Eğitim

Yitik Hüzün – Ali Çolak Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Yitik Hüzün – Ali Çolak Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Yitik Hüzün kimin eseri? Yitik Hüzün kitabının yazarı kimdir? Yitik Hüzün konusu ve anafikri nedir? Yitik Hüzün kitabı ne konu alıyor? Yitik Hüzün PDF indirme linki var mı? Yitik Hüzün kitabının yazarı Ali Çolak kimdir? İşte Yitik Hüzün kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Ali Çolak

Yayın Evi: Zaman Kitapları

İSBN: 9789758578795

Sayfa Sayısı: 118


Yitik Hüzün Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Kaçmak’… galiba bugünlerde ruhum en oldukça onunla meşgul. Kendime mi, uzaklara mı, meçhule mi? Ne önemi var!.. Bu şekilde bir zamanda, altını onlarca defa Çizdiğim o cümle, gene gözlerimin içine bakıyor: “Ve hanımlarda ne hüzünlü bir güzellik vardı…” Rilke, âh Rilke… Söyle diyor başka bir yerde de: “Görmeyi öğreniyorum. Bilmiyorum niçin, her şey içimde daha derinlere işliyor, her zamankinden daha derinlere. Bir iç dünyam varmış da bilmezmişim. Her şey, şimdi oraya gidiyor. Orada ne olup bitiyor, cahiliyim.” Görmüyor kimse artık… Derinlerde bir şey aramanın zamanı değil. Yüzeyde ne var ise, cilalı, parlak, ışıltılı… Bir iç dünyanın olduğundan kuşku edeceğiz neredeyse… Hüzünlü güzelliklerin mevsimi geçmiş olmalı. Tüm yüzler aynı şimdi, tüm bakışlar aynı…


Yitik Hüzün Alıntıları – Sözleri

  • Birbirinden ayrımsız, tekdüze ve rüzgar şeklinde geçiyor günler. Zaman, bir takvim yaprağını okuyacak kadar bile eğleşmiyor yanımızda, yüzümüze bakmıyor!
  • ‘Kaçmak’… galiba bugünlerde ruhum en oldukça onunla meşgul. Kendime mi, uzaklara mı, meçhule mi? Ne önemi var…
  • Bizim en büyük sevincimizde bile birazcık üzüntü gizli saklı olmalıdır.
  • … Üstat, 100. yaşlarında, {hiç de} hak etmiş olduğu şeklinde anılmadı. Bir film, bir kitap, bir sergi ve birkaç konuşma… Onu ve eserini bütünüyle bugünün edebiyat ve fikir ortamına getiren kalıcı işler yapılamadı. Bunda hepimizin sorumluluğu var. Hal böyleyken, ‘Üstad’ın konağını yıktılar!’ yakınmasını o kadar da anlamlı bulmuyorum ben.
    Biz, galiba yaşatmayı değil, gidenlerin peşinden ağlamayı seviyoruz.
  • Şimdi, var ise yoksa plastik ve mutlu bayanlar sanatı.

  • Bunlara bakınca, bizim yazar ve şairlerimiz için meydana getirilen anma-kutlama etkinliklerinin ne kadar sönük ve sıska kaldığını fark ediyorsunuz. Adına anma ya da kutlama yılı düzenlenen edebiyatçılar, Kültür Bakanlığı’nca yürütülen programlarla gündeme geliyor; bir tek siyasetçi, aydın, yazar-çizer grubunun katılmış olduğu sınırı olan sayıdaki etkinlikte konuşmalar yapılıyor ve aslolan olması gerekenlerin hiçbiri yapılamadan sıra savılmış oluyor. Hayır, bunun suçlusunu ağrıyor değiliz. Biz ne yazık ki ecnebiler şeklinde edebiyatı gündelik yaşamın bir parçası haline getiremedik. Yazarlarımızı, doğum-ölüm ve eserlerinin yayınlanmış yıllarında bir bayram havasında anma geleneği oluşturamadık. Bu şekilde olunca daha yapmış olup ettiklerimiz tane yerini bulsun nevinden faaliyetler oluyor. Bırakın halkı; üniversiteliler, liseliler asla bu şekilde etkinliklere dahil edilemiyor…
  • ‘biz, galiba yaşatmayı değil, gidenlerin ardından ağlamayı seviyoruz’
  • Bir iç dünyam varmış da bilmezmişim. Her şey, şimdi oraya gidiyor. Orada ne olup bitiyor, cahiliyim.
  • ‪abdülhak şinasi hisar fahim bey’in ölümü peşinden şöyleki der; insanoğlu birbirlerinden uzun mesafelerde ayrılmış yıldızlar şeklinde, kendi hususi boşlukları ardında dönen, hepsi yalnız ve başkalarına kapalı bir dünyadır.. başkalarına acıdığımızı sanırken bile, içimizden mutlak birazcık kendimize ağlarız.’‬


Yitik Hüzün İncelemesi – Kişisel Yorumlar

Adı Gibi Yitik ve Değerli Bir Eser: Başta ağır olur korkusuyla oldukça önemsemeden elime aldığım bu nefis kitap şimdi iyi ki okumuşum söylediğim kitaplar içinde. Bir oldukça yerde kendimden parçalar buldum, ifade edemediğim hislerimi çeviri ettiğini fark ettim. Yazarın okuması kolay dili bir yana değindiği fikirlerin önemi de göz ardı edilemez. Her eğitimcinin, bilhassa edebiyat öğretmenlerinin bu kitabı okumasında yarar var. Hatta siyasetçi olsam bu kitaptaki eleştirileri ciddiyetle gözden geçirip eksikliğine değindiği her şeyi uygulamaya geçirirdim. Oldukça kıymetli tavsiyelerin yanı sıra kitap okuma isteğinizi arttıracak bir edebiyat aşkıyla yazılmış. Ellerine sıhhat Ali Çolak. (Fakir)

“Hepimiz hüzün cemaatinin mensuplarıyız” Ah Neden Öldünüz” isminde tecrübe etme de yazarınHaydar Ergülen’den alıntıladığı bu cümle kitabın neredeyse heryerine sinmiş.
Ve nedendir bilmiyorum kitapta hangi denemeyi okusam aklımda hep aynı cümle dönerek duruyor: “Hepimiz hüzün cemaatininmensuplarıyız”.
İsmiyle müsemma bir kitap yitik hüzün; kimi vakit geniş çocukluk yıllarına dair bir hüzün kimi vakit roman yazarları ve şairlere dair,kimi vakit da yazıya, dergiciliğe dair bir hüzün…
Ama bu hüzün kuru melankolik kof bir hüzün değil tabiri caizse “afili” bir hüzün.
Postmodern dünyanın sunmuş olduğu başarı,rahatlık, mutluluk odaklı insan prototipinde yeri yok bu hüznün ne yazık ki !
İnsanlar hüzün değince ürküyorlar adeta artık fakat o hüzün ki insana mayasını hatırlatıyor ve “sen insansın unutma” diyor.
Yani aslına bakarsak başarı ve mutluluk kadar hüzünde insanoğlun için.
Unutmaya yüz tuttuğumuz hüznü hatırlattığı için “yitik hüzün” ü önemsiyorum.
Ayrıca yazarın kısa özgeçmişindeki “yazı hayatı boyunca deneme türüne sadık kaldı” cümlesini de önemsiyorum ; zira sadakat yazarın her cümlesine sinmiş.Oldukça akıcı ve duru bir dil kullanan yazar kelimeleri yormadan yazdığı türü sevdirip öteki kitaplar için kapı aralıyor.
Haydar Ergülen’le başladık Hilmi Yavuz’la bitirelim yazıyı:“hüzün ki en oldukça yakışandır bizlere
kim bilir en oldukça anladığımız”… (Halis Yıldız)


Yitik Hüzün PDF indirme linki var mı?


Ali Çolak – Yitik Hüzün kitabı için internette en oldukça meydana getirilen aramalardan birisi de Yitik Hüzün PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan bir çok kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Ali Çolak Kimdir?

1965 senesinde Nazilli’de hayata merhaba dedi. Toygar İlkokulu’nu, Sümer Ortaokulu’nu ve Nazilli Endüstri Meslek Lisesi’ni tamamladı. Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi’nde başladığı yüksek öğrenimini ikinci sınıfta bıraktı. Daha sonrasında Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Kısmı’ne girdi ve 1988 senesinde buradan mezun oldu. Bir süre bir yayınevinde çalıştı. 1989’un Mart ayında dostlarıyla beraber edebiyat dergisi Kırkikindi’yi çıkardı.(3 Sayı) Daha sonrasında Milli Eğitim bakanlığı’na geçerek Mardin’in Savur ilçesinde edebiyat öğretmenliğine belirleme edildi. Burada yarım dönem çalıştıktan sonrasında çekilme etti ve İstanbul’da bir hususi öğretim kurumunda öğretmenliğe başladı. 12 yıl süreyle öğretmenlik ve yöneticilik yapmış oldu.

1989’da, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeni Türk Edebiyatı Kısmı’nde başladığı yüksek lisans çalışmasını, tezini tamamlamadan bıraktı. Çeşitli edebiyat dergilerinde denemeler yazdı. 1992 senesinde Zaman gazetesinde köşe yazarlığına başladı. Deneme türünde eserler veren ve çeşitli yayınevlerinden çıkmış 10 kitabı bulunan Ali Çolak, 1996 senesinde ‘Günlük Güneşlik Şarkılar’ adlı kitabıyla, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ‘Yılın Deneme Yazarı’ ödülünü aldı. Ali Çolak, haftada bir yazdığı köşe yazılarının yanı sıra 2001 yılından bu yana Zaman’ın kültür – sanat sayfası editörlüğünü yürütüyor.


Ali Çolak Kitapları – Eserleri

  • Mavisini Yitirmiş Yaşamak
  • Günlük Güneşlik Şarkılar
  • Periyi Uyandırmak
  • İnce Sözler
  • Bilmem Hatırlar mısın?
  • Susarak Konuşalım
  • Yitik Hüzün
  • Söz Işıldağı
  • Günsarısı
  • Günün Ötesi
  • Ozan Dediğin
  • Bir Bahçe Düşü
  • Ama Sözcükleri Götüremezler
  • Bir Ateş Yakmak
  • İslam’a Nazaran Anadolu’da Düğün Adetleri


Ali Çolak Alıntıları – Sözleri

  • ‘Kaçmak’… galiba bugünlerde ruhum en oldukça onunla meşgul. Kendime mi, uzaklara mı, meçhule mi? Ne önemi var… (Yitik Hüzün)
  • ” Bu kentin koynuna girdiğim günden beri
    Cebimde ölümüm
    Avuç avuç dağıtırım insanlara bir türlü tükenmez ölümüm.”
    Alâeddin Özdenören (Bir Bahçe Düşü)
  • ”Aşkın şiddetine direnç edecek ve fakat birbirine değdikçe alev alacak kelimelerimiz yok artık.” (Bir Bahçe Düşü)
  • Dağı taşı, kurdu kuşu, cümle yaratılmışı dost bilsek kendimize… (Günün Ötesi)
  • Delirecekmişim şeklinde hissediyorum. Bu korkulu çağda daha çok yaşamayı sürdüremem. (Periyi Uyandırmak)
  • İnsan çağımızda gönül tarlasına durmadan put dikiyor. Kendi türettiği eşyaya, kendi kurduğu sisteme yada kendinin yücelttiği insana tapmak yöntemiyle kendine tapmaya çalışmakta kim bilir. Kendini dolaylı yoldan putlaştırmanın boş deneyinde.. (Ama Sözcükleri Götüremezler)
  • Oyuncağın kıt olduğu zamanlarda hayata devam etmenin güzel bir yanı var mıydı?
    Bu bir avuntu değilse evet vardı!
    Mecburiyetten, elinden iş gelir çocuklar olmuştuk.
    Çakıyla, testereyle, keserle kendi oyuncağımızı kendimiz yapabiliyorduk.
    Harikulade uçurtmalar yapar uçururduk sözgelişi…
    Küçücük ellerimizle yaptığımız oyuncakları hiçbir yapınak üretemezdi… (Bir Ateş Yakmak)
  • Yitirdiğinin farkına varmak, kim bilir aramaya adım atmak için ilk adımdır. (Mavisini Yitirmiş Yaşamak)
  • İçinizde bir kıpırtı oluyorsa karlar savrulunca, yüreğiniz kamaşıyorsa, yaşınıza başınıza aldırmayın. Çıkın sokaklara, yürüyün, ıslık çalın, türküler açıklayın… Size birlikte rol alan birileri ne olursa olsun olacaktır. Hiç kimse yoksa, gece yarısı bir dostunuzu uyandırın, İsmet Hususi’in söylediği şeklinde. Ona kar musikilerinden söz edin. İçinizi beyaz bir şarkı kaplasın sabaha kadar… (İnce Sözler)
  • Çocukluğun cumartesileri, birazcık uyku, tatlı bir tembellik, naz ve en o kadar da oyun değil midir? Hiç bitmeyecekmiş şeklinde gelen, fakat o denli da acele bitiveren, sabun köpüğü şeklinde uçup giden, ardında ince yorgunluklar, vakit dinlemeyen çocukça arzular ve akşam kızıllıklarına doğru yükselen toz bulutları bırakıp giden bolca ışıklı bigün… (Günlük Güneşlik Şarkılar)
  • İnsan insandır ve acılar evrenseldir. (Günsarısı)
  • Onlar hüznü bir ceyiz
    Çileyi ince bir nergis
    Ve gülerken bir dağ silsilesi
    Taşırlar
    Ve acıdan ibarettir
    Kayıtlarımızda anneler (Bir Ateş Yakmak)
  • İnsan bir hatıra oluyor sonucunda (Susarak Konuşalım)
  • Ahmet Haşim’in ‘hastalığı’ ise. Allah affetsin, gene boğazındandır fakat bu düzgüsel bir ‘yiyecek’ tutkusu değildir. Haşim toprak yer! Evet, toprak … Masasının üstünde, mavi bir çanak için-de, kili asla tamamlanmamış etmediğirıi en yakın arkadaşları anlatır. Büyük bir iştah ile yediği bu kili, zamaan vakit misafirlerine de ikram etmiş olduğu olmuştur. Hani şu vaktiyle. hamamlarda saça sürülen koyu toprak rengindeki kil yok mu, ozan işte onu çerez şeklinde atıştırır: Üstelik böbrek hastası olduğu ve kumlu şeyler yememesi gerektirme etmiş olduğu halde … Bu vaziyetine tanık olan Abdülhak Şinasi Hisar, onun iştahla yediği toprakta çocukluk günlerinin kokusunu buldu-ğunu anlatır: “Karanlık ve yalnız saatlerinde bu toprağı, ağzına alıp çiğnediği zamanlar, onun kokusunda bir ihtimal çocukluğunun, Dicle’nin geçmiş olduğu mevsimlerde ve en eski gecelerinin titrek, hislerini buluyordu. Haşim, bu kili ağzına alınca bir ihtimal o eski toprakların, gecelerin, sıcakların usaresini bir meme şeklinde emdiğini duyuyor ve ruhuna onların tadının döküldüğünü duyuyordu (Ozan Dediğin)
  • Sevdiğini asla söyleyememek ne acıdır! (Günün Ötesi)
  • Mendil kadar toprağım olsa dünyada
    Bir ağaç dikip de şöyleki yaslansam
    Dalından bir kazma sapı yapsam bir de ok
    Tabutunu kendi çakmış bahtiyar olsam
    Şaban Abak (Mavisini Yitirmiş Yaşamak)
  • Yeryüzünde hiçbir ses, hiçbir koku ve yaşanmış hiçbir an bütünüyle yok olmaz, silinmez.
    Yeri ve zamanı vardığında, bir itici güç, bir vaka ya da bir çağrışım asla ummadığımız anda fitili ateşler ve onlar, saklandıkları yerlerden, küllerini silkeleyip çıkarlar: hatırlarız! Hatırlayamadıklarımızın ya zamanı gelmemiştir ya da geçmiştir.
    Jorge Semprun, “Her şey kaldı bende her şey!” diyordu. (Bilmem Hatırlar mısın?)
  • Şimdi, var ise yoksa plastik ve mutlu bayanlar sanatı. (Yitik Hüzün)
  • Ağrıya, melâle, kedere tutulmuşlar, huzursuzlar… Hangi çağda, nerede yaşarsa yaşasın, buluyorlar birbirlerini.. (Ama Sözcükleri Götüremezler)
  • Hepimiz ayrı ayrı tutulduk dünyaya
    Denizi görenler deliye döndü
    Gökyüzüne bakışı vardı bir ceylanın
    Tüm ömrümce unutamam… (Susarak Konuşalım)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle



[

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
düşmeyen takipçi satın al tiktok takipçi satın al Instagram takipçi hilesi instagram yabancı takipçi satın al takipçi satın al
viagra meritking meritroyalbet bahsine giriş madridbet yeni giriş paralı tombala siteleri