorsa, yaşınıza başınıza aldırmayın. Çıkın sokaklara, yürüyün, ıslık çalın, türküler açıklayın… Size birlikte rol alan birileri kesinlikle olacaktır. Hiç kimse yoksa, gece yarısı bir dostunuzu uyandırın, İsmet Hususi’in söylediği şeklinde. Ona kar musikilerinden söz edin. İçinizi beyaz bir şarkı kaplasın sabaha kadar… (İnce Sözler)
    • Çocukluğun cumartesileri, birazcık uyku, tatlı bir tembellik, naz ve en o kadar da oyun değil midir? Hiç bitmeyecekmiş şeklinde gelen, fakat o denli da acele bitiveren, sabun köpüğü şeklinde uçup giden, ardında ince yorgunluklar, vakit dinlemeyen çocukça arzular ve akşam kızıllıklarına doğru yükselen toz bulutları bırakıp giden bolca ışıklı bigün… (Günlük Güneşlik Şarkılar)
    • İnsan insandır ve acılar evrenseldir. (Günsarısı)
    • Onlar hüznü bir ceyiz
      Çileyi ince bir nergis
      Ve gülerken bir dağ silsilesi
      Taşırlar
      Ve acıdan ibarettir
      Kayıtlarımızda anneler (Bir Ateş Yakmak)
    • İnsan bir hatıra oluyor sonunda (Susarak Konuşalım)
    • Ahmet Haşim’in ‘hastalığı’ ise. Allah affetsin, gene boğazındandır fakat bu düzgüsel bir ‘yiyecek’ tutkusu değildir. Haşim toprak yer! Evet, toprak … Masasının üstünde, mavi bir çanak için-de, kili asla noksan etmediğirıi en yakın arkadaşları anlatır. Büyük bir iştah ile yediği bu kili, zamaan vakit misafirlerine de ikram etmiş olduğu olmuştur. Hani şu vaktiyle. hamamlarda saça sürülen koyu toprak rengindeki kil yok mu, ozan işte onu çerez şeklinde atıştırır: Üstelik böbrek hastası olduğu ve kumlu şeyler yememesi gerektirme etmiş olduğu halde … Bu vaziyetine tanık olan Abdülhak Şinasi Hisar, onun iştahla yediği toprakta çocukluk günlerinin kokusunu buldu-ğunu anlatır: “Karanlık ve yalnız saatlerinde bu toprağı, ağzına alıp çiğnediği zamanlar, onun kokusunda bir ihtimal çocukluğunun, Dicle’nin geçmiş olduğu mevsimlerde ve en eski gecelerinin titrek, hislerini buluyordu. Haşim, bu kili ağzına alınca bir ihtimal o eski toprakların, gecelerin, sıcakların usaresini bir meme şeklinde emdiğini duyuyor ve ruhuna onların tadının döküldüğünü duyuyordu (Ozan Dediğin)
    • Sevdiğini asla söyleyememek ne acıdır! (Günün Ötesi)
    • Mendil kadar toprağım olsa dünyada
      Bir ağaç dikip de şu şekilde yaslansam
      Dalından bir kazma sapı yapsam bir de ok
      Tabutunu kendi çakmış bahtiyar olsam
      Şaban Abak (Mavisini Yitirmiş Yaşamak)
    • Yeryüzünde hiçbir ses, hiçbir koku ve yaşanmış hiçbir an bütünüyle yok olmaz, silinmez.
      Yeri ve zamanı vardığında, bir itici güç, bir vaka ya da bir çağrışım asla ummadığımız anda fitili ateşler ve onlar, saklandıkları yerlerden, küllerini silkeleyip çıkarlar: hatırlarız! Hatırlayamadıklarımızın ya zamanı gelmemiştir ya da geçmiştir.
      Jorge Semprun, “Her şey kaldı bende her şey!” diyordu. (Bilmem Hatırlar mısın?)
    • Şimdi, var ise yoksa plastik ve mutlu bayanlar sanatı. (Yitik Hüzün)
    • Ağrıya, melâle, kedere tutulmuşlar, huzursuzlar… Hangi çağda, nerede yaşarsa yaşasın, buluyorlar birbirlerini.. (Ama Sözcükleri Götüremezler)
    • Hepimiz ayrı ayrı tutulduk dünyaya
      Denizi görenler deliye döndü
      Gökyüzüne bakışı vardı bir ceylanın
      Tüm ömrümce unutamam… (Susarak Konuşalım)

    YORUMLAR

    YORUM YAZ!

    Yorum Ekle



    [

    İlgili Makaleler

    Başa dön tuşu
    düşmeyen takipçi satın al tiktok takipçi satın al Instagram takipçi hilesi instagram yabancı takipçi satın al takipçi satın al
    viagra meritking meritroyalbet bahsine giriş madridbet yeni giriş paralı tombala siteleri