Eğitim

Sistem Olarak Tarih – José Ortega y Gasset Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Sistem Olarak Tarih – José Ortega y Gasset Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Sistem Olarak Tarih kimin eseri? Sistem Olarak Tarih kitabının yazarı kimdir? Sistem Olarak Tarih konusu ve anafikri nedir? Sistem Olarak Tarih kitabı ne konu alıyor? Sistem Olarak Tarih PDF indirme linki var mı? Sistem Olarak Tarih kitabının yazarı José Ortega y Gasset kimdir? İşte Sistem Olarak Tarih kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi…

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: José Ortega y Gasset

Çevirmen: Neyyire Gül Işık

Yayın Evi: İş Bankası Kültür Yayınları

İSBN: 9786053603726

Sayfa Sayısı: 93


Sistem Olarak Tarih Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

José Ortega y Gasset (1883-1955): I. Dünya Savaşı’ndan sonrasında İspanya’da kültür ve edebiyatı tekrardan canlandırma hareketinde yer edinen mühim aydınlar içinde yer alır.

Madrid Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi görmüş,

Berlin, Leipzig ve Marburg’da çalışmalarını sürdürmüştür. Ülkesine döndükten sonrasında Madrid Merkez Üniversitesi’ne atanmış, iç cenk esnasında İspanya’dan ayrılana dek doğa ötesi kürsüsünde dersler vermiştir. Yazar en meşhur yapıtlarından kabul edilen Sistem Olarak Tarih’te…

‘Tarih, yaşamımız olan temel gerçeğin dizgesel bilimidir.’ demektedir. José Ortega y Gasset’in Kitlelerin Ayaklanması adlı eseri de Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nde yayımlandı.

(Tanıtım Bülteninden)


Sistem Olarak Tarih Alıntıları – Sözleri

  • “Yol üstü bir gerçek olan, aslı gereği seyyah olan insanoğlunu anlamayı dileyen bir kimse, tüm durağan kavramları kaldırıp atmalı ve dur durak bilmeyen bir yolculuğun kavramlarıyla düşünmeyi öğrenmelidir.”
  • “Fikir üzerine birazcık durup konuşmakta yarar var, öyleki ya, dünyadaki onca şey içinde günümüzde minimum moda olan mevzu bu… Fikir, görkemli çağlarında çevresindeki her şey onu pohpohluyorken, sanki özüne yabancılaşarak yaşıyormuş şeklinde hisseder kendini ve şimdi asla kimseden saygınlık görmemesi yardımıyla özüne tekrardan kavuşmakta, varlığının en saf biçimine erişmektedir; tıpkı eşref saatinde, başlangıç saatinde, yalnızca kimselerin bilmediği gizli saklı bir tomurcuklanma aşamasındayken olduğu şeklinde, hatta daha çok; başkaları hemen hemen varlığından habersizken, dışardan birileri gelip onu ayartmaksızın, yalnızca kendi kendisi olmaya çalmış olduğu zamanlardaki şeklinde.”
  • “Auguste Comte 1844’de şunları yazmıştı: “Bugün şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki, geçmişin bütününü yeterli biçimde açıklayacak olan bir öğreti, sadece bu sınavdan geçmenin sonucu olarak bile, kaçınılmaz bir şekilde geleceğe zihinsel açıdan hâkim olacaktır.” “
  • “… İnsan yalnız kaldığında zekâsının salt kendisi için, kendi münzevi yaşamının hizmetinde işlemeye başladığını keşfeder, dışa dönük ilgilerden yoksun, fakat güvertesine kadar yüklü bir vapur misali, deniz kazasına uğrama tehlikesinde bir yaşamdır o ve en derin ilgilerle dopdoludur.”
  • …birinin “âşığı olmak” nedir biliyorum, ne mükemmel şeydir biliyorum, fakat sınırlarını da biliyorum. Demek oluyor ki, yarın birinin âşığı olmamamın sebebi, daha ilkin olmuş olmam. Eğer aşk denen o deneyimi enine boyuna yaşamış olmasaydım, ben şimdi kalkar, Hermione’nin âşığı olurdum.
  • “Toplu inancın elle tutulabilir gerçeği diyelim, onu sizin ya da benim kabullenmemiz değildir, tam tersine, bizim rızamız olsun olmasın, kendi gerçeğini bizlere dayatan, bizi onu hesaba katmaya zorlayan odur.”
  • “İnsan kendi kendisini ortam koşuluna bağlı olarak yaratır, durumsal bir Tanrı’dır.”
  • “Bilgi “organik”, üzerine üstlük, insanoğlunun onsuz yapamayacağı bir işlem değildir, insanoğlunun bazı deneyimler sonucunda varmış olduğu -icat ettiği- salt tarihsel bir “yaşam biçimi” dir, daha başka deneyimler ufukta belirdiğinde de ondan kopacaktır.”
  • İnsan kendi kendisini ortam koşuluna bağlı olarak yaratır, durumsal bir Tanrı’dır.
  • “Doğa teriminin tarihçesini burada yapmak mümkün değil, özetlemek de yetersiz kalır. Sözü kısa kesmek için bir değinmeyle yetineceğim: Doğa teriminin kusursuz bir süreklilikle, Aristoteles için taşımış olduğu anlamdan çıkıp, olguların yasası anlamına dönüşmüş olması şaşırtıcı değil mi? İki anlam arasındaki mesafe çok önemli değil mi? O mesafe -dikkat buyrulsun- Antik Çağ insanından çağıl insana evreni düşünme biçiminin geçirdiği koskoca değişimi ihtiva eder. Şimdi bir bakalım: Acaba tüm bu evrim çerçevesinde tabiat teriminde değişmemiş olan nedir?
    Avrupa insanının iyi mi da Yunan insanının mirasçısı olduğu pek azca mevzuda bu denli açık seçik görülür. Ama bir miras yalnızca bir gömü demek değildir; hem de bir yüktür, bir zincirdir. Tohumu tabiat teriminde gizli saklı bulunan o zincir bizi Helen yazgısına esir etmiştir.”


Sistem Olarak Tarih İncelemesi – Kişisel Yorumlar

Sonlarına doğru ya ben ne okuyorum dedirten bir kitap. Başı oldukca akıcı. Fakat sona doğru sıkıyor. Felsefik ağırlığını ortaya koyuyor. İnsanoğlunun doğası yok zamanı var diyor Gasset. Aslında söylediği şeyler oldukca doğru. İnsan tarihsel bir varlıktır. Benim yaşamım olan gerçeğin dizgesel bilimi diye tanım ediyor zamanı. Sonuna doğru sıkılmayı göze alanlara okumasını tavsiye ederim. (Kitapokur)

İspanyol felsefeci Gasset Birinci Dünya Savaşı, Rusya Bolşevik Devrimi , Mussolini ve Hitler’in totalitarizm dönemlerinin Avrupa tarihindeki bunalımlarının üstüne 1935 senesinde felsefi projesinin izlerini taşıyan eseri Sistem Olarak Tarih’i yazmış. Toplamda 9 ayrı bölüm üstüne kurulmuş. Özetlemek gerekirse;
Yaşam inanışlar üstüne temellenmiştir.
Akla imanın son buluşu
Fikirler ve İnanışlar
Fizikçiliğe ve Doğacılığa eleştiri
İnsan ve Doğa
Eleacılık, Avrupa insanının zihinselleşmesi
Dram olarak insan
İnsanın doğası yoktur
Akıl ve Tarihsel akıl
üstünde yoğunlaşmış.
Bilhassa insanı doğası değil kendi yaşanmışlıkları, tecrübeleri yönlendirir, şu demek oluyor ki TARİHİ diyor
ve son olarak etkieyici cümlesiyle bitirmek isterim; Hayal etmek, olayların önünde gitmektir… (Iraz)

Gasset’in okuduğum ilk kitabı bu. O açıdan yeni bir düşünürü tanımanın merakı içinde başladım kitaba. Ama bu merak kısa sürede kendini şaşkınlığa bıraktı. Zira ortada büyük bir felsefi iddia var: Düşünür, fizyolojik-matematik akla karşı çıkıyor, ona karşı tarihsel aklı korumak için çaba sarfediyor. Aslında bu bir müdafa da değil, bundan dolayı artık fizyolojik-matematiksel akla inanç etmiyoruz ona nazaran. Bunun şeklinde pek oldukca iddia yer ediniyor kitapta, dizgesel olarak. Okurun hoşgörüsünden yararlanarak yapıyor bunu Gasset. Bize de bu beklenmedik felsefi çağrı karşısında tek bir şey kalıyor: düşünmek, irdelemek. (Mehmet Acar)


Sistem Olarak Tarih PDF indirme linki var mı?


José Ortega y Gasset – Sistem Olarak Tarih kitabı için internette en oldukca meydana getirilen aramalardan birisi de Sistem Olarak Tarih PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan bir çok kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF’leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı José Ortega y Gasset Kimdir?

José Ortega y Gasset (9 Mayıs 1883 – 18 Ekim 1955), Madrid doğumlu İspanyol felsefeci.

Hakkında

Madrid ve Alman üniversitelerinde okudu. 1910’da doğduğu kente (Madrid) dönerek doğa ötesi profesörü oldu. Çeşitli dergiler çıkararakİspanya’da kültür ve edebiyatı tekrardan canlandırma hareketinde mühim bir isim oldu. La Revista de Occidente bu dergilerin en tanınmışıdır.

İç savaşın çıkmasıyla İspanya’dan ayrılan Gasset, ilkin Fransa’da, sonrasında Arjantin’de yaşadı.

Yaşamının son yıllarında yine İspanya’ya döndü ve 1955’te Madrit’te öldü.

Ne söylediği kadar iyi mi söylediğine de ehemmiyet veren bu İspanyol felsefeci, Camus’ye nazaran “Nietzsche’den sonrasında kim bilir en büyük Avrupalı yazar”dır. Varoluşçu fikir içinde anılması ihtiyaç duyulan mühim düşünürdür.

Kültürel ve siyasal açıdan muhafazakâr kabul edilen Gasset, tıpkı öteki varoluşçu düşünürler şeklinde, insan söz konusu olduğunda, varoluşun özden ilkin geldiğini söyler. Ona nazaran, taşa bir varoluş verilmiştir, onun olduğu şey olması için çarpışması, savaşım etmesi gerekmez. Oysa, insan, içinde bulunmuş olduğu her anda, varoluşunu tekrardan yaratmak, özünü belirlemek durumundadır.


José Ortega y Gasset Kitapları – Eserleri

  • İnsan ve ”Herkes”
  • Sevgi Üzerine
  • Kitlelerin Ayaklanması
  • Sistem Olarak Tarih
  • Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üzerine Düşünceler
  • Tarihsel Bunalım Ve İnsan
  • Kütlelerin İsyanı
  • Quijote Üstüne Düşünceler
  • Avcılık Üzerine
  • Üniversitenin Misyonu
  • Kütüphanecinin Görevi
  • Çağımızın Meselesi


José Ortega y Gasset Alıntıları – Sözleri

  • Yaşam kökten yalnızlıktır. (Tarihsel Bunalım Ve İnsan)
  • “..diğeri insanlarla beraber yaşadığımız, normalde dünya diyince anladığımız, gerçek dünya olan ortak nesnel dünya … ne benimdir ne senin; açık seçik karşımızda bulunmaz, başkalarıyla beraber yaşarken oluşturduğumuz çok önemli bir yorumdur, fakat o ‘yorum’ niteliğiyle, hiçbir vakit bizlere gerçek yüzünü göstermediğinden, o yüze hep el yordamıyla ulaştığımızdan ve hep bilmecelerle, bilinmedik kesitlerle, tedirginlik verici şaşırtmacalarla, hilelerle, tuzaklarla dolu bulunduğunu sezdiğimizden, hep sorunludur. Ötekinin benim için bilinmedik bir yabancı olarak varlığı, ikimize ortak olan o dünyanın üzerine yansır; o dünya da -daha ilkin söylediğimiz gibi- o nedenle, şu demek oluyor ki ötekilerden kaynaklandığı için gerçek ‘bendışı’dır; bu yüzden de, benim gözümde büyük bilinmeyeni, resmen yabancılık durumunu oluşturur. Bir cemiyet oluşturduklarından dolayı tüm insanlara ilişik olan, nesnel dediğimiz dünya, toplumun, son elde insanlığın işlevindedir.” (İnsan ve ”Herkes”)
  • “Öyleki bir olgu var ki günümüzde, iyiliği kötülüğü bir yana, Avrupa’nın kamusal yaşamında en büyük önemi almış durumda. Bu olgu topluma tümüyle kitlelerin başat olmasıdır. Oysa kitleler, tanımları gereği, kendi yaşantılarını yönetmemelidirler ve yönetemezler, hele topluma hükmetmeleri olacak iş değildir, dolayısıyla Avrupa, halklarının, ulusların, kültürlerin karşılaşacağı en ağır bunalımın içine düşmüş bulunuyor. Tarihte birkaç kez ortaya çıkmış bir bunalımdır bu. Çehresi de neticeleri da tanıdıktır. Adı da tanıdıktır. Kitlelerin ayaklanması denir adına.” (Kitlelerin Ayaklanması)
  • “Yol üstü bir gerçek olan, aslı gereği seyyah olan insanoğlunu anlamayı dileyen bir kimse, tüm durağan kavramları kaldırıp atmalı ve dur durak bilmeyen bir yolculuğun kavramlarıyla düşünmeyi öğrenmelidir.” (Sistem Olarak Tarih)
  • Bu denemelerde arananlar şunlar: Bir olgu ele alındığında -bir insan, kitap, tablo, görünüm, hata, sızı- onu en kısa yoldan anlamının bütünlüğüne eriştirmek. Hayatın daima kıyıya vuran dalgalarını geri çekmesiyle beraber bir enkazın yetersiz kalıntıları şeklinde ayaklarımıza attığı her türlü malzemeyi öyleki bir düzene yerleştirip yerleştirmek ki güneş üzerlerinde sayısız yansımalar yaratsın. (Quijote Üstüne Düşünceler)
  • “… İnsan yalnız kaldığında zekâsının salt kendisi için, kendi münzevi yaşamının hizmetinde işlemeye başladığını keşfeder, dışa dönük ilgilerden yoksun, fakat güvertesine kadar yüklü bir vapur misali, deniz kazasına uğrama tehlikesinde bir yaşamdır o ve en derin ilgilerle dopdoludur.” (Sistem Olarak Tarih)
  • “Politika denen şey, kişilerin kendilerine bir makam edinmek için ülke çıkarlarını öne sürdükleri çeşitli entrikalardan ibaretti.” (Tarihsel Bunalım Ve İnsan)
  • “Neresi olursa, neresi olursa … yeter ki dünyanın haricinde olsun!” (Sevgi Üzerine)
  • “İnsan nede olsa, sevgisi de öyledir. Bu nedenle, bir insanoğlunun iyi mi birisi olduğu mevzusunda en kati belirtiyi sevgide bulabiliriz.” (Sevgi Üzerine)
  • Öyleki yüzyıllar vardır ki, dileklerini yenilemeyi bilmediklerinden doygunluktan ölürler… (Kitlelerin Ayaklanması)
  • “Sevgide varolan şey, büyülenme sebebiyle teslim olmaktır.” (Sevgi Üzerine)
  • “İnsanoğlunun daima bizimle aynı şeyi sevdiğini ve seveceğini varsaymak kendini beğenmişlik olur. Hayır, bizlere yabancı olan tüm insanî şeyler içine sığsın diye kalbimizi genişçe yayalım. Dünya üstünde tekdüze bir benzerlikten ziyade başa çıkılmaz bir çeşitliliği tercih edelim.” (Quijote Üstüne Düşünceler)
  • Çevrenizdeki iyi yada fena talihleri ortasında, kendilerinin ne olduğu hakkında zerrece şüpheye düşmeksizin, hayatta kaybolmuşcasına, uyur-gezer dolaştıklarını müşahade edeceksiniz. Onların, kafalarında fikirler taşıdıklarını gösterircesine, kendileri ve çevreleri hakkında kati ifadelerle konuştuklarını görmüş olacaksınız. Fakat bu fikirleri tahlil etmeğe başlarsanız, işaret ettikleri görülen realiteyi {hiç de} yansıtmadıklarını anlayacak ve daha da derinlere inerseniz, fikirleri bu realiteye uyarlamak için hiçbir teşebbüste dahi bulunmadıklarını keşledeceksiniz. Tam tersine; bu kimse, düşünceleriyle, realitenin her hangi bir şahsî görüntüsünü, yaşamını kesmek istiyor. Hayat, başlangıçta, insanoğlunun içinde kaybolduğu bir kaostur. Fert bundan şüphelenir, fakat bu müthiş realite ile karşı karşıya gelmekten ürker ve onu bir hayal perdesi ile örtmeğe çalışır. “Fikirler”in doğru olmaması onu düşündürmez, o bu “fikirler”ini kendi varlığını korumak için çaba sarfetmek için siper, realiteyi korkutmak için bir bostan korkuluğu olarak kullanır. (Kütlelerin İsyanı)
  • “Seven hanım, ilgi görmemektense, sevgilisinin kendisine çektireceği acıları yeğler.” (Sevgi Üzerine)
  • Fikirler olmadan insani seviyede bir yaşam sürdüremeyiz. Yaptıklarımız onlara bağlıdır… Biz fikirlerimiz her neyse oyuz. (Üniversitenin Misyonu)
  • Nitekim matematikte olduğu şeklinde psikolojide de bir önsel gerçeklik vardır, her iki düzlemde de düşsel yapılandırmaya olanak veren odur. Yalnızca olayların yasalarının olduğu, fakat bir imgelem yasası bulunmayan yerde yapılandırma olanaksızdır. Salt ve sınırsız bir kapris olur ki o bağlamda hiçbir şeyin varlık sebebi bulunmaz. (Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üzerine Düşünceler)
  • 1916’da Almanlar’ın savaşı kaybedeceklerini yazdığımı hatırlıyorum, bundan dolayı onlar muharebeye zaferden son aşama güvenilir olarak girmişlerdi; akılları tamamen işgal etmekteydi, bir tek savaşmayı asla düşünmüyorlardı. İnsan herhangi bir mücadeleye yıkım ve yenilgi de dahil tüm ihtimallere hazır olarak girmelidir. Zira bunlar da zafer şeklinde yaşamın her an için yüzüne geçirebileceği maskelerdendir. Her geçen gün, oldukca fazla güvenin insanı başka her şeyden fazla demoralize ettiğine olan kanaatım daha bir açıklıkla pekişiyor. Tarihin tüm aristokrasileri kendilerini oldukca fazla güvende hissettikleri için tedavisi olanaksız yozlaşmalara maruz kalmışlardır.
    Ve bu son zamanların, bilhassa yetişen neslin, hastalıklarından biri teknolojik ilerleme ve toplumsal yapılanma yardımıyla dünyadaki birçok şey hakkında kendisini fazla güvende hissetmeye olan eğilimidir. (Üniversitenin Misyonu)
  • Kütleler, azınlıklara itaat etmiyor, peşlerinden gitmiyor ve onlara saygı etmiyor; tersine, onları bir kenara itip yerlerine kendileri geçiyorlar. (Kütlelerin İsyanı)
  • Zira tarihte -hayatta- imkanlar kendi başlarına gerçeklere dönüşmezler; birisi bileğiyle, beyniyle, emeğiyle, fedakârlığıyla bu tarz şeyleri gerçeklere dönüştürmelidir. Tarih ve yaşam, bu sebepten dolayı devamlı bir yapmadır. Hayatımız bizlere hazır olarak verilmedi; aslolan anlamında yaşam, tamamen, bizim devamlı ve biteviye yaptıklarımızdır. Süreç her an işlemektedir. (Üniversitenin Misyonu)
  • Hayat bir kaostur, insanoğlunun içinde kaybolduğu bir arapsaçı ve karmaşık bir çengel. (Üniversitenin Misyonu)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle



[

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
toptan çakmak smm panel
ataşehir escort pendik escort sitene canlı tv ekle bonus veren siteler deneme bonusu veren siteler madridbet meritking kingroyal madridbet yeni giriş kingroyal giriş