Eğitim

Türklerin Psikolojisi – Erol Göka Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Türklerin Psikolojisi – Erol Göka Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Türklerin Psikolojisi kimin eseri? Türklerin Psikolojisi kitabının yazarı kimdir? Türklerin Psikolojisi konusu ve anafikri nedir? Türklerin Psikolojisi kitabı ne konu alıyor? Türklerin Psikolojisi PDF indirme linki var mı? Türklerin Psikolojisi kitabının yazarı Erol Göka kimdir? İşte Türklerin Psikolojisi kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Erol Göka

Yayın Evi: Timaş Yayınları

İSBN: 9789752636927

Sayfa Sayısı: 288


Türklerin Psikolojisi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

  Fikir dünyasının önde gelen isimlerinden Erol Göka, tarihe bugünden geriye doğru bakıyor, Türklerin bugün öne çıkan topluluk psikolojilerinin geriye doğru izini sürüyor.

Sözlü potlaç kültürü mirasına haiz olan ve halen göçebeliğin izlerini büyük seviyede davranış kalıplarına yansıtan Türklerin ruh dünyasının objektif bir fotoğrafını sunuyor. Kitabı okuyup bitirdiğinizde bugün sokakta, dün Türk tarihinde gördüğünüz birçok olguya yorum getirebileceksiniz.

“Türkler, savaşçı-göçebe, oldukça enteresan fakat dinleri pek gelişmemiş bir topluluktu. İslamiyet’le karşılaşmaları, dağılıp gitmeye mahkûm olan yapılarına adeta can suyu kattı. O dönemde şaha kalkan Türk varlığı, modernlikle karşılaşınca yeni bir problemler yumağının ortasında buldu kendini. Bu öykü, Türklerin Psikolojisi’nde ruhsal yapı ve dışa vuran davranışlar ölçeğinde ele alınıyor. Denemelerden oluşan, okuyanın seveceği, hatta gülüp eğleneceği fakat en o kadar da kara kara düşüneceği bir kitap Türklerin Psikolojisi.” 


Türklerin Psikolojisi Alıntıları – Sözleri

  • “Eski Türklerin bir başka âdeti de çocuğun yaşasın diye ebe tarafınca babasına satılmasıydı. Ebe evladı doğar doğmaz kucağına alarak dışarıya çıkarır ve onu güya babasına satardı. Babası da satın almış olduğu çocuğuna erkekse ‘Satılmış’, kız ise ‘Satı’ adını koyar, ebeye de çocuğun ağırlığınca demir vererek ödeme yapardı.”
  • Vatanım kutsaldır, mekânım Dünya
  • Bir romandan hatırlıyorum, bir mağdur kendisine zulmeden işkencecilere, “her şeyimi alabilirsiniz ama hatıralarım benimle kalacak,” diyordu.
  • Asur, Babil, Yunan ve Roma ilahlarının aksine Gök Tanrı’nın cinsiyetsiz oluşu ve tanrıçalarla evlenmemesi, birçok araştırmacı tarafınca Türklerdeki hanım adam eşitliğinin temeli olarak görülür.
  • Türkler aynı dinde birleşmekle zamanı bir fırsat yakaladılar fakat Türk toplumunun yapısını ve psikolojisini aniden değişiklik yapmak mümkün değildi. Aynı din çatısı altına girmekle azalacağı sanılan kardeş kavgası, İslami bir kılığa bürünüp Alevi-Sünni kavgası adını alarak günümüze kadar geldi.
  • Birbirimize sataşıp duruyoruz, niye bu şekilde yapıyoruz diye sormadan. Suçu hep diğerine, diğeri ilden, diğeri partiden olanlara atıp duruyoruz. Hepimiz iltimastan, adam kayırmacılıktan, haksızlıklardan yakınıyoruz fakat çoğumuz aynı davranış kalıbı içerisindeyiz. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diyenler, ne oldukça burada…
  • Türklerin psikolojisinde erkekliği ve erkeklikten türeyen değerleri öne alma şeklinde bazı unsurlar, savaşçı zihin yapısına katkıda bulunuyor. Ne girip çıktıkları dinler ne kıyısından köşesinden bulaştıkları modernlik, Türklerin erkeklik vurgulu savaşçı zihniyet işleyişini değiştirebilmiş.
  • Cumhuriyet projesini şimdi daha iyi anladığımı sanıyorum. Atatürk’ün “Yurtta barış, cihanda barış” derken ve “uygarlık dersleri” şeklinde naif bir çabaya girişirken, aslolan olarak kara budunu artık savaşçı deposu olmaktan çıkarmayı, insanlık tarihinde mühim bir yeri olan Türklerin, bu büyük topluluğun, yalnızca savaşçılık değil bir kez de uygarlık adına söz almasını hedeflediğini görüyorum.
  • Türk halkının zihni, yüksek tinsel ve güzel duyu değerlerle ilgilenmeye zaman bulamayarak, büyük seviyede savaşçı bir zihin olma hususi durumunu koruyor.

    Barış zamanlarında da savaşçı bir zihin taşımak, bazı özellikleri sebebiyle cemiyet yaşantısında birçok olumsuzluğa neden olur. Biz cemiyet olarak bu olumsuzlukları iliklerimize kadar yaşadık, tanıdık, biliyoruz: Dökülen kanlardan, ideolojik fanatizm dolayısıyla çektiklerimizden, yaşam tarzımızdaki erkeksi kaba sabalıklardan, okuma yazmayı hor görmelerden, uygarca harcanamayan birikimlerin gösteriş ve şatafata dönüşmesinden, televolelerden…


Türklerin Psikolojisi İncelemesi – Kişisel Yorumlar

Kitapta Türklerin göçebe geçmişinin Anadolu’nun yurtlaşma periyodu ve Osmanlı periyodu üstüne değerlendirilmesi oldukça çarpıcı. Burada yazarın istifade etmiş olduğu kişiler/kaynaklar da mühim. Fuad Köprülü’den Ahmet Yaşar Ocak’a, Pertev Naili Boratav’dan Ziya Gökalp’e kadar birçok Türkiyatçı, din tarihçisi, halkbilimci ve sosyolog Göka’nın ‘derin köklerimizi’ irdelerken yoldaşı olmuş. Bilhassa Jean-Paul Roux’a ilişkin “Orta Asya’dan hemen hemen gelmişler şeklinde davranıyorlar” sözünün sahiciliğini, kendisinin de içinde doğup büyümüş olduğu Yörük kültüründe oldukça görmüş. “Mesela köyden birisi Almanya’ya gittiğinde ve bir teyp getirdiğinde tüm köy halkı, yeni bir aygıtın çevresinde yeni bir davranış geliştirebiliyorlar” diyor Göka. Türklerin Psikolojisi’de en ilgi çekici bölüm olan göçebelikten şu paragrafı beraber okuyalım: “Göçebenin dünyasında duvarlar yoktur, evren onun gözünün görebildiği ufuklarda sonlanır. Bu nedenle kendisini evrenin merkezinde hisseder. Göçebe yüce gök ile yağız yer arasındadır, ayakları yerdedir fakat devamlı hareket hâlindedir, gök ise üstünde sonsuz bir kubbe şeklinde uzanır. Var oluşu mekâna kayıtlı değildir, devamlı hareket eder, gider görür. Varlığını mekânda değil sözde gerçekleştirir. Göçebelerde muhkem olan mekân değil sözdür; yerleşikler iyi mi kendilerine görkemli yapılar inşa ediyorlarsa göçebeler de sözün görkemine yaslanırlar. Devamlı hareket hâlinde olmanın gerilimini kalıp ifade ve vecizelerle, sözü sabitleyerek, sınırlandırarak aşmaya çalışırlar. Göçebenin bu hâli, güvenli olarak sadece sözün içinde hareket etme imkânına haiz olan yerleşik insanoğlunun tam aksidir.” [sf. 113-114] (M. Kürşad Baş)

Erol hocanın oldukça doyurucu olan kitaplarından biri . Türklere ilişkin olan ve tartışılan her mevzuda bilgiyi detaylı içeriyor . Bağlantı aktarımları ve mevzu bütünlüğü olarak da güzel bir kitap . Bilmediğiniz oldukça bilgiyi şaşkınlıkla okuyabilirizsiniz . Tavsiye ederim (R.Y.S.)

Türklerin Psikolojisi kitabı, Türk tarihinin etnik kimlik, göç, din, harp, sözlü kültür ögeleri temelinde geniş bir incelemesidir. Psikolojik analizlerden oldukça sosyolojik analizler barındırmaktadır. Bu durum başlangıçta beni birazcık hayalkırıklığına uğratmıştı. Nedense daha ruhsal bir kitap beklemiştim. Ancak okumaya devam ettikçe bu geniş perspektif oldukça hoşuma gitti. Okunmaya kıymet diye düşünüyorum. (Ayşe)


Türklerin Psikolojisi PDF indirme linki var mı?


Erol Göka – Türklerin Psikolojisi kitabı için internette en oldukça meydana getirilen aramalardan birisi de Türklerin Psikolojisi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan bir çok kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Erol Göka Kimdir?

1959 senesinde Denizli’de dünyaya geldi. Ortaöğrenimini “parasız yatılı” olarak Aydın’da tamamladı. 1983’te “Tıp Doktoru”, 1989 senesinde “Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı”, İzmir’de tamamladığı askerlik görevinin arkasından 1992 senesinde “Doçent” olmaya hak kazandı. 1998’de Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Şefi oldu. 2010 yılı başında Konya Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı’na “Profesör” olarak atandı.

Psikiyatrinin birçok alanında meydana getirilen bilimsel çalışmalarda yer almasına karşın ilgisi, daha oldukça psikiyatrinin toplumsal bilimlerle ve felsefe ile kesişim noktalarında yoğunlaşmıştır. İnsanın dinamik özelliklerine ve grup-varlığına olan ilgisi onu psikodinamik yönelimli klinik uygulamalara ve grup psikoterapilerine yöneltmiştir. Bu nedenle bilimsel emek harcamaları ve klinik deneyimleri daha oldukça bu alanlardadır. Psikiyatrinin toplumsal bilimlerle ve felsefeyle olan kesişim noktalarıyla ve psikoterapilerle ilgili oldukça sayıda görüşmede konuşmacı ve hususi davetli konferansçı olmuştur. “Türkiye Günlüğü” ve “Türkiye Klinikleri Psikiyatri” dergilerinin gösterim; birçok tıp ve beşeri bilimler alanındaki derginin danışma kurullarında bulunmaktadır.

Mesleki alanda yayınlanmış kitapları içinde öne çıkanları “Psikiyatri ve Felsefe”, “Felsefe ile Psikiyatri”, “Hayatın İçinde Psikiyatri”, “Varoluşun Psikiyatrisi”dir. Psikiyatri uygulamalarının deneyimi ve felsefi ilgilerinin sonucu olarak ortaya çıkan görüşlerini “Hayata ve Aşka”, “Kadınlar, Erkekler, Âşıklar”, “Ölme” kitaplarında toplamıştır.

Büyük grupların davranışlarının dinamiklerine ve tarihsel kökenine yönelik çabasının ürünü olan “İnsan Kısım Kısım: Topluluklar, Zihniyetler, Kimlikler” adlı kitabının yanı sıra Türklerin tarih süresince değişmeyen tutumlarını anlamaya yönelik araştırmalarını “Türk Grup Davranışı” adı altında 2006 senesinde yayınlamıştır. Bilimsel ve toplumsal çevrelerin yoğun ilgisini çeken ve birçok emsalsiz görüşü barındıran bu emek harcama, oldukça verimli tartışmalara niçin olmuştur ve olmaktadır. “Türk Grup Davranışı” kitabı sebebiyle Göka, Türkiye Yazarlar Birliği “2006 yılı Yılın Fikir Adamı Ödülü”ne layık görülmüştür. Erol Göka, “Türk Grup Davranışı” adı altında başlatmış olduğu ve halen devam eden çalışmalarını kitaplaştırmaktadır. “Türklerin Psikolojisi”, “Türklerde Liderlik ve Fanatizm” ve “Türk’ün Göçebe Ruhu” bunlardandır.

Mesleki alanın yanı sıra fikir dünyasını da ilgilendiren mevzularda birçok kitap yazmış; cemiyet psikolojisiyle ilgili bir otorite olarak tanınması sebebiyle görsel ve yazılı medyada gerek sunucu gerek konuşmacı olarak onlarca defa yer almış; üniversiteler, sivil cemiyet örgütleri ve resmi kurumlarca toplantılara çağrı edilmiştir. Erol Göka, 2008 senesinde, “ilmi çalışmalarıyla Türk milletinin ufkunu açan eserler ortaya koyması” dolayısıyla, “Ziya Gökalp/ Türk Ocakları İlim ve Teşvik Armağanı”na layık bulunmuştur.


Erol Göka Kitapları – Eserleri

  • Geçimsizler
  • Ölme – Ölümün ve Geride Kalanların Psikolojisi
  • Hayatın Anlamı Var mı?
  • ‘Gerçek’ İnsanın Yüzünde Yazar mı?
  • Türklerin Psikolojisi
  • Mutedil Müslümanların Günümüzdeki Düşmanları
  • Varoluşun Psikiyatrisi
  • Kadınlar, Erkekler, Aşıklar
  • Aşk Her Şeyi Affederse
  • Psikiyatri ve Felsefe
  • Türk’ün Göçebe Ruhu
  • İnternet ve Psikolojimiz
  • Yedi Düvele Karşı
  • Bilimlerin Vicdanı Psikiyatri
  • Hoşçakal
  • İnsan Kısım Kısım
  • Ilkin Söz Vardı
  • Türk Grup Davranışı
  • Yalnızlık ve Umut
  • Kalpten
  • Hasta Bedenin Ruhu
  • Buradan Bu şekilde / Hayatın Psikososyopolitiği
  • Hayata ve AŞKA…
  • Psikoloji Varoluş Maneviyat
  • Freud


Erol Göka Alıntıları – Sözleri

  • Hayatın ne işe yaradığını idrâk edebilmek için ömrün sonuna gelmek gerekmiyor. Tıpkı deniz suyunun tuzlu bulunduğunu idrak etmek için tüm denizi içmek gerekmediği şeklinde. Bir damla tatmak, bir süre yaşamak yetiyor. Hayatın meşakkatli bir seyahat bulunduğunu görmek için. (Hayatın Anlamı Var mı?)
  • İnsan, öncesinden anasının kucağına, bir dilin, bir geleneğin içine doğardı, şimdiki çocuklar fazladan dijital hızla gelişen teknolojinin de içine doğuyorlar. Dijitallik, adeta onların ana dili şeklinde, bizim içinse öğrenmeye, kekeleyerek konuşmaya çalıştığımız bir yabancı dil. (İnternet ve Psikolojimiz)
  • ” Öğrenip savaşım etmek, savaşım edip öğrenmek ve yeni bir dünya oluşturmak için çalışmak mecburiyetindeyiz. Başka çaremiz yok. ” (Mutedil Müslümanların Günümüzdeki Düşmanları)
  • Bugünkü bilimsel bilgilerimiz; insanoğlunun bilincini, bir başka bilincin istekleri doğrultusunda tamamen değiştiren, boyun eğdiren ve her koşulda itaat ettiren bir maddenin, ilacın ya da hipnoz şeklinde bir tekniğin olmadığını göstermektedir. (Psikiyatri ve Felsefe)
  • Bana o şekilde geliyor ki, dostluk da aşk şeklinde insan varoluşunun daha çocuklukta kökleşmiş temel koreografisinde sağlam bir yere haiz. Sanki rekabeti de öğrenmek zorunda kaldığımız aile ortamında kardeşlik hisleri kana kana yaşanamadığı için kalbimizde “ideal kardeşlik” için bir yer açılıyor ve hayatımızın içinde ruhları ruhlarımıza değen, ortak erdemlerde buluştuğumuz azca sayıdaki insanı o makama yerleştiriveriyoruz. (Yalnızlık ve Umut)
  • Biz de onlara demeliyiz ki “Bu yaptıklarınıza akıl değil, dizgin tutmaz hırs ve tamahın niçin oldu, aklın bu işte bir günahı yok. Siz insanı insan meydana getiren her şeyi olduğu şeklinde aklı da varoluşumuzun merkezindeki kalpten kopardınız, bizi ilkin Yaratıcımızdan sonrasında da ahlâk ve vicdandan, merhametten ve erdemlerden, güzellikten ve tabiattan yoksun bıraktınız!” (Kalpten)
  • Ontoanalitik terapinin temel amacı, ferdin kendisiyle, başkalarıyla ve dünyayla, etkili ve doyurucu bir ritmik kapasite içersinde yaşayabileceği açıklığı ve olanakları göstermeye çalışmaktır. (Varoluşun Psikiyatrisi)
  • Her toplumun ve kültürün yaşlılık tanımı, yaşlıya ve yaşlılığa bakışı farklıdır. Tarihte tam bir yaşlı egemenliği ile yönetilen toplumlar olduğu şeklinde, yaşlılarını tenha yerlerde ölüme terk eden topluluklar bile olmuştur. (Hayata ve AŞKA…)
  • Yetkin bir yaşam, sadece erdemli bir yaşam sürmekle elde edilebilir. (‘Gerçek’ İnsanın Yüzünde Yazar mı?)
  • Ibadetler, gündelik yaşamın olağan seyrine bir mola, ara vermedir. Ara veririz şu sebeple bu sayede insan olma kaderinin bizlere yüklediği gerçeklerle yüzleşme fırsatı yakalarız. Dünya hayatına yakarma esnasında bir nebze olsun ara veren, ayraç açan insan, içine batmış olduğu narsisizmden, kişilik davasından kurtulma imkânı bulur. En yüksek eşitlik haline yakarma sırasındaki kulluk bilinciyle ulaşılır. İnsan kardeşlerimizle esastan bir farkımız olmadığını algı ettikçe bu kez sahiden yükseliriz. Hayata ve insanlara bakışımız köklü bir şekilde değişmiş olur. (Psikoloji Varoluş Maneviyat)
  • .
    “Türk grup davranışının en belirgin özelliklerinden birisi nedir?” diye sorulsa, derhal, “gösteriş ve şatafat düşkünlüğü” diye yanıt veririm. Gerçekten de şu şekilde dikkat kesilip ülkemizdeki yaşam alanlarına baktığımızda geri bıraktırılmış bir ülkede olması ihtiyaç duyulan rasyonel davranış kalıplarıyla asla uyuşmayan, sosyopatiye ve mafiyöz oluşumlara çanak tutan bu gösteriş ve şatafat düşkünlüğünü derhal görürüz: Bin bir model arabaların doldurmuş olduğu yollarımız, giyim kuşamdaki marka merakımız, şehirlerimizin caddelerinde her insana şan olsun diye gezinen düğün alayları, sünnet merasiminden parti toplantılarına asla susmayan davul zurnalar, övünç vesilesi olan çocuklarımızı yolladığımız okullara ödenen paralar, yazlığımızın oda sayısı, köklerini ta nerelere kadar uzatmaya çalıştığımız soyumuz… Köklü bir Tasavvuf geleneğine haiz olsa da bu topraklarda mütevazılığın nişanesi olan postlar bile en lüks yaşamayı hak eden “mersedesli şeyhler” kılığına girmekte gecikmemiş.
    . (Türk Grup Davranışı)
  • Biz bir dilde tasfiye hareketine maruz kaldık. Güya öze doneceğiz derken dilin ana deposu olan gelenekle tarihle bağları acımadan sökülüp atıldı. Biroldukça durum için benzeri mısaller verilebilir fakat konumuzla bağlantılı olduğundan dolayı, geçenlerde internette dolanan tarihçi Halil İnalcık hocaya atfedilen bir sözden bahsedeyim. Hoca, “stres” kelimesinin olur olmaz yerde kullanımına isyan ediyor ve şunları söylüyordu: “Bin kelimeyle iktifa edersek zihni melekelerimiz dumura uğrar. Herkesin ağzında bir stres. İyi de stresten maksadın ne güzelim? Dert mi, gam mı, kahır mı, üzüntü mi, gussa mı, yeis mi, tasa mı, mihnet mi, elem mi, üzüntü mü, kaygı mi, kasvet mi, nedamet mi, melal mi, enduh mu, hüzün mü, hüsran mı, hicran mı, ızdırap mı, inkisar mı, kâbus mu, hafakan mı, teessüf mü, teessür mü, vehim mi, bunalım mı,matem mi, gaile mi? Söyle hangisi?” (Psikoloji Varoluş Maneviyat)
  • .
    Dünyanın en disiplinli ordularını kurabilen, evlerinde konuklarına karşı görkemli bir saygı ve alicenaplık sunabilen Türkler, kendi yalnızlıklarıyla baş başa kaldıkları ve onlardan rasyonel davranma ve başkalarının haklarına saygı bekleyen trafik düzeninde beş otomobil bir şeritte muntazam bir şekilde bile ilerlemeyi başaramıyorlar.
    . (Türk Grup Davranışı)
  • Erich Fromm, özgürlük korkusunu işler birçok eserinde. Despotik rejimlerin var olabilmesini özgürlük korkusundan ödleri patlayanların sığınacak liman arama hissiyatlarına bağlar. Demek ki iradeyi, insanoğlunun kuralcılıkta ne kadar ileri gittiğinde değil, özgürlüğünü yönetebilme kapasitesinde arayacağız. Bu fark oldukça mühim! (Hayatın Anlamı Var mı?)
  • Ibiza’da Orta Çağ’dan kalma bir güneş saatinin üstünde “Ultima multis”, yazar. Yani “Bugün birçok insanoğlunun son günü olacak.” (Hoşçakal)
  • Kierkegaard, umutsuzluğa ölümcül hastalık diyor. (Yalnızlık ve Umut)
  • ……..ruhsal aygıtımız da bilgili çabamızın karışamadığı bir işleyişiye haizdir. (Geçimsizler)
  • Cumhuriyet projesini şimdi daha iyi anladığımı sanıyorum. Atatürk’ün “Yurtta barış, cihanda barış” derken ve “uygarlık dersleri” şeklinde naif bir çabaya girişirken, aslolan olarak kara budunu artık savaşçı deposu olmaktan çıkarmayı, insanlık tarihinde mühim bir yeri olan Türklerin, bu büyük topluluğun, yalnızca savaşçılık değil bir kez de uygarlık adına söz almasını hedeflediğini görüyorum. (Türklerin Psikolojisi)
  • Bir insanoğlunun özelliklerini, güzel, çirkin, histerik, takıntılı olup olmamasını sadece âşık değilsek saptayabiliriz. Aşk, tüm bu tarz şeyleri siler, her insanın sevgilide gördüğünü âşık görmez; hepimiz için bayağı önde gelen sevgili onun için herkesten farklıdır; mühim olan hakkaten bir fark olup olmaması değil, bizatihi “fark”tır. (Hayata ve AŞKA…)
  • Bir ilişki yaşandığı sırada mutlu ve olgunsanız, sanılanın aksine, bu şekilde bir ilişki kişisi vefat ettiğinde onun ölümünü kabullenmeniz daha kolay olur. (Ölme – Ölümün ve Geride Kalanların Psikolojisi)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle



[

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
düşmeyen takipçi satın al tiktok takipçi satın al Instagram takipçi hilesi instagram yabancı takipçi satın al takipçi satın al
viagra meritking meritroyalbet bahsine giriş madridbet yeni giriş paralı tombala siteleri