Eğitim

Yalnızlık ve Umut – Erol Göka Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Yalnızlık ve Umut – Erol Göka Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Yalnızlık ve Umut kimin eseri? Yalnızlık ve Umut kitabının yazarı kimdir? Yalnızlık ve Umut konusu ve anafikri nedir? Yalnızlık ve Umut kitabı ne konu alıyor? Yalnızlık ve Umut PDF indirme linki var mı? Yalnızlık ve Umut kitabının yazarı Erol Göka kimdir? İşte Yalnızlık ve Umut kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Erol Göka

Yayın Evi: Kapı Yayınları

İSBN: 9786057838490

Sayfa Sayısı: 215


Yalnızlık ve Umut Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Yalnızlık ve Umut

Yalnızlık her yönüyle kaçınılması ihtiyaç duyulan bir hal mi?

Yoksa iyi tarafları da mevcut mu?

Kimsesizlik ile yalnızlık aynı şey mi?

Yalnızlığın değişik türevleri var mı?

Herkesin yalnızlık deneyimi aynı mı?

Duygusal yalnızlık ve toplumsal yalnızlık değişik mı?

Peki, “umut” tüm bunların neresinde konumlanıyor?

Erol Göka, Yalnızlık ve Umut’ta tüm bu sorular ve daha fazlası üstünden, çağıl dünyanın en acı açmazlarından birini sorgulamaya girişiyor. Yalnızlıkla beraber yabancılaşmayı, can sıkıntısını, mutsuzluğu odağına alıyor Göka. Ne olduğu unutturulmaya çalışılan umudun ise insanı iyi mi ayakta ve diri tuttuğunu her insana tekrardan hatırlatıyor.

Kitabın, ‘Günümüzde Varoluşsal Çaresizlikler ve Çıkış’ alt başlığı ise Göka’nın dillendirmeye çabaladıklarının özeti durumunda.

ÇARESİZLİK VARSA ÇÖZÜM DE VARDIR…


Yalnızlık ve Umut Alıntıları – Sözleri

  • Bana o şekilde geliyor ki, dostluk da aşk şeklinde insan varoluşunun daha çocuklukta kökleşmiş temel koreografisinde sağlam bir yere haiz. Sanki rekabeti de öğrenmek zorunda kaldığımız aile ortamında kardeşlik hisleri kana kana yaşanamadığı için kalbimizde “ideal kardeşlik” için bir yer açılıyor ve hayatımızın içinde ruhları ruhlarımıza değen, ortak erdemlerde buluştuğumuz azca sayıdaki insanı o makama yerleştiriveriyoruz.
  • Kadın, toplumsal hayata katılıp özgürleştikçe, eski zamanların hastalıklı duygusal aşk idealleri parçalanıyordu. gelenekler ortadan kalkıyor, saf ilişkiyi esas alan yeni bir ilişki modeli ve etik ortaya çıkıyordu.
  • Kierkegaard, umutsuzluğa ölümcül hastalık diyor.
  • Aşk itina göstermektir; arzu, oburca tüketmek isterken aşk sahiplenmek ister
  • Yalnızlığın günümüzde ne denli büyük ve yaygın bir mesele bulunduğunu göstermek açısından en çarpıcı data, 2018 senesinde Birleşik Krallık hükümetinin yalnızlıkla savaşım etmek suretiyle bir bakanı görevlendirmesi.
  • Elde ettiğiniz şey, tatminin ve mutluluğun degil yeni bir isteğin tetikçisi olacaktır.
  • Geleneksel dünyada hazza dayalı bir mutluluk anlayışı oldukça acayip karşılanıyor, insana uygun olmadığı kabul ediliyordu. İnsana uyan, idealleştirilen ve uğruna savaşım edilen şey, anlık zevkle değil, sadece erdemle bağlantılı olabilirdi.
    Hayat ve mutluluk bahsini açtığınızda “oldukça eğlendim”, “oldukça zevk aldım” şeklinde kısa süreli duygulanımlarınızdan ziyade halinizden memnuniyetinizi dile getirirdiniz. Bir çok vakit bu sevinç,ciddi bir basireti, sağduyuyu da temsil ederdi. Hayatın,kendisine verilen ömrün ne demek bulunduğunu anlamış; onun kıymetini bilen, şükür makamındaki geleneksel insanoğlu, başlarına gelen zorlukların, acı ve hüzün dolu olayların mutluluklarına mâni olmadığını algı edecek ferasete sahiptiler.
    Kadim kültürlerde yazgı muhteşem olana, gözyaşı gülmeye, hüzün neşeye, ölümü düşünmek yaşam stratejilerine kafa yormaya yeğ tutulurdu. İnsanlar, yaşamın salt pozitife ya da salt negatife indirgenemeyecek kadar varlıklı bulunduğunu bilirlerdi. Pozitifte ne kadar ısrar ederlerse o denli negatife batacaklarına müdriktiler. Ahlaki bir gerilim olmaksızın, ahlakla muameleye girmeden edinilen malumata data demezlerdi. Erdemsiz mutluluk olmayacağının, mutluluğun emek vermeye değecek, uğruna ölecek değerlerde aranması icap ettiğinin farkındaydllar.113
  • Modern insan, her birlikteliğin emek gerektirdiğini anlamıyor, öteki insanları yapışıverecekleri nesne şeklinde görüyor. “Çoğu modern insanın gerçeklik duygusu konusunda, başkalarına olan bağımlılıkları öyle bir noktaya varmıştır ki, onlar olmadan var olma hissini yitireceklerini düşünürler. Kumda akan su gibi ‘dağılacaklannı’ hissederler. İnsanların çoğu hayatlarını sürdürebilmek için başkalarına dokunmak zorunda olan körlerden farksızdır” diyor Rollo May. Yalnız kalma korkumuzun temelinde kendjmize dair farkındalığımızı yitirme endişesi olduğunu, uzun süre etrafımızda bizi dinleyecek birisi bulunmadığında, hiç olmazsa bir radyo sesi algı dünyamızı doldurmadığında kendimizi boşlukta hissettiğimizi düşünüyor. Sürekli yalnızlıktan yakınıp duran, yalnızlık çığlığını reklam bürosu gibi kullananların oyununa gelmiyor. Başkaları olmadan, onlara yaslanmadan yaşamayı göze alamayan, sevgi kaçkınlarını “doldurulmuş insanlar” olarak niteliyor. Hakiki yalnızlık hissinden, varoluşsal yalnızlığını fark edip olgunlaşmaya çalışanlardan ziyade yalnızlık edebiyatının ve çoğu zaman bencilce yalnız yaşamayı seçenlerin arttığını görüyor.
  • Eğer siz de onunla birlikte onun sorun olarak gördüğü şeylere üzülüp somurtmaya başlarsanız ancak iyi bir mutsuzlar ekibi olabilirsiniz.
  • ‪“Yalnızlıktan yakınacağınıza, derdim bana derman imiş diyerek, gerektiğinde acıyı bal eyleyerek ömür yolculuğunu nefsimizi olgunlaştırma amacıyla sürdürmeli. Taki ömrümüz bitene kadar…” (s.206)‬
    ‪| Erol Göka, Yalnızlık ve Umut‬


Yalnızlık ve Umut İncelemesi – Kişisel Yorumlar


Yalnızlık ve Umut PDF indirme linki var mı?


Erol Göka – Yalnızlık ve Umut kitabı için internette en oldukça meydana getirilen aramalardan birisi de Yalnızlık ve Umut PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan bir çok kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Erol Göka Kimdir?

1959 senesinde Denizli’de dünyaya geldi. Ortaöğrenimini “parasız yatılı” olarak Aydın’da tamamladı. 1983’te “Tıp Doktoru”, 1989 senesinde “Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı”, İzmir’de tamamladığı askerlik görevinin arkasından 1992 senesinde “Doçent” olmaya hak kazandı. 1998’de Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Şefi oldu. 2010 yılı başında Konya Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı’na “Profesör” olarak atandı.

Psikiyatrinin birçok alanında meydana getirilen bilimsel çalışmalarda yer almasına karşın ilgisi, daha oldukça psikiyatrinin toplumsal bilimlerle ve felsefe ile kesişim noktalarında yoğunlaşmıştır. İnsanın dinamik özelliklerine ve grup-varlığına olan ilgisi onu psikodinamik yönelimli klinik uygulamalara ve grup psikoterapilerine yöneltmiştir. Bu nedenle bilimsel emek harcamaları ve klinik deneyimleri daha oldukça bu alanlardadır. Psikiyatrinin toplumsal bilimlerle ve felsefeyle olan kesişim noktalarıyla ve psikoterapilerle ilgili oldukça sayıda görüşmede konuşmacı ve hususi davetli konferansçı olmuştur. “Türkiye Günlüğü” ve “Türkiye Klinikleri Psikiyatri” dergilerinin gösterim; birçok tıp ve beşeri bilimler alanındaki derginin danışma kurullarında bulunmaktadır.

Mesleki alanda yayınlanmış kitapları içinde öne çıkanları “Psikiyatri ve Felsefe”, “Felsefe ile Psikiyatri”, “Hayatın İçinde Psikiyatri”, “Varoluşun Psikiyatrisi”dir. Psikiyatri uygulamalarının deneyimi ve felsefi ilgilerinin sonucu olarak ortaya çıkan görüşlerini “Hayata ve Aşka”, “Kadınlar, Erkekler, Âşıklar”, “Ölme” kitaplarında toplamıştır.

Büyük grupların davranışlarının dinamiklerine ve tarihsel kökenine yönelik çabasının ürünü olan “İnsan Kısım Kısım: Topluluklar, Zihniyetler, Kimlikler” adlı kitabının yanı sıra Türklerin tarih süresince değişmeyen tutumlarını anlamaya yönelik araştırmalarını “Türk Grup Davranışı” adı altında 2006 senesinde yayınlamıştır. Bilimsel ve toplumsal çevrelerin yoğun ilgisini çeken ve birçok emsalsiz görüşü barındıran bu emek verme, oldukça verimli tartışmalara niçin olmuştur ve olmaktadır. “Türk Grup Davranışı” kitabı sebebiyle Göka, Türkiye Yazarlar Birliği “2006 yılı Yılın Fikir Adamı Ödülü”ne layık görülmüştür. Erol Göka, “Türk Grup Davranışı” adı altında başlatmış olduğu ve halen devam eden çalışmalarını kitaplaştırmaktadır. “Türklerin Psikolojisi”, “Türklerde Liderlik ve Fanatizm” ve “Türk’ün Göçebe Ruhu” bunlardandır.

Mesleki alanın yanı sıra fikir dünyasını da ilgilendiren mevzularda birçok kitap yazmış; cemiyet psikolojisiyle ilgili bir otorite olarak tanınması sebebiyle görsel ve yazılı medyada gerek sunucu gerek konuşmacı olarak onlarca kere yer almış; üniversiteler, sivil cemiyet örgütleri ve resmi kurumlarca toplantılara çağrı edilmiştir. Erol Göka, 2008 senesinde, “ilmi çalışmalarıyla Türk milletinin ufkunu açan eserler ortaya koyması” dolayısıyla, “Ziya Gökalp/ Türk Ocakları İlim ve Teşvik Armağanı”na layık bulunmuştur.


Erol Göka Kitapları – Eserleri

  • Geçimsizler
  • Ölme – Ölümün ve Geride Kalanların Psikolojisi
  • Hayatın Anlamı Var mı?
  • ‘Gerçek’ İnsanın Yüzünde Yazar mı?
  • Türklerin Psikolojisi
  • Mutedil Müslümanların Günümüzdeki Düşmanları
  • Varoluşun Psikiyatrisi
  • Kadınlar, Erkekler, Aşıklar
  • Aşk Her Şeyi Affederse
  • Psikiyatri ve Felsefe
  • Türk’ün Göçebe Ruhu
  • İnternet ve Psikolojimiz
  • Yedi Düvele Karşı
  • Bilimlerin Vicdanı Psikiyatri
  • Hoşçakal
  • İnsan Kısım Kısım
  • Ilkin Söz Vardı
  • Türk Grup Davranışı
  • Yalnızlık ve Umut
  • Kalpten
  • Hasta Bedenin Ruhu
  • Buradan Bu şekilde / Hayatın Psikososyopolitiği
  • Hayata ve AŞKA…
  • Psikoloji Varoluş Maneviyat
  • Freud


Erol Göka Alıntıları – Sözleri

  • Hayatın ne işe yaradığını idrâk edebilmek için ömrün sonuna gelmek gerekmiyor. Tıpkı deniz suyunun tuzlu bulunduğunu idrak etmek için tüm denizi içmek gerekmediği şeklinde. Bir damla tatmak, bir süre yaşamak yetiyor. Hayatın meşakkatli bir seyahat bulunduğunu görmek için. (Hayatın Anlamı Var mı?)
  • İnsan, evvel anasının kucağına, bir dilin, bir geleneğin içine doğardı, şimdiki çocuklar fazladan dijital hızla gelişen teknolojinin de içine doğuyorlar. Dijitallik, adeta onların ana dili şeklinde, bizim içinse öğrenmeye, kekeleyerek konuşmaya çalıştığımız bir yabancı dil. (İnternet ve Psikolojimiz)
  • ” Öğrenip savaşım etmek, savaşım edip öğrenmek ve yeni bir dünya oluşturmak için çalışmak mecburiyetindeyiz. Başka çaremiz yok. ” (Mutedil Müslümanların Günümüzdeki Düşmanları)
  • Bugünkü bilimsel bilgilerimiz; insanoğlunun bilincini, bir başka bilincin istekleri doğrultusunda tamamen değiştiren, boyun eğdiren ve her koşulda itaat ettiren bir maddenin, ilacın ya da hipnoz şeklinde bir tekniğin olmadığını göstermektedir. (Psikiyatri ve Felsefe)
  • Bana o şekilde geliyor ki, dostluk da aşk şeklinde insan varoluşunun daha çocuklukta kökleşmiş temel koreografisinde sağlam bir yere haiz. Sanki rekabeti de öğrenmek zorunda kaldığımız aile ortamında kardeşlik hisleri kana kana yaşanamadığı için kalbimizde “ideal kardeşlik” için bir yer açılıyor ve hayatımızın içinde ruhları ruhlarımıza değen, ortak erdemlerde buluştuğumuz azca sayıdaki insanı o makama yerleştiriveriyoruz. (Yalnızlık ve Umut)
  • Biz de onlara demeliyiz ki “Bu yaptıklarınıza akıl değil, dizgin tutmaz hırs ve tamahın niçin oldu, aklın bu işte bir günahı yok. Siz insanı insan meydana getiren her şeyi olduğu şeklinde aklı da varoluşumuzun merkezindeki kalpten kopardınız, bizi ilkin Yaratıcımızdan sonrasında da ahlâk ve vicdandan, merhametten ve erdemlerden, güzellikten ve tabiattan yoksun bıraktınız!” (Kalpten)
  • Ontoanalitik terapinin temel amacı, kişinin kendisiyle, başkalarıyla ve dünyayla, etkili ve doyurucu bir ritmik kapasite içersinde yaşayabileceği açıklığı ve olanakları göstermeye çalışmaktır. (Varoluşun Psikiyatrisi)
  • Her toplumun ve kültürün yaşlılık tanımı, yaşlıya ve yaşlılığa bakışı farklıdır. Tarihte tam bir yaşlı egemenliği ile yönetilen toplumlar olduğu şeklinde, yaşlılarını tenha yerlerde ölüme terk eden topluluklar bile olmuştur. (Hayata ve AŞKA…)
  • Yetkin bir yaşam, sadece erdemli bir yaşam sürmekle elde edilebilir. (‘Gerçek’ İnsanın Yüzünde Yazar mı?)
  • Ibadetler, gündelik yaşamın olağan seyrine bir mola, ara vermedir. Ara veririz zira bu sayede insan olma kaderinin bizlere yüklediği gerçeklerle yüzleşme fırsatı yakalarız. Dünya hayatına yakarma esnasında bir nebze olsun ara veren, ayraç açan insan, içine batmış olduğu narsisizmden, kişilik davasından kurtulma imkânı bulur. En yüksek eşitlik haline yakarma sırasındaki kulluk bilinciyle ulaşılır. İnsan kardeşlerimizle esastan bir farkımız olmadığını algı ettikçe bu kez sahiden yükseliriz. Hayata ve insanlara bakışımız köklü bir şekilde değişmiş olur. (Psikoloji Varoluş Maneviyat)
  • .
    “Türk grup davranışının en belirgin özelliklerinden birisi nedir?” diye sorulsa, derhal, “gösteriş ve şatafat düşkünlüğü” diye yanıt veririm. Gerçekten de şöyleki dikkat kesilip ülkemizdeki yaşam alanlarına baktığımızda geri bıraktırılmış bir ülkede olması ihtiyaç duyulan rasyonel davranış kalıplarıyla asla uyuşmayan, sosyopatiye ve mafiyöz oluşumlara çanak tutan bu gösteriş ve şatafat düşkünlüğünü derhal görürüz: Bin bir model arabaların doldurmuş olduğu yollarımız, giyim kuşamdaki marka merakımız, şehirlerimizin caddelerinde her insana şan olsun diye gezinen düğün alayları, sünnet merasiminden parti toplantılarına asla susmayan davul zurnalar, övünç vesilesi olan çocuklarımızı yolladığımız okullara ödenen paralar, yazlığımızın oda sayısı, köklerini ta nerelere kadar uzatmaya çalıştığımız soyumuz… Köklü bir Tasavvuf geleneğine haiz olsa da bu topraklarda mütevazılığın nişanesi olan postlar bile en lüks yaşamayı hak eden “mersedesli şeyhler” kılığına girmekte gecikmemiş.
    . (Türk Grup Davranışı)
  • Biz bir dilde tasfiye hareketine maruz kaldık. Güya öze doneceğiz derken dilin ana deposu olan gelenekle tarihle bağları acımadan sökülüp atıldı. Biroldukça durum için benzeri mısaller verilebilir fakat konumuzla bağlantılı olduğundan dolayı, geçenlerde internette dolanan tarihçi Halil İnalcık hocaya atfedilen bir sözden bahsedeyim. Hoca, “stres” kelimesinin olur olmaz yerde kullanımına isyan ediyor ve şunları söylüyordu: “Bin kelimeyle iktifa edersek zihni melekelerimiz dumura uğrar. Herkesin ağzında bir stres. İyi de stresten maksadın ne güzelim? Dert mi, gam mı, kahır mı, üzüntü mi, gussa mı, yeis mi, tasa mı, mihnet mi, elem mi, üzüntü mü, kaygı mi, kasvet mi, nedamet mi, melal mi, enduh mu, hüzün mü, hüsran mı, hicran mı, ızdırap mı, inkisar mı, kâbus mu, hafakan mı, teessüf mü, teessür mü, vehim mi, bunalım mı,matem mi, gaile mi? Söyle hangisi?” (Psikoloji Varoluş Maneviyat)
  • .
    Dünyanın en disiplinli ordularını kurabilen, evlerinde konuklarına karşı görkemli bir saygı ve alicenaplık sunabilen Türkler, kendi yalnızlıklarıyla baş başa kaldıkları ve onlardan rasyonel davranma ve başkalarının haklarına saygı bekleyen trafik düzeninde beş otomobil bir şeritte muntazam bir şekilde bile ilerlemeyi başaramıyorlar.
    . (Türk Grup Davranışı)
  • Erich Fromm, özgürlük korkusunu işler birçok eserinde. Despotik rejimlerin var olabilmesini özgürlük korkusundan ödleri patlayanların sığınacak liman arama hissiyatlarına bağlar. Demek ki iradeyi, insanoğlunun kuralcılıkta ne kadar ileri gittiğinde değil, özgürlüğünü yönetebilme kapasitesinde arayacağız. Bu fark oldukça mühim! (Hayatın Anlamı Var mı?)
  • Ibiza’da Orta Çağ’dan kalma bir güneş saatinin üstünde “Ultima multis”, yazar. Yani “Bugün birçok insanoğlunun son günü olacak.” (Hoşçakal)
  • Kierkegaard, umutsuzluğa ölümcül hastalık diyor. (Yalnızlık ve Umut)
  • ……..ruhsal aygıtımız da bilgili çabamızın karışamadığı bir işleyişiye haizdir. (Geçimsizler)
  • Cumhuriyet projesini şimdi daha iyi anladığımı sanıyorum. Atatürk’ün “Yurtta barış, cihanda barış” derken ve “uygarlık dersleri” şeklinde naif bir çabaya girişirken, aslolan olarak kara budunu artık savaşçı deposu olmaktan çıkarmayı, insanlık tarihinde mühim bir yeri olan Türklerin, bu büyük topluluğun, yalnızca savaşçılık değil bir kez de uygarlık adına söz almasını hedeflediğini görüyorum. (Türklerin Psikolojisi)
  • Bir insanoğlunun özelliklerini, güzel, çirkin, histerik, takıntılı olup olmamasını sadece âşık değilsek saptayabiliriz. Aşk, tüm bu tarz şeyleri siler, her insanın sevgilide gördüğünü âşık görmez; hepimiz için bayağı önde gelen sevgili onun için herkesten farklıdır; mühim olan hakikaten bir fark olup olmaması değil, bizatihi “fark”tır. (Hayata ve AŞKA…)
  • Bir ilişki yaşandığı sırada mutlu ve olgunsanız, sanılanın aksine, bu şekilde bir ilişki kişisi vefat ettiğinde onun ölümünü kabullenmeniz daha kolay olur. (Ölme – Ölümün ve Geride Kalanların Psikolojisi)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle



[

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
düşmeyen takipçi satın al tiktok takipçi satın al Instagram takipçi hilesi instagram yabancı takipçi satın al takipçi satın al
viagra meritking meritroyalbet bahsine giriş madridbet yeni giriş paralı tombala siteleri