Eğitim

Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler – José Ortega y Gasset Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler – José Ortega y Gasset Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler kimin eseri? Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler kitabının yazarı kimdir? Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler konusu ve anafikri nedir? Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler kitabı ne konu alıyor? Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler PDF indirme linki var mı? Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler kitabının yazarı José Ortega y Gasset kimdir? İşte Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: José Ortega y Gasset

Çevirmen: Neyyire Gül Işık

Editör: Ersel Topraktepe

Tasarımcı: Nahide Dikel

Orijinal Adı: La Deshumanizacion del Arte e Ideas Sobre la Novela

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları

İSBN: 9789750821554

Sayfa Sayısı: 96


Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

José Ortega y Gasset, Camus’ye bakılırsa, Nietzsche’den sonrasında kim bilir en büyük Avrupa’lı yazardır. 1955 senesinde hayata veda eden İspanyol felsefeci José Ortega y Gasset, 1925 senesinde yazıya döktüğü Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler başlıklı iki uzun denemesinde, çağının sanatı ve edebiyatı üstüne düşüncelerini ortaya koyuyor.

Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler çarpıcı, yürekli, derinlikli ve isabetli saptamalarıyla, güncelliğini sakınan, daima heyecanla okunacak klasik metinlerden.

Kimi dostlarımdan, bilhassa de bazı genç yazarlardan bir roman yazmakta olduklarını işittiğimde, bunu iyi mi olup da sakin bir ses tonuyla söylediklerine pek şaşırıyor, onların yerinde olsam tir tir titrerdim diye düşünüyorum. O sükûnetin altında büyük çaplı bir bilinçsizliğin yattığından kuşkulanıyorum, kim bilir haksızımdır, fakat başka türlüsü elimden gelmiyor işte.


Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler Alıntıları – Sözleri

  • Sanat bir tabloyu seyrettiğimiz de ya da bir kitabı okuduğumuzda ruhumuzda meydana gelen bir vakadır
  • Yazarın ya da eleştirmenin görüş açısı niteliksiz okurunkiyke aynı olması imkansız. Bayağı okur yalnızca yapıtın onda bıraktığı son ve bütüncül tesir ile ilgilenir almış olduğu keyfin niçin ileri geldiğini çözümlemek ile uğraşmaz o yüzden Dostoyevski’nin romanlarında olup bitenler üzerine oldukça söz sarf edilmiş fakat biçimi üzerine derhal hiçbir şey söylenmemiştir.
  • Nitekim matematikte olduğu benzer biçimde psikolojide de bir önsel gerçeklik vardır, her iki düzlemde de düşsel yapılandırmaya olanak veren odur. Yalnızca olayların yasalarının olduğu, fakat bir imgelem yasası bulunmayan yerde yapılandırma olanaksızdır. Salt ve sınırsız bir kapris olur ki o bağlamda hiçbir şeyin varlık sebebi bulunmaz.
  • “Gerçek”, sanatçıyı aralıksız kollar, kaçmasını engellemek için. Ne büyük bir kurnazlık ister dahice bir kaçış! Sanatçının “tersine bir Odeysseus” olması gerekir; gündelik yaşamın arasından geçirerek Kirke’nin büyüsüne doğru ilerlemek durumundadır.
  • Bir sanat yapıtını kurtaran asla konusu değildir heykele kıymetini verenin maddesindeki altın olmadığı benzer biçimde sanat yapıtı maddesinden fazla biçimi ile yaşar bakış açısından yayılan güzelliği yapısına organizmasına borçludur. Yapıtta aslına bakarsak sanatla alakalı olan şey odur sanat ve edebiyat eleştirisi de onu göz önüne almalıdır.
  • Ruhumuzun en derinine nüfuz eden tablolar ” tablo seyretmeye ” gittiğimiz müzedekiler olmaz, kim bilir yaşamın bizi oldukça başka kaygılarla sürüklediği bir odadaki önemsiz bir fotoğraf olur. Konserdeki müziğe dikkat etmeyebiliriz de sokakta kendi düşüncelerimize dalmış giderken bir âmâ çalgıcıdan duyduğumuz müzik yüreğimizin bam telini titretir. Şurası kesindir ki insanoğlunun yazgısı ilk olarak fikir değildir. O nedenle, düşünmek için en iyi koşulun oturup düşünmek olması, doğrusu düşünmeyi öncül bir etkinliğe dönüştürmek hatalı olur. Buna karşılık düşünceye ikinci bir işlev tanıyıp ruhumuzda bir ilginin dinamizmini uyandırmakla galiba en ileri düzeyde bir idrak etme ve kavrama gücüne erişebiliriz.
  • “…ve bazı kitapların adını anımsamak bir süre yaşadığımız bir kentin adını anmayla eş değerlidir; derhal bir iklim, kentin belli bir kokusu, insanlarının genel havası ve yaşantısının özgün temposu gelir aklımıza.”
  • “İşte artık kalemi usulca kağıttan kaldırıp, bir sürü soruyu kuşlar gibi uçuşsunlar diye serbest bırakmanın zamanı geldi.”
  • “Sanatların her biri dolu dolu var olabilmek için, diğerlerinden farklı bir sanat olabilmek için, kendisinden başka kimsenin veremeyeceği zevki sağlamalıdır.”
  • Kişisellik, insani şeylerin en insanisi olduğundan dolayı, yeni sanatın en oldukça kaçındığı şeydir.
  • “Sanatçı, insanlığın dışa vurmayı beceremediği duyguları dile getirme ihtiyacını duyan kişidir.”
  • Sorun genç yapıtların halkın çoğunluğunun hoşuna gitmemesi, azınlığın hoşuna gitmesi değil. Sorun şu ki çoğunluk, kitle, onu anlamıyor.
  • “Şair, insanın bittiği yerde başlar. İnsanın yazgısı kendi insani yolunu yaşamaktır; şairin misyonu ise varolmayanı yaratmaktır. Şairin yaptığı iş ancak böyle haklı görülür. Orada, kendi başına duran gerçeğe, gerçekdışı bir anakara ekleyerek, dünyayı genişletir şair. Yazar, (Latince) ‘auctor’, yani “arttıran kimse” sözcüğünden türemiştir. Latinler yeni bir toprak fethederek onu yurduna katan komutanlara bu şekilde derdi.”
  • “En iyi tanıdığımız kentler, aşık olduğumuzda yaşadığımız kentlerdir.”
  • .
    İnsan daima uçurumlarda seyahat eder ve istese de istemese de en gerçek yükümlülüğü dengesini korumaktır.


Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler İncelemesi – Kişisel Yorumlar

“Ruhumuzun ta derinine işleyen tablolar, ‘tablo seyretmeye’ gittiğimiz
müzedekiler olmayabilir de, bir ihtimal yaşamın bizi oldukça daha değişik kaygılarla sürüklediği bir odadaki önemsiz bir fotoğraf olur. Konserdeki müziğe dikkat etmeyebiliriz de, sokakta, kendi düşüncelerimize dalmış giderken bir fakat çalgıcıdan işittiğimiz notalar gelip ruhumuzun bam telini titretir. “Sanat bir zorunluk değildir, keyifli bir kapristir: Sanat eserinin
haricinde hiçbir gereklilik yoktur ki bizi ona yöneltsin, zorlasın(. .. ) Madem sanat dışsal bir gerçeğe yaslanarak yaşayamıyor, o halde varlığını kendi kendisine dayanarak haklı göstermek zorundadır. (Hikmet)

Yazmış olmak için yazılmaz: İsmi merak uyandırdığı için aldığım bir kitap. O şekilde ya, sanat üstüne ayrı, roman üstüne ayrı düşünceler.
Ilk olarak beklenti şu: Sanat üstüne söylenebilecek her bir sözün roman üstüne de uygulanabilmesi zorunludur. Zira roman da sanatın bir kolu olan edebiyatın içerisindedir.
Yazarın çıkış noktası sanatın büyük bir çoğunluk tarafınca beğenilmediği değil anlaşılamadığı. Yani şahıs ortaya ne koymuş olursa olsun, belirli bir azınlık tarafınca beğenilmiş olduğu sürece sanatçı oluyor. Bunu da insanların algılamadaki yetersizliğine bağlıyor.
Bu yetersiz insanları tarifi de şöyleki:
“Bana öyle geliyor ki, sanata insanilik karıştırılması karşısında, yeni duyarlık, seçkin insanın balmumu heykeller karşısında hep duymuş olduğu tiksintiye benzer bir tiksintiye kapılıyor. Oysa, mumyalar müzesinin mezar kokulu maskaralığına ayaktakımı oldum olası bayılmıştır.” (s .38)
Kurnazlık ilk cümlede araya sıkıştırılan “yeni duyarlık” ibaresinde. Amaç kendi fikri olan ikinci cümleyi gizlemek.
Bu şekilde olmasa bile insanlara “sanat” söylediği şeyi anlamadığından dolayı hakaret edilmez ve de edilemez. Bu görüş “yeni duyarlık”a ilişik bile olsa “sanatçı” halktan kopmuş bir meczup olmaktan ileri gidemez.
Wagner’in bestelemiş olduğu “Tristan”a bestecinin yasak aşkının yansımış bulunduğunu özetleyen yazar, bu bilgiye asla haiz olmamış olsaydı gene de salt eseri hissederek şu yasak aşktan bahseder miydi, kim bilir!..
“Özetle, sanıyorum ki, roman türü, kaçınılmaz biçimde tükenmiş olmasa bile, kuşkusuz, son demlerini yaşamakta, …” (s. 62)
“… yine de romanın hâlâ seçkin, belki de şimdiye kadar elde edilmiş ürünlerin tamamından daha ileri düzeyde meyveler verebilecek pek az çalışmadan biri olduğuna inanmamın nedeni işte budur.” (s. 93)
Sanatta asla değinilmemiş “tükenme” meselesi birden “roman”da karşımıza çıkıyor. İnsan düşünüyor: Acaba yalnız romanda mı mevzular tükenir; fotoğraf, heykel, müzikte tükenmez mi?
Bu tükenmişliğe karşın roman, ikinci alıntıda “iyi ürün” beklentisinin hedef türü oluyor…
Beğenilmeyen değil anlaşılamayan sanat! Okuyalım, kim tarafınca:
“Çağdaş ruhta (vatandaşlar bunlar, sanatçılar değil) öylesine yüklü bir psikolojik bilgelik birikmiş durumda ki, romanın bugünkü başarısızlığı büyük ölçüde ona atfedilebilir.”
Bu bahsi geçen ruhsal bilgelik sahibi kitlenin büyük bir kısmının sanatı anlayamaması, hem de romanı da yetersiz görmesi da ayrı bir kim bilir!..
Roman hakkında denemenin başlangıcında yazarın “roman hakkındaki bilgilerinin kıtlığı” itirafı da insana organik olarak şunu düşündürüyor: Bilen de yazıyor, bilmeyen de…
Kısacık kitapta o denli oldukça çelişki, anlamsızlık var ki kendisi benzer biçimde üç beş kitap yazılabilir…
Tavsiye etmiyorum. (Hikmet Boğa)

Neden tecrübe etme türünde kullanılan dil hep bu kadar kasma oluyor, anlamıyorum. Dertleri sanki bir şey anlatmak değil de “Bakın ne kadar entelektüelim,” demek sanki. Her her neyse… Zihin yakan dili haricinde ara sıra iyi fikirler sunan, ara sıra da zorlama yorumlar getiren bir kitaptı. Mesela hikayeden değil de bilindik insanları yermek amacından yola çıkan romanların başarı göstermiş olamayacağını korumak için çaba sarfediyor. O vakit Hayvan Çiftliği’ni veya Sevimsiz Tanrılar’ı nereye koyacağız? Bence bir derdi olanlar kitaplar, düşsel hikayelerden daha hoş. (Kalemistik)


Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler PDF indirme linki var mı?


José Ortega y Gasset – Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler kitabı için internette en oldukça meydana getirilen aramalardan birisi de Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan bir çok kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı José Ortega y Gasset Kimdir?

José Ortega y Gasset (9 Mayıs 1883 – 18 Ekim 1955), Madrid doğumlu İspanyol felsefeci.

Hakkında

Madrid ve Alman üniversitelerinde okudu. 1910’da doğduğu kente (Madrid) dönerek doğa ötesi profesörü oldu. Çeşitli dergiler çıkararakİspanya’da kültür ve edebiyatı tekrardan canlandırma hareketinde mühim bir isim oldu. La Revista de Occidente bu dergilerin en tanınmışıdır.

İç savaşın çıkmasıyla İspanya’dan ayrılan Gasset, ilkin Fransa’da, sonrasında Arjantin’de yaşadı.

Yaşamının son yıllarında yeniden İspanya’ya döndü ve 1955’te Madrit’te öldü.

Ne söylediği kadar iyi mi söylediğine de ehemmiyet veren bu İspanyol felsefeci, Camus’ye bakılırsa “Nietzsche’den sonrasında kim bilir en büyük Avrupalı yazar”dır. Varoluşçu fikir içinde anılması ihtiyaç duyulan mühim düşünürdür.

Kültürel ve siyasal açıdan muhafazakâr önde gelen Gasset, tıpkı öteki varoluşçu düşünürler benzer biçimde, insan söz konusu olduğunda, varoluşun özden ilkin geldiğini söyler. Ona bakılırsa, taşa bir varoluş verilmiştir, onun olduğu şey olması için çarpışması, savaşım etmesi gerekmez. Oysa, insan, içinde bulunmuş olduğu her anda, varoluşunu tekrardan yaratmak, özünü belirlemek durumundadır.


José Ortega y Gasset Kitapları – Eserleri

  • İnsan ve ”Herkes”
  • Sevgi Üstüne
  • Kitlelerin Ayaklanması
  • Sistem Olarak Tarih
  • Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler
  • Tarihsel Bunalım Ve İnsan
  • Kütlelerin İsyanı
  • Quijote Üstüne Düşünceler
  • Avcılık Üstüne
  • Üniversitenin Misyonu
  • Kütüphanecinin Görevi
  • Çağımızın Meselesi


José Ortega y Gasset Alıntıları – Sözleri

  • Yaşam kökten yalnızlıktır. (Tarihsel Bunalım Ve İnsan)
  • “..diğeri insanlarla beraber yaşadığımız, normalde dünya diyince anladığımız, gerçek dünya olan ortak nesnel dünya … ne benimdir ne senin; açık seçik karşımızda bulunmaz, başkalarıyla beraber yaşarken oluşturduğumuz çok büyük bir yorumdur, fakat o ‘yorum’ niteliğiyle, hiçbir vakit bizlere gerçek yüzünü göstermediğinden, o yüze hep el yordamıyla ulaştığımızdan ve hep bilmecelerle, bilinmedik kesitlerle, tedirginlik verici şaşırtmacalarla, hilelerle, tuzaklarla dolu bulunduğunu sezdiğimizden, hep sorunludur. Ötekinin benim için bilinmedik bir yabancı olarak varlığı, ikimize ortak olan o dünyanın üzerine yansır; o dünya da -daha ilkin söylediğimiz gibi- o nedenle, doğrusu ötekilerden kaynaklandığı için gerçek ‘bendışı’dır; bu yüzden de, benim gözümde büyük bilinmeyeni, resmen yabancılık durumunu oluşturur. Bir cemiyet oluşturduklarından dolayı tüm insanlara ilişik olan, nesnel dediğimiz dünya, toplumun, son elde insanlığın işlevindedir.” (İnsan ve ”Herkes”)
  • “O şekilde bir olgu var ki günümüzde, iyiliği kötülüğü bir yana, Avrupa’nın kamusal yaşamında en büyük önemi almış durumda. Bu olgu topluma tümüyle kitlelerin başat olmasıdır. Oysa kitleler, tanımları gereği, kendi yaşantılarını yönetmemelidirler ve yönetemezler, hele topluma hükmetmeleri olacak iş değildir, dolayısıyla Avrupa, halklarının, ulusların, kültürlerin karşılaşacağı en ağır bunalımın içine düşmüş bulunuyor. Tarihte birkaç kez ortaya çıkmış bir bunalımdır bu. Çehresi de neticeleri da tanıdıktır. Adı da tanıdıktır. Kitlelerin ayaklanması denir adına.” (Kitlelerin Ayaklanması)
  • “Yol üstü bir gerçek olan, aslı gereği seyyah olan insanoğlunu anlamayı dileyen bir kimse, tüm durağan kavramları kaldırıp atmalı ve dur durak bilmeyen bir yolculuğun kavramlarıyla düşünmeyi öğrenmelidir.” (Sistem Olarak Tarih)
  • Bu denemelerde arananlar şunlar: Bir olgu ele alındığında -bir insan, kitap, tablo, görünüm, hata, sızı- onu en kısa yoldan anlamının bütünlüğüne eriştirmek. Hayatın daima kıyıya vuran dalgalarını geri çekmesiyle beraber bir enkazın yetersiz kalıntıları benzer biçimde ayaklarımıza attığı her türlü malzemeyi öyleki bir düzene yerleştirip yerleştirmek ki güneş üzerlerinde sayısız yansımalar yaratsın. (Quijote Üstüne Düşünceler)
  • “… İnsan yalnız kaldığında zekâsının salt kendisi için, kendi münzevi yaşamının hizmetinde işlemeye başladığını keşfeder, dışa dönük ilgilerden yoksun, fakat güvertesine kadar yüklü bir vapur misali, deniz kazasına uğrama tehlikesinde bir yaşamdır o ve en derin ilgilerle dopdoludur.” (Sistem Olarak Tarih)
  • “Politika denen şey, kişilerin kendilerine bir makam edinmek için ülke çıkarlarını öne sürdükleri çeşitli entrikalardan ibaretti.” (Tarihsel Bunalım Ve İnsan)
  • “Neresi olursa, neresi olursa … yeter ki dünyanın haricinde olsun!” (Sevgi Üstüne)
  • “İnsan nede olsa, sevgisi de öyledir. Bu nedenle, bir insanoğlunun iyi mi birisi olduğu mevzusunda en kati belirtiyi sevgide bulabiliriz.” (Sevgi Üstüne)
  • O şekilde yüzyıllar vardır ki, dileklerini yenilemeyi bilmediklerinden doygunluktan ölürler… (Kitlelerin Ayaklanması)
  • “Sevgide varolan şey, büyülenme sebebiyle teslim olmaktır.” (Sevgi Üstüne)
  • “İnsanoğlunun daima bizimle aynı şeyi sevdiğini ve seveceğini varsaymak kendini beğenmişlik olur. Hayır, bizlere yabancı olan tüm insanî şeyler içine sığsın diye kalbimizi genişçe yayalım. Dünya üstünde tekdüze bir benzerlikten ziyade başa çıkılmaz bir çeşitliliği tercih edelim.” (Quijote Üstüne Düşünceler)
  • Çevrenizdeki iyi yada fena talihleri ortasında, kendilerinin ne olduğu hakkında zerrece şüpheye düşmeksizin, hayatta kaybolmuşcasına, uyur-gezer dolaştıklarını müşahade edeceksiniz. Onların, kafalarında fikirler taşıdıklarını gösterircesine, kendileri ve çevreleri hakkında kati ifadelerle konuştuklarını görmüş olacaksınız. Fakat bu fikirleri tahlil etmeğe başlarsanız, işaret ettikleri görülen realiteyi {hiç de} yansıtmadıklarını anlayacak ve daha da derinlere inerseniz, fikirleri bu realiteye uyarlamak için hiçbir teşebbüste dahi bulunmadıklarını keşledeceksiniz. Tam tersine; bu kimse, düşünceleriyle, realitenin her hangi bir şahsî görüntüsünü, yaşamını kesmek istiyor. Hayat, başlangıçta, insanoğlunun içinde kaybolduğu bir kaostur. Fert bundan şüphelenir, fakat bu müthiş realite ile karşı karşıya gelmekten ürker ve onu bir hayal perdesi ile örtmeğe çalışır. “Fikirler”in doğru olmaması onu düşündürmez, o bu “fikirler”ini kendi varlığını korumak için çaba sarfetmek için siper, realiteyi korkutmak için bir bostan korkuluğu olarak kullanır. (Kütlelerin İsyanı)
  • “Seven hanım, ilgi görmemektense, sevgilisinin kendisine çektireceği acıları yeğler.” (Sevgi Üstüne)
  • Fikirler olmadan insani seviyede bir yaşam sürdüremeyiz. Yaptıklarımız onlara bağlıdır… Biz fikirlerimiz her neyse oyuz. (Üniversitenin Misyonu)
  • Nitekim matematikte olduğu benzer biçimde psikolojide de bir önsel gerçeklik vardır, her iki düzlemde de düşsel yapılandırmaya olanak veren odur. Yalnızca olayların yasalarının olduğu, fakat bir imgelem yasası bulunmayan yerde yapılandırma olanaksızdır. Salt ve sınırsız bir kapris olur ki o bağlamda hiçbir şeyin varlık sebebi bulunmaz. (Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler)
  • 1916’da Almanlar’ın savaşı kaybedeceklerini yazdığımı hatırlıyorum, bundan dolayı onlar muharebeye zaferden son aşama güvenli olarak girmişlerdi; akılları tamamen işgal etmekteydi, yalnız savaşmayı asla düşünmüyorlardı. İnsan herhangi bir mücadeleye yıkım ve yenilgi de dahil tüm ihtimallere hazır olarak girmelidir. Zira bunlar da zafer benzer biçimde yaşamın her an için yüzüne geçirebileceği maskelerdendir. Her geçen gün, oldukça fazla güvenin insanı başka her şeyden fazla demoralize ettiğine olan kanaatım daha bir açıklıkla pekişiyor. Tarihin tüm aristokrasileri kendilerini oldukça fazla güvende hissettikleri için tedavisi olanaksız yozlaşmalara maruz kalmışlardır.
    Ve bu dönemin, bilhassa yetişen neslin, hastalıklarından biri teknolojik ilerleme ve toplumsal yapılanma yardımıyla dünyadaki birçok şey hakkında kendisini fazla güvende hissetmeye olan eğilimidir. (Üniversitenin Misyonu)
  • Kütleler, azınlıklara itaat etmiyor, peşlerinden gitmiyor ve onlara saygı etmiyor; tersine, onları bir kenara itip yerlerine kendileri geçiyorlar. (Kütlelerin İsyanı)
  • Zira tarihte -hayatta- imkanlar kendi başlarına gerçeklere dönüşmezler; birisi bileğiyle, beyniyle, emeğiyle, fedakârlığıyla bu tarz şeyleri gerçeklere dönüştürmelidir. Tarih ve yaşam, bu sebepten dolayı devamlı bir yapmadır. Hayatımız bizlere hazır olarak verilmedi; aslolan anlamında yaşam, tamamen, bizim devamlı ve biteviye yaptıklarımızdır. Süreç her an işlemektedir. (Üniversitenin Misyonu)
  • Hayat bir kaostur, insanoğlunun içinde kaybolduğu bir arapsaçı ve karmaşık bir çengel. (Üniversitenin Misyonu)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle



[

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
izmir profilo servisi elf bar vozol
deneme bonusu meritking meritroyalbet bahsine giriş madridbet yeni giriş paralı tombala siteleri